Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Haziran '19

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
39
 

Her Şeyin Çok Güzel Olması İçin

Yusuf ERDEM

Devrimcilerin, emekçi yığınlara gerçekleri dosdoğru ve apaçık söylemek gibi çok temel bir görevleri vardır. Bu gerçekler, can yakıcı olsalar da kesinlikle gizlenmemeli, yumuşatılıp çarpıtılmamalı ve dobra dobra söylenmelidir ki olanı olması gereken yönde değiştirip devrimci dönüşüme uğratabilmek için sağlam bir zemin oluşturulabilsin. Gerçekleri dile getirmek; yığınların kendilerini hayali umutlara, seçim ve sandıktan köklü kurtuluş bekleme yanılsamasına, düzen partileri ve politikacılarının yaydığı demagoji rüzgarlarına kaptırdığı dönemlerde sizi sevimsiz kılabilir, dönemsel olarak yalnızlaştırabilir. Yine de bunları göze almalı, gerçekliğin gözlerinin içine dimdik bakabilmeli, gerçekleri –yalnızca yüzeyde görünenleri değil, alttaki asıl görülmesi gerekenleri de- apaçık ortaya koymalısınız; asla kitle kuyrukçuluğu yaparak ve düşman sınıfın muhalefetine yedeklenerek güç devşirmeye çalışmamalısınız.

Amaçlanan; eğer “her şeyin çok güzel olması” ise, -ki bu ‘her şeyin çok güzel olduğu bir dünya’, işçi ve emekçilerin, bütün ezilen halkların büyük ve tarihsel özlemidir- bu özlemi gerçekleştirmek, dupduru bir bilinci, öfkeyi umuda dönüştürecek muazzam bir örgütlü enerjiyi ve düşman sınıf burjuvazinin hem iktidarı ve hem de muhalefetinden –ideolojik, örgütsel ve politik olarak- tam bir kopuşu gerekli kılar.

Örneğin bütün haksızlıklar ve kötülüklerin temel kaynağı olan kapitalizme –bu kahrolası burjuva özel mülkiyet düzenine- hiç dokunmadan; bir sömürü, baskı, şiddet ve yanıltma aygıtı olan burjuva devletinin sınıf karakterini sorgulamadan –dahası onu yüceltip kutsallaştırarak, hatta kurucusu olmakla övünerek- güzel günlerin gerçekleşeceği yanılsamasını yaratmak, biriken öfkeyi düzen sınırları içine tutmak, kurtuluşu sandık ve seçime endekslemek ( ki bu, kesinlikle seçim ortamını görmezlikten gelme, onu devrimci amaçlarla değerlendirmeme anlamına gelmez), biriken enerjinin örgütlenerek meydanlara, sokaklara, grev boylarına, emeğin iktidar mücadelesine taşmasını engellemek, majestelerinin (burjuvazinin) hem iktidarı, hem muhalefeti için varlık nedeni, en temel sınıfsal misyonu; burjuvazi için de varlık-yokluk meselesidir. Bu, çok anlaşılır bir durumdur.

Aynı şekilde baskı, sömürü, haksızlık, zulüm, işsizlik, yoksulluk içinde geçen bir yaşama mahkum edilen işçi sınıfı ve emekçilerin, bütün ezilen kesimlerin her şeyin çok güzel olacağı barış ve bolluk içinde, adaletli ve özgür bir yaşama özlem çekmesi çok anlaşılır bir durumdur. Seksenlerden sonra örgütsüzleştirilen, beyinleri burjuva ideolojik etkilerle karıştırılıp bulandırılan emekçi yığınların, kent ve kır yoksullarının kurtuluşu sandık ve seçimden beklemeleri – sınıf sezgileriyle buna pek inanmasalar da- bu konuda en küçük bir umut ışığına sarılması da acı fakat anlaşılır bir durumdur.

Bu konuda anlaşılması güç olan; ‘devrimci’, ‘demokrat’, ‘sosyalist’, ‘komünist’ sıfatlarını kendilerine yakıştıran örgütlerin halka gerçekleri söylemek yerine, kendilerini tamamen seçim-sandık budalalığına, burjuva hukukunun zerresinin bile kalmadığı bir ortamda hukuki tartışmalara kaptırmalarıdır. Kırk yıldır yaşadığınız deneyler; düşman sınıfın muhalefetine yedeklenerek bir arpa boyu yol alınamayacağını göstermiyor mu? Reformist, liberal ve ulusalcı etkilerin eski devrimci geleneklerinizi nerelere sürüklediğinin, devrimci ruhunuzu çürüttüğünün farkında değil misiniz?

İşçi sınıfımız, tüm emekçiler ve devrimcilerin tek temel beklentisi; sosyalistlerin ve komünistlerin adlarına layık olmaları; yani düşman sınıfı ve kurumlarını tam karşıya alıp gerçekten devrimci olmalarıdır; düşman sınıftan tam bir kopuşu gerçekleştirerek kır ve kent yoksulları, fabrikalar, işyerleri, maden ocakları, okullar içinde, mahalle ve sokaklarda her türlü haksızlık, adaletsizlik, yolsuzluk karşısında aktif refleks gösteren mücadele örgütleri kurmaktır. Haklarımızı sokaklarda, meydanlarda, grev boylarında, kitle gösterilerinde, yaratıcı sivil itaatsizliklerde aramaktır.  Bu birimler, hiç kuşkusuz gelecekte emeğin mücadele ve iktidar organları olacaktır.

"Sınıfa karşı sınıf" rotasını tutturmadan, işçi sınıfının tüm ezilenleri gözeten bağımsız politikasını gütmeden burjuvazinin iç çatışmalarından bile yararlanabilmek mümkün değildir.

 

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 53
Toplam yorum
: 19
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 534
Kayıt tarihi
: 08.03.11
 
 

1948’de Tokat’ın Reşadiye ilçesine bağlı Bereketli köyünde doğdum. İlkokulu köyümde, ortaokulu Reşad..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster