Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Aralık '13

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
15194
 

Her şeyi söylicem Allah’a…

Her şeyi söylicem Allah’a…
 

Suriye’de 3 yaşındaki çocuğun ölmeden önce söylediği son cümle : “ Her şeyi söylicem Allah’a… “ idi.

Ne anlatacaktı Allah’a kimleri şikayet edecekti. Öldüreni mi, öldür emrini verenleri mi yoksa yoksa onu koruyamayanları da şikayet edecek miydi? İnsanı beyninden vuran, telaşlandıran bir cümleydi son cümlesi. Her bir Müslümanı da “ Her şeyi söylicem Allah’a… “ derken kalbinin ortasından vuracak, vicdanları dağlayacak , yakacak bir cümleydi.

Beni, seni  ve onu da anlatacak. Diyecek ki Allah’ım bu yazıyı yazanda okuyan da korumadı beni diyecek. Hani Müslüman insanlar adaletli insanlardı, Hakk (Adalet) yolunda ilerliyorlardı, senin yolundan böyle mi ilerlediler diyecek.

Nefsim hemen cevaplar üretmeye başlayacak; Benim gücüm yetmedi, ben aciz kulun sadece buğz ettim. Çok üzüldüm ama elden ne fayda gelir demeye başlayacak.

Çocuk belki dönecek diyecek ki; İlim aldın, modern dünyanın fenni ilimlerini nüfus ettin. Peki bu ilmini beni korumak için nerede kullandın? Ben ölürken bedenim değil masumiyet öldü…

Sosyal paylaşım sitelerinin birinde; Namlu ucundaki çocuk ve altında “ Her şeyi söylicem Allah’a… “ yazısını okuduktan sonra daldım, çocuğun şikayeti geldi gözümün önüne. Herkesi tek tek şikayet ediyordu. Yaşadığı hazin sonu anlatırken dünyada olup biten ne varsa hepsini anlatıyordu. Zulmü yapanı bir suçluyorsa zulmü engellemeyenleri iki suçluyordu. Hepimiz boynu büyük masumiyetten özür diliyorduk ama nafile idi.

Peki neden bizi de söylüyordu, bizler yapmamıştık bizim suçumuz neydi ?

Bizim suçumuz engellememekti. Nefsimiz hemen bahaneler üretebilir. Bizim gücümüz yok, onlar çok güçlüler diye.

Çocuk sorsa; Peki siz neden güçlü olmadınız? Onların aynı zamanı, aynı aklı vardı. Siz neden onları geçemediniz diye?

Böyle sorsa mahcubiyetten başka bir şey gelmezdi elimizden. Sadece hayret edip, şaşkınlıklar içinde bakakalırdık.

Dili, dini, rengi, yaşı, cinsi vs. ne olursa olsun savaşta herkesin kanı kırmızı akar. Bizler önce kendi içimizde, sonra ülke manasında kendi içimizde sorumluluk alacağız ki; akan kanları durdurmak için, masumiyete karşı masum olabilelim.

HERŞEYİ SÖYLİCEM ALLAH’A…  (II)

Suriye’de 3 yaşındaki çocuğun ölmeden önce söylediği son cümle: “ Her şeyi söylicem Allah’a… “ idi.

Ne anlatacaktı Allah’a kimleri şikayet edecekti. Öldüreni mi, öldür emrini verenleri mi yoksa yoksa onu koruyamayanları da şikayet edecek miydi? İnsanı beyninden vuran, telaşlandıran bir cümleydi son cümlesi. Her bir Müslümanı da “ Her şeyi söylicem Allah’a… “ derken kalbinin ortasından vuracak, vicdanları dağlayacak , yakacak bir cümleydi.

Olayı sadece İslami yönden ele almayalım belki inanmayanlar olabilir. İnsanlık yönünde ele alalım. Her birimiz İnsanlık bayrağını taşıyan kişileriz. Peki bayrağı doğru taşıyor muyuz ?

Bu yeryüzünde kaos teoremine atıf olarak, attığımız adımda ki herhangi bir yanlışlık dünyanın bir noktasında etki ediyor. Hatırlarsınız 1861-1865 yılları arasında süren Amerikan İç Savaşı’dır Amerika’nın kuzey ve güney eyaletleri arasında 1861 yılında savaş çıkar ve kuzey eyaletleri Amerika’nın güney eyaletlerinin limanlarını ablukaya alırlar. Amerika’nın Güney eyaletleri ise İngiltere ve Rusya’ya pamuk satamaz ve 19. yy’ın en önemli sanayilerinden birisi tekstildir. Bunun üzerine Rusya ve İngiltere pamuk yetiştirebileceği alanlar araştırmaya başlar. 1860lardan 1880lere kadar Rusya tüm Orta Asya’yı işgal eder, çünkü burası pamuk üretimi için çok elverişlidir. İngiltere ise Hindistan’ın Doğu kısmını işgal eder yine pamuk üretimi için.

Dünya örümcek ağı misali bir yapı almıştır. Yerkürenin herhangi bir noktasında olan bir olayın dünyanın farklı bir noktasında farklı bir şekilde sonuçları olmaktadır. Bu olumsuz olacağı gibi olumlu da olabilir. Bizler yaşamımızda bunu düşünerek hareket etmeliyiz. Adımlarımızı atarken nerelerde olumlu sonuçlar doğuracağını hesaplayıp olumsuzluktan kaçmalıyız ki, insanlık bayrağı yere düşüp kirlenmesin. 

İnsanın bir eylemi yapabilmesi için İlime (bilgi), İradeye (İstemek), Kudrete (Güce) ihtiyacı vardır. Bizlerin masumiyeti korumak için, ilmimiz var. İrademizde var. Arzu ediyoruz ki zulüm dursun. Peki neden gücümüz yok ?

Gücümüzün olması için adalet dağıtan, sözü geçen bir devlet olmamız gerekir. Sözü geçen devlet olabilmemiz için gelişmiş hatta süper bir devlet olmamız gerekir. Devleti oluşturan bireylerin varlığıdır. Her bir birey üstüne düşen sorumluluğu yerine getirirse, göreceğiz ki devlette sorumluluğunu yerine getirmeye başlayacak.

Sorumluluklarımız Neler ?

Sorumluluklarımız etki alanında bulunan yapmış olduğumuz eylemler. Etki alanımızda hangi meslek varsa onda yüreğimizi ortaya koyarak çalışmamız gerekir. Tabi sadece çalışma ile kalmadan iyilikte yarışan bireylerin oluşturduğu toplum olarak davranma. Baba rolünde isek olağan üstü baba olarak, evlat rolünde isek olağan üstü evlat olarak. Yani etki alanımızı en güçlü kılarak sorumluluklarımızı yerine getirebiliriz.

Eğer biz bu huzura, adalete talipsek, fikrimiz bu yönde doğrusal bir hareket şeklinde ilerliyorsa. Her bir bireyin etki alanının genişlemesi, devletin etki alanını genişletecek ve bu etki alan da dünya da etkisini gösterecek.

Sonuç olarak Dünya da ölen her bir masumiyetin ruhundan özür dilemek istiyorsak her bir adımızı olağanüstü hatta yürek üstü atacağız.

Mustafa ŞAHİN

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 26
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1773
Kayıt tarihi
: 03.05.12
 
 

PUGEM Kurucu Ortak ve PUGEM Bünyesinde kişisel gelişim eğitimleri veriyorum. Çeşitli mecralarda k..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster