Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Temmuz '10

 
Kategori
Tarım / Hayvancılık
Okunma Sayısı
1245
 

Her şeyi bildiğinizi mi sanıyorsunuz?

Her şeyi bildiğinizi mi sanıyorsunuz?
 

Ham elmayı koparmadan yediler dalından :))


Kapağında "Her şeyi bildiğinizi mi sanıyorsunuz?" diye yazan kitabı, Bir şeyler biliyorum da her şeyi bilmem mümkün değil tabi" diyerek hemen satın aldım. Konunun uzmanları dışında pek kimsenin aklına gelmeyecek ve ilgisini çekmeyecek tuhaf bilgilerle dolu olan kitaptan öğrendiğime göre sineklerin kalbi yokmuş.

Bence sadece sineklerin değil diğer uçan ve yürüyen haşerelerin de kalbi yok. Kalpleri olsa vicdanları da olurdu ve durup dururken gelip sokmazlardı adamı.

Bir süredir her türlü haşere ile yakın temas halindeyim. Önceleri biraz “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mantığı güderek, biraz da “Doğa’ya saygı” fikriyle bulunduğum ortamda elimi kana bulamamıştım.

Vakayinüvis’in “Annem örümcek yuvalarına hiç dokunmazdı, uğur getireceklerine inanırdı” şeklindeki söylemi de beni gaza getirdi biraz.

Uğur’u beklerken papaz’ı buldum!

Hangi kendini bilmez haşere tarafından ısırıldığımı bilmiyorum ve bu ne aç gözlülüktür anlayamıyorum. Bir kez ısır git, olmadı iki kez ısır, on kez yirmi kez ısırmanın alemi var mı? Gittiğim doktor “Kelin merhemi olsa..” misali kendi bacağındaki ısırıkları gösterdi ve “Buraya yeni tayin oldum, ben de sizin gibi alışkın değilim, vücudumuz hazırlıksız, antikor üretemedi” dedi. Ne menem şeymiş şu antikor diyerek hemen bir bilene danıştım.

- Hocam, acilen antikor üretmem lazım. Ne yiyeyim, ne yemeyeyim?

- Sen yemeyeceksin Çekirge, onlar seni yiyecek. Bırak ısırsınlar, zamanla antikor üretimi başlar.

İnanabiliyor musunuz? Bağışıklık kazanabilmem için çiğ çiğ yenmem gerekiyormuş.

Geçenlerde “İstanbul’u kelebekler işgal etti” şeklinde bir haber vardı televizyonlarda. Kelebeğin lafı mı olur? Asıl bizim köy işgal altında. Hem de dev örümcekler, zemine diklemesine konan uzun bacaklı sivrisinekler, karafatma olmaya çalışmış ama başaramayıp güdük kalmış kavruk hamamböceğimsiler, son derece zararsız tespih böcekleri (haklaması en kolay olanlar onlar.. dokununca top gibi oluyorlar, bir şut çekiyorsunuz, tamam..) kırmızı iri karıncalar ve henüz adını öğrenemediğim değişik türler var işgale katılan.

Geçtiğimiz kış Facebook’ta arkadaşların ısrarlı davetleri sonucu Farmville oynadım. Meyve sebze ekip, ürün topladım. Karşılığında ise ne salatalığın kokusunu, ne vişnenin tadını alabildim. Sebzenin sanalı hiç bir işe yaramıyormuş.

Bir ay önce pılıyı pırtıyı toplayıp gözüme kestirdiğim bir köye taşındım. Hem de gerçek bir köye!

Başladım ekip biçmeye ve işte o zaman acı gerçekle karşılaştım. Burada işler Farmville’deki gibi mausun bir “tık”ıyla halledilmiyormuş.

Mesela rokayı, maydanozu ve dereotunu yavaşça yerden sulamak lazımmış. Bunun için de hortumun ucunu yeşilliğin dibine usulca bırakmak ve sakin sakin suyu vermek yeterliymiş.

Ben nerden bileyim!

Hani doğadayız ya, sulama da doğal olsun diyerek suyu olanca tazyiki ile açtım. Hortumun ucuna başparmağımı kıstırıp, suyu mümkün olduğunca havaya fışkırtarak rokaların üzerine yağmurlama (!) yaptım. Damlaların her biri bomba olup yeşilliğin üzerine düşmeye başladı. Şimdi burada suyun fışkırma hızı, yerçekiminin etkisi, sürtünme katsayısı türünden hesaplamalara girmenin alemi yok. Roka ve maydanozların tümü anında yere yapışınca yağmurlama işinde bir sakatlık olduğunu anladım zaten. Hemen suyu kesip, roka ve maydanozları tek tek elimle düzelttim. Dereotu nispeten daha narin olduğundan yerden kalkmamakta direndi. Fazla üstelemeyip kendi haline bıraktım. Beni anlayacağından ve kötü bir niyetim olmadığını düşüneceğinden emindim. Nitekim öyle de oldu. Ertesi gün baktım onlar da yapıştıkları yerden kalkmışlar, hem de kendiliklerinden. Belki rokalar da kendi özgür iradeleriyle toparlanabilirlerdi ama işi riske atmayayım dedim.

Ürün toplamak da bilgi ve beceri isteyen bir uğraşmış, onu da tecrübeyle (!) öğrendim. Mesela salatalığı tutup çekerek koparmaya çalışırsanız kopmadığı gibi köküyle birlikte topraktan sökülüp elinizde kalabiliyor. Bir elinizle sapını tutup diğer elinizle salatalığı kendi etrafında çevirmeye başlayacaksınız. Takriben 5.turdan sonra salatalığı almayı başarıyorsunuz. Roka ve maydanozları ise suyunu çıkarmaya niyetli değilseniz çevirmemelisiniz.

“Böyle evire çevire ürün mü toplanır, benim vaktim kısıtlı” diyenlere ise, “herkes kendi tecrübesini yaşasın, kendi yöntemini geliştirsin, bana ne” demeden, bencillik etmeden bugün keşfettiğim yöntemi veriyorum şimdi; Sağ kola bir sepet takılır, sağ ele bir makas alınır, sol elle salatalık ya da patlıcan tutulur, makasla sapından kesilir ve sepete atılır.

Domatesler henüz kızarmadığı için bu konuda bir tecrübem yok, nasıl toplanacağını bilmiyorum. Çevirmeli miyim, çekiştirmeli miyim zaman gösterecek. İki hafta sonra topladığımda sağlamlarsa salataya doğrarım, ezilirlerse salça yaparım.

Gazetenin bile bulunmadığı köyümüze internet bağlantısı sağlanana kadar geçen sürede yokluğumu fark ederek mesajla arayıp soran blog yazarlarına kucak dolusu sevgiler…

Isırıldığınızda etkilenmeyecek düzeyde antikorunuz varsa, dalından meyve sebze koparıp yemek hoşunuza gidecekse, davetlimsiniz.

“Elmalar henüz olmadı, koparma” dediğim için, dalındaki elmayı koparmadan ısırıp yiyen sevgili arkadaşım Ergin’e özel not: İki hafta sonra elmalar tamam, gelebilirsin.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hahahahahaha!.....Nilgün hanım çok tatlı yazı olmuş ya!Bu arada hoş geldiniz.Bize köyünüzden ne getirdiniz?

Kerim Korkut 
 20.07.2011 6:25
Cevap :
Hoşbulduk :)) Beğenmenize sevindim. Bu yaz köye gidemedik efendim, şehirde idare ediyoruz. Şehirden bir isteğiniz varsa hemen tedarik edelim :)) Sevgilerimle  21.07.2011 0:43
 

Daha önce okuduğum bir yazınız yüzünden gülerken, dengemi kaybedip, oturduğum ofis koltuğumdan düşmekten son anda kurtulmuştum. Ancak karnıma giren ağrılar nedeni ile müdürümden izin alıp işletme doktorumuzun yanında soluğu almıştım. Ama doktorun ofisine girdiğimde içinde bulunduğum gülme krizinden soluksuz kaldığım için, söylediklerimden hiçbir şey anlamamış, reçeteye bir ağrı kesici, bir antibiyotik bir de vitamin yazıp beni yollamıştı. O günden bu yana tehlike içeren yazılarınızı okumama kararı almıştım. Fakat, heyhat gözüm yukardaki bol haşereli ve zerzevatlı yazınıza ilişti. İlişmez olaydı(!). Zira bu mesajı tek elle yazıyorum size... Öteki elime ait kolum dirsekten aşağısına kadar alçıda..:))

Behram Su 
 27.11.2010 12:09
Cevap :
Geçmiş olsun, acil şifalar diliyorum :)) Bu yorumunuz beni o kadar heyecanlandırdı ki, içim yeni yazılar yazma isteği ile doldu taştı. Son zamanlarda biraz gevşediğimin ve yazmak yerine biriktirdiğimin farkındayım. Ama tembellik buraya kadarmış :)) İnsan sizin gibi değerli bir oyuncu ve yönetmenden yorum alıyorsa tembelliğe devam edemez :)) Sevgili Mesut Selek hocamızın verdiği linkten tek kişilik oyununuzu izledim. Müthiş bir performans sergilemişsiniz. Kutluyorum sizi. Umarım bir gün videodan değil canlı canlı izleme imkanım da olur. Sevgilerimle  27.11.2010 21:11
 

Bu günlerde herşeyi bilen o kadar çok insan var ki... Tabi onları insan olarak kabul edenler için. Selamlar...

Mesut KARİP 
 22.07.2010 9:35
Cevap :
"Çok bilen çok yanılır" derler. Her şeyi bildiğini iddia edenler umarım zararı sadece kendilerine verirler. Sevgilerimle Mesut bey  22.07.2010 21:00
 

tarzınıza bayılıyorum :) Harika bir köy tecrübesi olmuş. Fakat antikor meselesine üzüldüm. Kim bilir nasıl kaşınmıştır :( Kaleminize sağlık.

Emine Supçin 
 21.07.2010 14:01
Cevap :
Sadece kaşınsa iyi :)) Geçen gün alnımdan ısırmışlar ben uykudayken, ertesi sabah alnımda yarım yumurta büyüklüğünde şişle kalktım. Bir hafta inletti beni... Bağ bahçe işi iyi de haşerat kısmıyla aram düzelmedi bir türlü :)) Teşekkürler uğradığınız için, sevgiyle kalın Emine hanım.  21.07.2010 22:56
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 61
Toplam yorum
: 1166
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2216
Kayıt tarihi
: 24.01.08
 
 

17 yaşımdaydım yazmaya ilk başladığımda. Dünyayı tanımaya çalışırken kendimi de tanıdım zaman içinde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster