Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Eylül '06

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1856
 

Her oda farklı renk

Her oda farklı renk
 

Duvarlarımı boyuyorum. Bir baştan bir başa.. Her odamı farklı renge...

Giriş:(Antre)

Hayata ilk gözlerimi açtığımda, 21 yaşındaydım. Ondan öncesini hatırlamıyorum. İlk kez nefes aldım doyasıya, ilk kez kokladım etrafı, ilk kez dokundum, ilk kez ilk olmasından ürkmeden, ne yaptığımı düşünmeden davrandım, umarsızca..

Doğduğun gün değil yaşamaya başladığın gün. İlk kez kendini gerçekten var hissettiğin gün. Kendine güveni olmayan, korkakça nefes almaya çalışan, aldığı nefesin ses şiddetini ölçmeye çabalayan biri yaşıyor olamaz. Atacağı her adımı sen de üç, ben diyeyim yedi defa düşünüyorsa, çılgınlık yapamıyor çünkü insanların tüm gözlerinin -başka işleri yokmuş gibi- kendine odaklanacağı endişesiyle yaşıyorsa, yaşıyor mudur gerçekten?

Beyaz... Antre beyaz olmalı. İçeri girince başlıyorsan görmeye, tanımaya dokunmaya ve içeri girmene yardımcı olmaya çalışıyorsa, antre beyaz olmalı. Yepyeni, bembeyaz bir sayfa açılır diye başlayan yazıları hatırlatmalı. Kapıyı açıp içeriden az miktar görmeye başladığın yer burası. Kafanı biraz uzatsan daha fazla göreceksin diğer odalardan, her yerden bir parça.

Yaşayacağın her anıdan bir parçayı, doğdugun gün yaşarsın.

Salon:

En sevdiğin eşyaları yerleştirdiğin galeri mi? Hani herkes görsün de anlatacak konu olsun diye bazen resimleri dizdiğin, bazen antika taa paşam sultandan kalma takımları boy hizasına sokup bir sehpanın üzerine zincire vurduğun yer mi?

Büyükanneden kalma yemek takımları, aileyle çekilmiş fotoğraflar, çeyizinden kalan bir kaç örtü, arkadaşlarından gelen hediyeler, belki büyük bir kütüphanenin ardına düşmüş bir kaç mektup... Hayatının hepsini burada saklıyorsun farkında olmadan. O yüzden biraz küf kokar salon, biraz anı, yıpranmış belki de çoktan bitmiş hayatları barındırır içinde. Yeşilden kahverengiye çalan ağır tonları koklarsın girince. Kokladıkça seversin, hüzün saklıdır. Arkada taa eskilerden bir melodi eşlik eder adımlarına, kaybolmazsın.

Hol-yatak odası:

Geçiş dönemin.... Yürüdükçe, bildiklerinden gördüklerinden uzaklaşırsın. Beklersin bir süre, sonra sıkılırsın tekrar yürümeye başlarsın. Fakat tuhaf olanı, merak edersin bir sonraki anı.. ürküp kaçmayanlar için yolun sonunda bir oda daha... Hol sarı olmalı, ama koyudan açığa yol almalı. Zaman geçtikçe soluklaşmalı.. Senin gibi...Benim gibi..

Kapı koluna dokunduğun an açılır kapı, pencereler açıktır ve rüzgar olanca şiddetiyle eser. Hemen kaynağa doğru ilerlersin, pencereyi kapatırsın. Sakinleşti ortalık.

Kimi zaman hain bir rüzgarın savuruşlarıyla birbirine girmiş, kimi zaman olabildiğince dingin.. Bazen sessiz sedasız dökülen gözyaşlarını saklar bu oda, bazen kaçamakların tapınağı oluverir. Kahkahalarla hıçkırıklar birbirine karışır.

Aşkın en saf haline bürünmüşken pembe, belki biraz acı da eklemek gerekir. Ama fazla değil.

Eflatun hikayeler anlatılır kimi yaşanmış, kimi yaşanmamış. Anlayamazsın bu odayı, dengesini yitirmiştir savrulmaktan, rüzgardan, duvarlara vurulmaktan.. Artık sevilse bile, sevilemediği zamanların karabasanları sinmiştir duvarlara...

Belki bir duvarı aşka, bir duvarı hüzne, bir duvarı aldatılmışlığa ve bir duvarı da arkadaşlığa boyarım farkında olmadan. Tabana intikam, tavana da affetme koyar kapatırım kapımı.

Banyo:

Gözyaşların görülmesin diye alelacele kaçmadın mı hiç buraya? Kendini kötü hissettiğinde, tüm düşüncelerinin içinden akıp gitmesini dilediğinde sığınmadın mı?

Akan suyun çıkardığı sesin tüm düşüncelerini alıp götürmesini dilemedin mi hiç, olmayacağını bile bile? Sakinleşmek istediğinde olanca hızınla atmadın mı hiç kendini suyun altına? İçin yanıyorsa eğer, soğuk suyun soğukluğunu bile farkedemediğini farkedip üzülmedin mi?

Tüm vücüdunu kaplayan suyun seni sakinleştirdiğini hissetmek istersin. Buz mavisi tavırlarında bir şefkat saklıdır gizliden gizliye. Kirlenmişliğin anlamsızdır onun için..


Odalardan birinde bir de balkon olmalı.. Kirlenmişliğini geride bıraktığında veya yanında götürdüğünde seni tekrar dışarıya bağlayan bir balkon.. Çocuk seslerini içeriye taşıyan, içeride yaşananların ise dışarıdan görünemeyeceği kadar yüksek bir balkon.. Renksiz, kokusuz, sen ne renksen o renge bürünen...

Belki yaktığın fotoğrafların küllerini savurduğun, belki de kendini...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Balkonumu seviyorum. Senin balkonun gibi... bazen tanımadığım çocuklar salıncak kursun istiyorum, sallamak ister yüreğim.

yeşilsoğan 
 25.09.2006 15:33
 

Ayrıntı çapsızlığı nedir hiç düşündünüzmü? Böylesi yazılarda hemen görünür kafası biraz çalışanlarca... şüphe bırakır,içten değildir.... Oysa yazınız; tesadüf bir başka bloğunuzda tanıdım sizi yanılmamışım bu bloğu okuduğumda... ayrıntı çapsızlığına düşmeden hayata dair ne ilginç!, ne bilimsel tespitleriniz var hayatın içine katar böylesi tespitler... hala birileri var dedirtir.. umut duyar..bilimsel tespit budur dedirtir... Sağolun gelişimime katkılarınız için...Umarım hayata dair yazılarınız sürer ilgiyle bekleyeceğim.Saygılarımla

Yücel EVRENN 
 25.09.2006 14:40
 

gerçekten çok güzel dökmüşsünüz hayatı kelimelere.. hepimizin bir evi ve farklı odaları yokmudur içimizde.. farklı renklerde.. benimki turuncu olsun isterim, kırmızı da ateşi, sarı da serinliği bulduğum.. ikisinin karışımı turuncu olsun benim rengim, hem neşe hem tehlike içeren..

gemini 
 18.09.2006 13:52
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 5
Toplam yorum
: 15
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 1008
Kayıt tarihi
: 14.09.06
 
 

Kopya hayatlar yaşıyoruz hepimiz.. Model aldığımız insanların hayatlarını yaşamaya çalışıyoruz, kend..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster