Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Mart '14

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
245
 

Her şey 'Benim

Her şey 'Benim
 

Evren, tanrı, yargı, öfke


Haftasonu yemek masasında:

“Anne 2. sınıftaki kızların bana yaşattırdıklarını hala unutamıyorum. Hani benimle oynamamışlardı yalnız bırakmışlardı ya. Hala onlara karşı çok öfkeliyim. Bazen yatmadan önce ağlıyorum.”

“ En çok hangi duyguyu hissediyorsun Derin?”

“Öfke!. Bazen onlara saldırmak istiyorum. Ama yapamam öğretmenim kızar.”

“Onları affetmediğin ve geçmişi geride bırakmadığın sürece bu yoğun öfke seni rahatsız etmeye devam edecek bebeğim”

“Nasıl affedeceğimi bilmiyorum.”

“Hani sana herkesin aslında bizim bir parçamız olduğu, evrende herşeyin bir bütün olduğuyla ilgili bir hikaye anlatmıştım ya. Onu hatırlayabilirsin belki. Hani demiştim ya çevremizdeki herkes bizim aynamız gibidir, ne hissedersek onu yansıtırlar. Senin hissettiğin yalnızlık ve terkedilme korkusunu yansıtmış onlar da sana. Aslında onlar senin başka bir versiyonun. Hepimiz biriz. Evrende herşey aslında tek birşeydir.”

“Ne diyosun anne ya?”

Elbetteki ne demek istediğimi henüz anlayamayan 10 yaşındaki kızıma herşeyin aslında tek bir şey olduğunu kelimelerle ifade edemezdim. O an aklıma hınzırca bir fikir geldi. “Hadi kalk şekilli kurabiyelerden yapıyoruz” dedim. Sevinçten çığlıklar attı. Birlikte hamurumuzu hazırladık. Hamurdan da çeşitli şekiller yaptık. Yıldızlar, hayvanlar, melekler, adamlar...

“Derinciğim yıldızlarımıza, meleklerimize, hayvanlarımıza, insanlarımıza bak. Ne güzel oldular. Yaratılmış olan herşeye evren diyoruz ya biz Derin. Burayı da küçük bir evren olarak hayal edelim mi?

“Edelim.”

 “Tamam şimdi hepimiz aslında tek birşeyiz, birlikte evreni oluşturuyoruz derken neyi kasdettiğime bir bakalım. Şimdi sen bir melek ben de bir ayıcık yaptım. Bu  melek de ayıcık da aslında hamur mu?”

“Evet tabii ki hamur anne! Ne değiştiki sadece şekilleri”

“O zaman meleğe de ayıcığa da  kendini farklı biçimlerde ifade eden hamur diyebilir miyiz?”

“Ne demek istiyorsun?”

“Yani demek istediğim, ben bu ayıcık şeklini bozduğumda ve tekrar hamura eklediğimde yine sadece hamur olur değil mi? Bu durumda melek de ayıcık da aynı şeydir. Tekdir ve birdir. Demek istediğimi anlıyor musun ?”

“Evet aslında burada tepsideki herşey aslında tekbirşey, yani hamurun kendisi. Sadece şekilleri farklı.”

“Evet Derin yaşasın anlıyorsun. İşte evrende de durum böyle. Evrendeki herşey atomlardan, yani enerjiden oluşur, tek bir enerjiden.  O yaratıcı enerjidir ve kendini farklı biçimlerde ifade eder. Tıpkı hamur gibi.”

“Peki Allah baba?”

“Evet Derin, anladığın için bu soruyu soruyorsun. Allah Baba’da bu yaratıcı enerjinin, yani hamurun kendisidir.Kaynak o’dur. Allah baba yukarıda durum bizi izleyen yaşlı dede değil anlayacağın”

“Ben Allah Baba mıyım o zaman?”

“Evet onun senin şekline bürünmüş halisin. Ben de oyum. Senin arkadaşların, yıldızlar, güneş, kedimiz yani herşey ama herşey o. Ondan başka birşey yok anlayacağın. Bu tepside hamurdan başka bişey var mı? İşte tüm yaratılmışlara baktığında kaynaktan, yani Allah babadan başka birşey görmemelisin”

“Yani herşeyi ben mi yarattım”

“Hayır sen o’sun ama o sen değil. Sen şu büskivi adamsın ama hamurun tümü değilsin. O bütünün kendisi, sense bir parçasını oluşturuyorsun. Vücut gibi düşün, sen mesela parmaklarsın. Ve sen olmasan vücut asla tam olmaz. Sana evrenin ihtiyacı var. Sen olarak kendini ifade etmeye ihtiyacı var.”

“Peki neden ölüyorum o zaman?”

“Ölmüyorsun ki. Sadece şekil değiştiriyorsun. Bak şimdi” dedim ve meleğimi bozup hamura tekrar ekledim.

“Gördün mü Derin? Melek sadece şeklini kaybetti ama kaynağına yani hamuruna geri döndü. Yokolmadı ki.”

“O zaman babam  da anneannem teyzemin köpeği Ares de yokolmadı öyle mi?”

“Hayır hepsi kaynağa geri döndü “

“Yaşasın o zaman ölüm hiç de kötü bişey değilmiş ki. Rahatladım ben şimdi.”

En sonunda tüm evi pişen kurabiyelerimizin o enfes kokusu sardı. Fırınımın bir kısmı daha fazla pişirdiği için bazı kurabiyelerin rengi koyulaşmış, yanmaya yüz tutmuştu.

“Madem  hepimiz aynı kaynaktan geldik, hepimiz aynı şeyiz neden kötüler, çirkinler var aramızda ?

“Kötüler, çirkinler bizim onlara bakış açımızdan kaynaklanıyor Derin.

 Yanmış kurabiyelerden birini elime alarak “ Bak” dedim bu kurabiye yanmış biraz. Eğer o kurabiye olmasaydı diğerlerinin güzel piştiğini anlayamazdın.

“Nasıl yani?”

“Sen diğer kurabiyeleri bu yanmış kurabiyeye göre kıyaslıyor, tam kıvamında olup olmadığını anlıyorsun. Mesela gece olmasaydı hiç, gündüz diye bir kavram olmayacaktı. Çirkin olmasaydı, güzel , kötü olmasaydı iyi olmayacaktı. Herşey olması gerektiği gibi. Herşey yerli yerinde. Kötü de iyinin bir parçası. Bizim tepsimize bakarsak, yanmış kurabiyelerimizle güzel pişmiş kurabiyelerimiz hepberaber bizim tepsimizi oluşturuyor. Yanmış kurabiyelerimizi çıkarırsak tepsimiz boş ve eksik kalır”

“ Bizim ikinci sınıftaki kızlar bu yanmış kurabiyeler gibi işte. Tadları acı. Onları sevmek zorunda mıyım anne?”

“ Yani Derin senin bir parçan olarak bakarsan, yani benim sana anlattığım bakış açısıyla bakarsan zaten kızman pek mümkün olmaz. Bu şey gibi bişey. Koluna kızıp, öfke duyup koparmak istemek gibiJ”

“Kolumu koparmak istemek mi?” diyerek kıkırdadı. Anlamış görünüyordu ama yine de yüzü birden puslandı.

“Peki oynamak zorunda mıyım?”

“Hayır tatlım, oynamak zorunda değilsin. Bu hayatta kimlerle birlikte olacağına kendin karar verirsin. Eğer hala seni üzüyorlarsa o zaman birlikte olmak zorunda değilsin. Sen kendi tercih ettiğin ve sevdiğin diğer arkadaşlarınla oynamaya devam edersin. Derin bazen hayatta öyle şeyler oluyor ki hiç sevmediğin insanlar birden yakın arkadaşın oluveriyor. Çok sevdiklerin artık seni anlamıyor. İlginç ve muhteşem bir düzen ve sistem var. Hayatın akışına güvenmelisin”.

Kurabiyelerimiz, bitki çaylarımız eşliğinde Sünger Bob izlerken, Derin rahatlamış ve hafiflemiş görünüyordu meleğim.

Geçmişten gelen yüklerimiz, öfke ve kızgınlıklarımızla yolumuza devam edemeyiz. Fakat mevcut bakış açımızla da yüklerimizi terk edemeyiz. Yaratılan herşeyde yaratanı görüp, aslında temelde kendimizle sadece kendi yansımamızla savaştığımızı bilmek bizi rahatlatacaktır.

İçimdeki yaratıcıdan içinizdeki yaratıcıya sevgiyle!

Bloğum: http://biyolojikanne.blogspot.com.tr/ 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

iyi geceler bu yazıyı okudum tamamen yazarla aynı fikirdeyim yazarla paylasmak istedigim bi kaç düşüncem var eger bana geri ulasırsa sevinirim maske_fredy@hotmail.com E-mail adresim eklesin burdanda cevap yazssın sadece yazarla paylasabılecegım bilgiler ...

onur arseven 
 01.12.2014 3:41
Cevap :
Merhaba, bana biyolojikanne@hotmail.com hesabimdan ulasabilir oraya mail atabilirsiniz. Sevgiler  02.12.2014 15:09
 

şimdi bu kendindeki eksiği başkasında gördüğün zamanmı sinirlenirsin anlamına geliyor yada tam tersi kendinde sevdiklerini başkasında gördüğün zamnda onu seversn gibimi

savas barka 
 11.03.2014 15:06
Cevap :
İnsan kendinde mevcut olup ama asla katlanamadığı yönleri karşısındaki insanda gördüğünde öfke duyuyor. Kendinde bu özelliklerini kabul edip onaylarsa o zaman dışardan geleni de kabul eder. Yani rahatsız olmaz ve öfke duymaz.  14.03.2014 11:35
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 15
Toplam yorum
: 31
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 665
Kayıt tarihi
: 20.04.12
 
 

Ankara doğumluyum. Yıllardır formlarda meslek alanına tam olarak ne yazacağımı bilemedim. Filolog..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster