Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Temmuz '08

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
664
 

Her şey unutulduktan sonra geriye unutulmadan kalan

Her şey unutulduktan sonra geriye unutulmadan kalan
 

Justitia; bugünlerde herkesin kendi doğrularını esas alarak sıkça sözünü ettiği bir kavram "hukukun üstünlüğü" ancak ne anlama geldiği konusunda kesin bir hüküm oluşmamış, salınıp duruyor.

Kavramın anlamına, anlatmak istediğine “tutarsızlığın sürekliliği” içinde akıl almaz düzeyde uzak düşülmüş durumda.

Oysa “her şey unutulduktan sonra geriye unutulmadan kalan” anlamında bir kavram o..

Ah Justitia ne olacak bu “öteki” kendimizin hali, bir ses ver..

Neden yaşadığımız toplumda böylesi evrensel tanımları olan kavramlarda “kültürel birikim” oluşmaz?

Nedir bu unutkanlık; bu balık hafızası; kendi kendimizi red etmek değil mi bu?

Kendimize hak olan karşıtımıza da hak değil mi, söylesene Justitia laf mı bunlar?

Toplumsal hafızamızı oluşturan birikim, paylaşılan haklar sürecinde; karşıtımızın tamamen kendimiz olduğu durumu değil mi?

Kendimizi ötekinin yerine koyabilmek, neden çocukluktan yaşamımızın bir parçası haline gelmiyor…

Karşıtını yok etmek üzerine gösterilen çaba, acımasızlık hala hangi öğretiye sığdırılıyor, bu hepimizi sakatlamıyor mu?

Olması gereken birlikte yaşama, toplumsal olana, yönelik daha insani öneriler sunmak değil mi?

Kendi kendimize anlatmamız gereken adaleti yine kendimiz için adaletle gerçekleştirmemiz gerektiğidir. Justitia, sensiz olmaz; bu bataklıktan sadece seninle çıkabiliriz..

Kendimiz için ürettiğimiz hukuku, herkes için adalet sağladığını, görebildiğimiz kadar, evrensel hukukla geliştirebiliriz.

“İnsanların birlikte yaşadıkları her alanda her hal ve şart altında ortaya çıkabilen bulanık ve adaletsiz herhangi bir durumu; berraklaştırarak en kısa zamanda adalete kavuşturulmasında yazılı-sözlü ve yazısız-sözsüz insani, doğal ve açık olan her türlü davranış alışkanlıkları ile beslenen kültürel eşikten söz etmektir; hukukun üstünlüğü…”(M. Karadağ)

Ancak asıl mesele hukuk devletinden ziyade, hukuk zihniyetidir. Hukukun içinden tanımlanan meşruiyet bir yana, esas hukukun meşruiyetinin irdelenmesi gerekir. Aksi durumda var olan hukuk sisteminin ardında yatan zihniyet belirleyiciliğini aynen sürdürür. Bu nokta da bir yandan evrensel hukuk normlarının taşıyıcısı olurken, diğer yandan yerel zihniyetin kırılmasına yönelik çabaların taşıyıcısı olabilmek gerekir.

Kaynak

1- Mimarlara Mektup Bülteni Haziran 2008 sayı:112 -Metin Kradağ

2- Doğu Batı Dergisi- Etyen Mahçupyan.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Başkalarının haklarını da en az kendi haklarımız kadar saygın ve müteber gördüğümüzde ortada bir sorunun kalmadığı da anlaşılacaktır. Saygılar, selamlar.

Hasan Basri Özgen 
 31.07.2008 14:57
Cevap :
merhaba kesinlikle... sevgi ve saygılarımla..  31.07.2008 15:02
 

Türkiye’mizi geçtim, dünyada var mı öyle bir yer. Varsa söyle gidelim. Ne varsa bize ait satıp ve savıp..:)

Ayrıntıda gezinmek 
 27.07.2008 10:28
Cevap :
biraz ayrıntı da gezinirsek her yerde olur Türkiye'de de.. satıp savmakla olacak iş değil.. talep ettiğimiz bizim de kalitemizi belirler. kendimize layık gördüğümüzü başkalarına da layık görerek yaşarsak bir ihtimal..  27.07.2008 20:31
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 444
Toplam yorum
: 1131
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1247
Kayıt tarihi
: 13.09.07
 
 

MB zengin kültürel bir eksen; düşüncelerimizin buluştuğu, tartıştığımız, birbirimizi etkilediğimi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster