Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Ocak '12

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
3159
 

Her şeyi bilme hastalığı

O da, diğer insanlar gibi et ve kemikten oluşmuş, günümüz insanlarından biriydi. Fakat bir hastalığı vardı ve o, bu hastalıktan şikayetçiydi. "Her şeyi önceden, herkesten daha iyi bilmek hastalığı."

Sadece aklını kullanır, ruhunu ise, kendi buluşu olarak görür, onu da us`unda duyardı. Bilimsel sözcüklerin dışında başka sözcükler bilmezdi. Ruhsal olgular onun için hiçbir anlam taşımaz, söylenenlerden tek sözcük bile anlamaz, ama, kendisine sorarsanız modern "ruhbilimci" kitaplar bile yazmıştır.

Kitapların, gazetelerin, düşüncelerin, eğitimlerin ve mesleklerin oluşturduğu bütünsellik içinde, kendisinin yeri en üsttedir. Fakat o, esas kafasındaki bu 'bilgi çokluğu'ndan rahatsızdır.

Sıkıcı dünyasını dengeleyecek, gitmediği yollardan onu götürecek bir başka şeyin varlığını, ışığını ona vermek, göstermek gerekliydi. Ama, neydi bu?

Tek seçenek onu, ruhunun bir kösesine, karanlık, tuhaf, önemsiz, tüm değerlerden yoksun bir kıyısına yöneltmektir; uzun süredir unutulmuş kalan bir yoldan geçirip, bilinen bir yanılsamaya ulaştırmak gerektir onu. Bu yerin adı da "düş" olmalı. Hani, gecelerimizin kısa süreli, acayip belli belirsiz olgusu. İzlenecek yolun adı da "Düşlerin Yorumu"...

"Tıksındırıyor beni tüm bu büyücülük hazırlığı,

Söz verdin, sağlığıma kavuşacağım
Ama
Bu zırvalık yığınında
mı?
Yaşlı bir kadından öğüt almak zorunda
mı?
.......
Tüm bildiğin buysa, vah olsun bana.
......"

Daha önce her şeyi denemediniz mi? Girişimlerinizin eninde sonunda sizi yine bu düzen bozukluğuna getirdiğine kendi gözlerinizle tanık olmadınız mı? Kendi dünyanızın herhangi bir yerinde değilse, başka nerde bulursunuz iyileşme umudunuzu?

Düş, ruhun en karanlık, en gizli köşelerine yerleşmiş dar bir kapıdır. Bu kapı, benlik bilincinin varolmasından çok önceki bir zamana; ruhu, bireysel bilincin hiç ulaşamayacağı bir yerin çok ötelerine sürükleyip götüren o kökensel geceye açılır. Çünkü benlik bilinci çok dağınıktır; ayırma, çıkarma ve farklılaşma yollarıyla bağımsız olaylardan ayrıcalık gösterir; anlaşabilir tek yanı benlik ile olan ilintileridir.

"Düşler, şu karanlık ve birleştirici ruhumuzdan çıkıp bize ulaşan bir esinden başka bir şey değildir"

"Düşler, gerçekdışıdır, aldatıcıdır, isteklerin oluşumlarından başka bir şey değillerdir.

"Kuşkusuz düşlerle bina yapılmaz, vergiler ödenmez, savaş kazanılmaz ve dünyadaki sıkıntı yokedilemez."

Hastam, bu durumda, korku içinde soruyor:

-Ne yapmali?

-"Ben de sizden fazla bir şey bilmiyorum" demem gerek.

Peki, hiç umut yok mu?

İşte o zaman tarih makinesini, yine geriye doğru sarar ve:

"Dünya tarihinin en büyük olayları, temelde derin bir anlaşmazlık taşır. Sonuçta tek ve önemli olan bireyin öznel yaşamıdır. Tarihi oluşturan da budur; yeryüzünün geçmişi ve geleceği bu gizli ve bireysel kaynaklardan oluşur.Bizler, yaşamımızın öznelliği (kendimize ait olan) ve özelliği ölçüsünde, çağımızın yalnız KURBANLARI değil, ETKENLERİYİZ de. Çağımız "BİZ" demektir.

"Dikkatinizi düşlerinize yöneltin" (varlığınızın en içine, kaynağına ininiz)

"Düşleriniz öznel (size ait) doğanızın belirtisidir"

"İnsanın düşlerini düşünmesi, `kendine dönmesi` demektir.

Alaettin Morgül / 11.01.2012 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 193
Toplam yorum
: 213
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 1039
Kayıt tarihi
: 02.02.10
 
 

İsveç`in Göteborg şehrinde oturmaktayım;  evli ve bir kiz bir oglan iki çocuğum var. İsveç`te..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster