Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Şubat '08

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
513
 

Her sanat eserinin bir müsveddesi vardır!

Her sanat eserinin bir müsveddesi vardır!
 

O'nun Kodeksi


Tüm Ortadoğu ve batı kültürlerinde, biliriz ki Tanrının yarattığı ilk insan Âdemdir. Âdemin eşi olarak da, bir gün Âdem uyuklarken, bir kaburga kemiği alınarak bu kemikten Havva yaratılmıştır. Biliriz ki Âdemin cinsiyeti erkek iken, Havva’nın cinsiyeti dişi olup, her ikisinin de göbek deliği bulunmamaktadır. Çünkü her ikisi de doğrulmamış, Tanrı tarafından yaratılmışlardır.

Yüzde doksan dokuzu Müslüman olan ülkemizde bile bu Eski Ahit öyküsüne, bu şekliyle, inanılmaktadır. Ama bu öykünün bir Eski Ahit öyküsü olduğu, bir Tevrat öyküsü olduğu bilinmeden inanılmaktadır. İşin ilginç tarafı bu öykünün Kuransal bir öykü olduğu bile sanılmaktadır. Hatta bundan herkesler eminlerdir de. Bu sanı aslında 1400 senedir pişirilen ve insanların önüne konan bir çorbadır. Bu çorbanın neden bu şekilde pişirilmiş olduğu bilinmiyor. Ama şöyle bir gerçek var; Kuran, kendinden önce gelmiş tüm semavi kitapların doğrulayıcısı olarak indirilmiştir. Bunu Kuran kendi diliyle bize şu şekilde aktarır:

2:91- Onlara, "Allah'ın indirmiş olduğuna inanın" denildiğinde şöyle konuşurlar: "Biz, bize indirilene inanırız." Ve ondan ötesini inkâr ederler. Oysaki o, kendilerinin yanındakini doğrulayıcı bir gerçektir. Söyle onlara: "Madem iman sahibiydiniz, daha önce Allah'ın peygamberlerini niye öldürüyordunuz?"

2:97- De ki: "Kim Cebrail'e -ki o, Allah'ın izniyle Kuran’ı kendinden öncekini doğrulayıcı, insanlara yol gösterici ve müjde olarak senin kalbine indirmiştir- düşman kesilirse,

Madem Kuran kendinden önceki kitapları doğrulamaktadır, o halde neden Tevrat-Kuran arasında ve İncil-Kuran arasında tezat teşkil edecek bilgiler mevcuttur?

Kuranın değiştirilemezliği ve korunmuşluğu daha değişik bir tartışmanın konusudur, ama burada Kuranın değiştirilmemiş olduğunu kabul ettiğimiz anda ve buna inandığımız anda karşımıza aksi kanıtlanması zor bir iddia çıkmaktadır. Bu iddia da Tevrat’ın da İncil’in de orijinal metnine sadık kalınmamış olmasıdır. Yani Tevrat’ın da İncil’in de orijinal metinleri bir yerlerde gizlenmektedir. O halde, madem ki Kuranın değiştirilmemiş olduğunu kabul etmekteyiz, ki bu değiştirilmemiş olma durumu bir sürü veriyle ve takip edilen yöntemler dolayısıyla çok kolaylıkla ispat edilebileceği gibi, Kuranın bizatihi kendisi bunu mükemmel bir şekilde haykırmaktadır,

(15:9- Hiç kuşkusuz, o Zikir'i/Kur'an'ı biz indirdik, biz; her hal ve şartta onu muhakkak koruyacak(hafızun) olan da biziz), kabul etmemiz gereken diğer gerçek ise, Kuranın doğrulayamadığı bu kitapları tamamladığı ve düzelttiği gerçeğidir.

İşte bu aşamada sizlere oldukça ilginç bir ayetten bahsetmek, bu ayete dikkatleri çekerek değinmek istiyorum.

Nisa:1- Ya eyyühen nasütteku rabbekümüllezı halekaküm min nefsiv vahıdetiv ve haleka minha zevceha ve besse minhüma ricalen kesırav ve nisaa vettekullahellezı tesaelune bihı vel erham innellahe kane aleyküm rakıyba

(Meal: Ey insanlar! Sizi bir tek canlıdan yaratan, ondan onun eşini de vücuda getiren ve o ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üreten Rabbimize karşı gelmekten sakının. Adını anarak birbirinizden dilekler dilediğiniz Allah'tan korkun. Rahimlerin haklarına saygısızlıktan da sakının. Şu bir gerçek ki Allah, Rakib'dir, sizin üzerinizde sürekli ve titiz bir gözetleyicidir.)

Bu ayete paralel olarak, yine aynı şekilde aynı anlamları taşıyan ve aynı kelimeleri kullanan, ama sadece "ceale" sözcüğüyle farklılaşan Araf:189 ayeti vardır.

Araf:189 da buraya kopyalarsak;

Araf:189 - Hüvellezi halekaküm min nefsiv vahidetiv ve ceale minha zevceha li yesküne ileyha felemma teğaşşaha hamelet hamlen hafifen fe merrat bih felemma eskalet deavellahe rabbehüma lein ateytina salihal lenekunenne mineş şakirin.

(Meal: O, odur ki, sizi bir tek canlıdan yarattı, eşini de ondan vücuda getirdi ki, gönlü buna ısınsın. Eşini sarıp kucaklayınca o, hafif bir yük yüklendi de bir süre onu gezdirdi. Ağırlaştığında ikisi birden Rablerine şöyle dua ettiler: "Bize iyi huylu, yakışıklı bir çocuk verirsen yemin ederiz, şükredenlerden olacağız.")

görülür ki aynı nefsden yaratma bolümü iki ayette de aynıdır. Fakat eşin ortaya konmasına iş geldiğinde birinci ayette “yaratmak” fiili kullanılırken neden ikinci ayette “yapmak”(ceale) fiili kullanılmaktadır?

Yukarıda verilen tercümeler, bu ayetlerin klasik tercümeleri olup, beş aşağı on yukarı tüm meallerde aynı şekilde meallendirilmiştir.

Halbuki, Nisa:1'in Türkçe tercümesi şu şekilde yapılabilir:

Nisa:1- Ey insanlar! Rabbinizi dinleyin ki, O, sizi tek bir nefsten yarattı, ondan (nefsden) o dişinin eşini de yarattı, ikisinden pek çok erkek ve kadın üretti ...... ve adına birbirinizden isteklerde bulunduğunuz ALLAH'a saygı gösterin; akrabalara da... ALLAH elbette sizi Gözetlemektedir.

Aynı şekilde bu tercümeyi şu şekilde yapmak da mümkündür:

Nisa:1- Ey insanlar!Rabbinizi dinleyin ki, O, sizi tek bir nefsden yarattı, o nefsden de o nefsin eşini yarattı ve ikisinden pek çok erkek ve kadın üretti ........


Klasik kabullere göre bu tercüme şu şekilde yapılmaktadır ki bu da insanı yanlış anlamlara sürüklemektedir.

Nisa:1- Ey insanlar! Rabbinizi dinleyin ki, O, sizi tek bir nefsten yarattı, ondan da onun eşini yarattı, ikisinden pek çok erkek ve kadın üretti…..

Bu şekilde bir tercümeden tabii ki Rabbin bizi bir tek nefsden yarattığını ve o ilk yaratılandan da, o ilk yaratılanın eşini yarattığını anlamaktayız. Bu manayı anlamamız için yetişmiş olduğumuz kültür de yeterince bizleri etki altında bırakmaktadır. Eski ahit Yaratılış bölümünde bakın nasıl bir anlatım vardır.

Tekvin2:21-24-RAB Tanrı Adem'e derin bir uyku verdi. Adem uyurken, RAB Tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapadı./ Adem'den aldığı kaburga kemiğinden bir kadın Yaratarak onu Adem'e getirdi./ Adem, "İşte, bu benim kemiklerimden alınmış kemik, Etimden alınmış ettir" dedi, "Ona 'Kadın denilecek, Çünkü o adamdan alındı."/ Bu nedenle adam annesini babasını bırakıp karısına bağlanacak, ikisi tek beden olacak.

Halbuki Kuran ayetlerinde bu durum Eski Ahitteki gibi anlatılmamıştır. Mademki Kuran tüm diğer semavi kitapların tamamlayıcısı ve düzelticisidir, o halde Kuran anlatımı bizi en layıkıyla bağlamalıdır.

Burada anlatılan odur ki, ortada bir “nefs” vardır. Ve kabaca, ilk yaratılan da, eş de o aynı nefsden yaratılmaktadır. Fakat burada yaratılan nedir. Aynı nefsden yeni nefsler mi yaratılmaktadır, yoksa aynı nefsden bedenler mi yaratılmaktadır?

Nisa:1 ayetinin tercümeleri ele alındığında her iki tercüme de aslında doğrudur. Öncelikle bir bütün nefsden, bir nefs yaratılmakta ve yine o aynı nefsden(minha) – ki nefs kelimesi Arapçada dişi bir kelimedir ve “ha” eki ile belirtilmektedir - yaratılan nefsin zevcesi yani eşi yaratılmaktadır (zevceha). Bu yaratılış yeryüzü boyutunda olan bir yaratılış değildir. Şimdi bu iki eşin bedenlenmeleri gerekmektedir. İşte Yüce Yaratan burada mucizevî bir kelime oyunuyla bizlerin nefislerinin aynı “bütün” nefsden yaratıldığını ama bizleri bedenlerken ilk başlangıçta beden olarak kadının yaratıldığını, devamında o kadının eşi olarak – o kadından- erkeğin yaratıldığını ve bu her ikisinden de pek çok erkek ve kadının ürediğini belirtmiştir.

Surenin adı Nisa-Kadınlar suresidir ve bu anlatılanlar bu surenin birinci ayetinde yerlerini bulmuşlardır.

Bu aşamada ister istemez şu tespiti yapmak mümkündür. Allah yeryüzüne bir halife atayacaktır,

(2:30- Bir zamanlar Rabbin meleklere: "Ben, yeryüzünde bir halife atayacağım." demişti de onlar şöyle konuşmuşlardı: "Orada bozgunculuk etmekte olan, kan döken birini mi atayacaksın? Oysa ki bizler, seni hamd ile tespih ediyoruz; seni kutsatıp yüceltiyoruz."Allah şöyle dedi: "Şu bir gerçek ki ben, sizin bilmediklerinizi bilmekteyim.")

bu halifenin adı Ademdir, (2:31-Ve Adem'e isimlerin tümünü öğretti. Sonra onları meleklere göstererek şöyle buyurdu: "Hadi, haber verin bana şunların isimlerini, eğer doğru sözlüler iseniz.")

cinsiyeti kadındır.

Bu tespit doğru olabilir mi? Bunu ancak Kuranın kendisinden öğrenebiliriz. Bakın Araf suresi ayet 12’de nasıl bahsedilmiştir:

7(Araf):12-Allah buyurdu: "Sana emrettiğimde secde etmeni engelleyen neydi?" İblis dedi: "Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın."

7(Araf):12- Kale ma meneake ella tescüde iz emartük kale ene hayrum minhu halakteni min nariv ve halaktehu min tıyn.

İblis “ben ondan hayırlıyım” derken bu cümledeki ondan zamiri, Ademi işaret etmektedir. Zamirler Arapçada, ulandığı ismin cinsiyetine göre değişik formlar alırlar. Türkçede kelimelerin cinsiyetleri olmadığı için tercümelerde isimlerin cinsiyetlerinin farkında olmayız. “Ondan” işaret zamiri Arapçada “min-hu” olarak Ademi işaret etmektedir. Ve erkek olarak işaret etmektedir. Adem dişi olsaydı o durumda “min-ha” denecek idi. Dolayısıyla Adem erkektir.

Buradan da ancak şu anlaşılabilir. Evet ilk yaratılan insan dişidir. Ama yeryüzüne atanan halife Ademdir, ve cinsiyeti erkektir.

Diğer bir ispat da Al-i İmran suresi ayet 59’da gizlenmiş durumdadır.

3(Al-i İmran):59- Allah katında İsa'nın durumu, Âdem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona "ol" dedi. Artık o, olur.

21(Embiya):91- Ve o, cinsiyet organını/ırzını titizlikle koruyan kadın. Onun bağrına ruhumuzdan üfledik de kendisini ve oğlunu âlemler için bir mucize yaptık.

İsa’nın yaratılışı bakire Meryem’in rahmine KutsalRuh tarafından atılan topraktan oluşmuş bir öz münasebetiyle olmuştur. Ademin durumu da aynı şekilde olmuş, önce dişi yaratılmış, sonra kutsal ruh topraktan bir özü (23(Muminun):12-Yemin olsun ki, biz insanı topraktan oluşan bir özden yarattık.) dişinin rahmine atmış ve böylece Âdem yaratılmıştır. Âdemin yaratılışında ona öz ruhtan da üflenmiştir. Dikkat edilecek olursa, ilk yaratılan dişinin yaratılışında, ona öz ruhtan üflenmemektedir. Daha sonra bu ikisinden pek çok erkek ve kadın üremiştir denmektedir. Sanki öz ruh sonraki nesillere sadece erkek kromozomundan geçmektedir. Ve de sadece erkek çocuğa geçmektedir. Belki de soyun erkek üzerinden devam etmesi bu sebepledir, kim bilir? Bu arada dişinin nefsani bir varlık olduğunu, erkeğin ise hem nefsani hem de rabbani bir varlık olduğunu üzülerek söylemek mecburiyetindeyim.

Ne kadar ilginçtir ki, anne karnındaki ambriyo, fötüs evresine gelene kadar çeşitli evrelerden geçer. Bu evreler arasında bebeğin cinsel organları da evrelerden geçerlerken, öncelikle dişi cinsel organ gelişim gösterir, bebek dişi olacaksa, cinsel organ vagina olarak kalmakta ve gelişmektedir. Aksine bebek erkek olacaksa, vagina zaman içerisinde penise dönüşmekte ve bebek erkek olarak doğmaktadır. Anne karnında bebeğin cinsiyetinin tespiti bu yüzden belli bir süre sonra yapılmaktadır. Yani her bebeğin bedenlenişinde de önce dişi sonra erkek unsurlar ortaya çıkmaktadır.

Araf:189 ayetine gelinecek olursa, buradaki anlatım biraz değişiktir. Her birimizin aynı bütün nefsden yaratıldığımız(halekaküm) söylenmekte ama o aynı nefsden(minha), sükunet bulması için (yeskune) o dişinin (ha) eşinin(zevce) yapıldığı/vücuda getirildiği(ceale) dile getirilmekte ve devamında dişinin eşine sarıldığı ve hafif bir yükle yüklendiği ifade edilmektedir. Buradaki anlatım tamamen fiziksel dünyada olup bedenlenme ve hamile kalma işlemleri üzerinedir.

Araf:189-Hüvellezi halekaküm min nefsiv vahidetiv ve ceale minha zevceha li yesküne ileyha felemma teğaşşaha hamelet hamlen hafifen fe merrat bih felemma eskalet deavellahe rabbehüma lein ateytina salihal lenekunenne mineş şakirin.

Araf:189-O'dur sizi bir tek nefsten yaratan. Sükunet bulması için o nefsten de o dişinin eşini yaptı. Ardından, (eşi) o dişiye sarıldı, hafif bir yükle yüklendi ve bir süre sonra ağırlaştı. Her ikisi Rab'leri ALLAH'a: "Bize kusursuz bir çocuk verirsen şükredenlerden olacağız, " diye yalvardılar.

İlk dişi ile, ondan olup da aynı zamanda onun eşi de olan Âdemin birlikteliğinden pek çok erkek ve kadın üremiştir. Bu üreyen erkek ve kadına Kuran Adem oğulları (beni ademe) ünvanını vermiştir. (beni Âdem, Âdem oğulları demek olduğu kadar Âdem yavruları, Âdem çocukları manasına da gelmektedir?). Bu özel bir addır. Kanımca bu ad bu varlıklara, kendi aralarında üreme izni verildiği için uygun görülmüştür. Bu varlıkların kendi aralarında üremelerinde, kan karışması açısından herhangi bir sorun olmamış, Allah bu izni vermiştir kanısındayım. Bu durum Nuh tufanına kadar bu şekilde devam eder. Nuh tufanından sonra ise bu varlıklara artık Âdem oğulları değil, insan diye hitab edilmiştir.(Araf suresinin okunmasında bu durum rahatlıkla anlaşılabilmektedir). Bu aşamadan sonra bir dişi ve bir erkekten doğanlara “insan” diye hitap edilmektedir. (49(Hucurat):13- Ey insanlar! Biz sizi, bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve örfler yoluyla tanışıp kaynaşasınız diye sizi milletlere, boylara ayırdık. Hiç kuşkusuz, Allah katında en seçkininiz, kötülüklerden en çok korunanınızdır. Allah herşeyi bilir, herşeyden haberdardır.)

Bu aşamada şu “Her sanat eserinin bir müsveddesi, bir taslağı vardır. Onun için Allah önce erkeği yarattı” deyişini de artık tartışmaya açmak gerekmez mi?

Kıssadan hisse :

İlk dişinin göbek deliği yoktur, evettir, ama Ademin göbek deliği vardır, nasıl ki İsa’nın vardır, aynı durumda olan Ademin de vardır, çünkü Adem ilk dişiden doğmuştur.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Söylediklerinizden anladığım kadarıyla, önce topraktan bir dişi yaratılıyor. Sonra bu dişiye Allah ruhundan üfleyerek dişinin (belkide) hamile kalması sağlanıyor. Bu şekilde kadın kendi eşini dünyaya getiriyor. Nisa-1 de, Araf-189 da bu şekilde uyuşuyor. Anlamadığım, Erkeğin hem Rabbanni ve nefsi olupta, kadının sadece nefsani olduğunu nerden çıkardınız? Buda sizin ataerkil toplumdan etkilenmenizden midir? Allahın ruhundan üflemesi zannederim mecazidir. Ayrıca Ali İmran 59 hakkında ne düşünürsünüz.İlk cümlesi sanki sizin düşüncenizi destekliyor ama... Ali İmran 59 "Doğrusu Allah ındinde İsa meseli Âdem meseli gibidir: Onu topraktan yarattı sonra da ona «ol!» dedi, o halde olur "

Tufan K 
 07.10.2008 9:29
Cevap :
Katkılarınız için teşekkür ediyorum. İlk satırlarınızdan yaratılışı biraz farklı anlamışsınız gibi geldi. İlk yaratılan kadındır ve aynı-nefsten yaratılmıştır. Adem de aynı nefsden yaratılmış ama bir de ona kutsal ruhtan üflenmiştir. Erkekde hem nefsaniyet hem de rabbaniyet(ruhtan üflenme) bulunmaktadır. Halbuki ilk dişi için ruhtan üflenme diye bir şeyden bahsedilmiyor. Bu böyle Nuh nebiye kadar devam ediyor. Bunu global olarak Kuran kronolojisine bakıldığı zaman anlıyoruz. Bu tabii ki benim bakış açımdır. Kuranda bu buşekilde ifade edilmemiştir. Bu durum Nuh nebiden çok sonra tarih sahnesine çıkan Meryem'de bir istisna olarak vuku bulmuştur.(Embiye:91) Bu ayette Meryemin de bağrına ruhtan üflendiği söylenmektedir. Bu bir istisna mıdır? Açıkçası tam emin değilim, çünkü burada bahsedilen "ruh" Ademde bahsedilen öz-ruh ile aynı şey midir? İşte bunu bilmiyorum. Gerçi bu gizem de ayetler arasında muhakkak gizlenmiş vaziyettedir ama ben henüz bunu bulamadım :)  11.10.2008 12:23
 

Simdi yorumumu okuyunca hepsinin cikmadigini gordum 1000 karakteri asmisim...Kisaca sonunu da tamamlayayim. Anneden gelen genom ve babadan gelen genom birleserek cocukta bir butunu olusturmasi yani iki yari yapinin tam yapi olmasi yada birbirlerini tamamlamalari da diger bir carpici noktada bu baglamda. Sevgi ve saygilarimla.

Biraz 
 10.02.2008 21:10
Cevap :
teşekkürler.... arkasından neler gelebileceğini tahmin etmiştim. Katkılarınız için tekrar teşekkürler  10.02.2008 21:32
 

Yine son derece ilgi cekici bir konuya deginmissiniz. Tavsiyeniz uzerine hemen okudum blogunuzu. Okuyunca baska bir seyi daha dusundurttu yaziniz. Hep algiladigimiz ya da okuduklarimizdan anladigimiz o anki bilgilerimiz ile sinirli. Dolayisi ile bu yazida bahsettiginiz konular 1400 yil boyunca ya da son 30-35 seneye kadar hep kadin/erkek olarak anlasiliyordu. Belki de cok daha derin anlamlar vardi ve bilgimiz daha olmadigi icin bildiklerimiz ile yorum yapiyorduk. Bir de kutsal kitabimizda aklinizi kullanin lafinin fazlasiyla gecmesi yine bilgimizi artirmakla ilgili diye dusunuyorum. Lafi cok uzattim ama carpici bir sey yazinizi okurken aklima geldi. Mesela Mitokondri organelinin kendi DNAsi vardir. Ve bu sadece anneden cocuga tasinir. Dolayisi ile mitokondrial kokenli hastaliklar varsa bunlarin gecisi ancak "anneden" olmakta...babanin hic bir katkisi olmamaktadir. Bir de baska bir sey de anneden gelen bir set(genom) ve babadan gelen diger set(genom) birbiribi tamamlamakta...cocukta bu

Biraz 
 08.02.2008 22:22
Cevap :
Çok teşekkür ederim ilginize ve paylaşımlarınıza. Mitokondria hususunda söyledikleriniz çok doğru. Bir de mitokondria organelinin en cok bulunduğu hücre kalp-kası hücresi. Bu yüzdendir ki misal, yapay-mekanik kalp transplantasyonlarında, bir süre sonra hastanın hayat enerjisinin sönmeye başladığı görülmektedir. Malumunuz ATP-ADP dönüşümleri mitokondria organellerinde yapılmaktadır. Bu dönüşümden de enerji açığa çıkmaktadır. Mekanik kalbin bu mitokondria eksiği yüzünden beden gerekli enerjiyi alamadığından dolayı tükenmeye başlar. Nefs(irade) ve üflenen öz-ruh yoksa kalp kası hücresine mi yerleştirilmekte? Ve bu enerji yoksa nefsin diger adı olan can sözcüğüne mi delalet etmekte? Kalp Gözü tabiri buradan mı gelmekte? Galiba daha çok çalışmamız ve çok düşünmemiz gerekiyor. Sevgi ve saygılarımla  10.02.2008 18:59
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 24
Toplam yorum
: 55
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 2606
Kayıt tarihi
: 10.05.07
 
 

Rumî takvimin 1900+55 senesi sonunda nüfusa katkıları olsun diye annem ve babam oturmuşlar, benim il..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster