Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ağustos '13

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
80
 

Her yandan, her yönden, her açıdan

1958-1959 öğretim yılında, Aksu Öğretmen Okulu son sınıf öğrencisiydim.

Eğitim Sosyolojisi ders kitabımızın ilk sayfalarında, hiç unutamadığım şöyle bir öykü vardı:

Hükümdarlardan biri, bir fil getirtmiş sarayının bahçesine ve o güne kadar da, “fil” hakkında hiçbir şey bilmeyen, duymayan sekiz-on kadar “kör” (âmâ) çağırmış.

Görmezlerden birine, filin kulaklarını eliyle yoklattıktan sonra, “Fil nedir?” diye sormuş:

“-Fil, yorgandır.”demiş adam.

Bir başka görmeze, filin kuyruğunu yoklatıp ona da, “fil nedir?” diye sormuş:

“-Fil bir süpürgedir” demiş o da.

Bir başkasına yalnızca dişini yoklattıktan sonra, aynı soruyu yöneltmiş:

“-Fil, bir hançerdir.”demiş o da.

Bacağını elleyenden başka, ayağını elleyenden bambaşka cevaplar almış.

Kitabın yazarı Nusret Köymen, bu öyküyü hangi görüş ya da iddiaya dayanak olsun diye anlatmıştı; yorum yapmış mıydı; yaptıysa nasıl yorumlamıştı; bilmiyorum.

Epey bir zamandır,  şunun farkındayım ki,  hepimiz hangi pencereden bakıyorsak, filin bir uzvunu yoklayan körler gibi,  oradan gördüklerimize göre yorumluyoruz olayları…

A pencereden bakanın yorumu, B pencereden bakanın yorumuyla hiç mi hiç uyuşmaması bu yüzden… Hele hele C ve D açılarından görenlerinki adamakıllı farklı oluyor.  Dolayısıyla A’dan bakan, B penceresinden bakana kızıyor; B’den bakan, hem C hem D penceresinde duranlara verip veriştiriyor.

Dört pencereden bakanların her biri, ötekilerine, “Hayret ediyorum, nasıl olur, kör mü bunlar? Benim gördüğümü nasıl görmezler?” diye şaşıp kalıyor. Şöyle bir yorum yapıyor sonra da:

Görmez olur mu, mutlaka görüyor. Hain olduğu için görmezden geliyor.  Üstelik, var olmayan bir şeyi varmış gibi, görmediği bir şeyi görmüş gibi yalan söylüyor.” diyor.

Salı günleri, parti gruplarında konuşan parti liderlerini izlerken televizyonda, hepsini de kendi bakış açılarından yüzde yüz haklı görüyorum.

“Olur mu öyle şey muhterem! Birbirine zıt, apayrı şeyler söylüyor dört parti liderinin dördü de… Nasıl haklı olurmuş? Ya şu haklıdır, ya bu…”diyorsunuz; öyle mi? Aslında farklı bir şey anlatmak istiyorum ben.

Bana sorarsanız,  Erdoğan da vatan haini değil, Kılıçdaroğlu da… Bahçeli de bölücü değil, Demirtaş da, Ahmet Türk de,  Aysel Tuğluk da… Olaylara baktıkları pencereler farklı yalnızca.

Keşke mümkün olsa da,  hiç değilse bir yıl için,  koltuklarını değiştirebilseler! Yani ki,  CHP’nin başına Erdoğan’ı,  AKP’nin başına Kılıçdaroğlu’nu, BDP’nin başını Bahçeli’yi, MHP’nin  başına Demirtaş’ı getirebilsek!..

Emin olun, denemeye değer… Ne  kaybederiz ki?..

Her konuda olduğu gibi, “Köy Enstitüleri ve Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü niçin kapatıldı?” sorusunu da,  herkes hangi pencereden bakmışsa,  o açıdan gördüklerine göre bir cevap veriyor.

Bu konuda kimler neler söylemiş bakalım,  kitapta yer alan ifadelerine göre: (*)

Sözgelişi, Pazaören Köy Enstitüsü ve Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü mezunu Mehmet Emiralioğlu (Gökdemir) diyor ki:

“Yüksek Köy Enstitüsü bana göre; Nâzım Hikmet Ran’dan  ‘Türk Köylüsü’ ve ‘Mehmetçik’şiirlerini koro halinde okuduğumuz için kapatılmıştır.”(sa. 117)

Nâzım,1940’lı yıllarda “Komünist, Moskof uşağı” ve dahi “askeri isyana teşvik ettiği”  gerekçesiyle hapistedir. Doğrusu ya, 40’lı yıllarda Nâzım’ın şiirlerinin okullarda uluorta koro halinde söylenebileceğine ben pek ihtimal veremiyorum.

Uzun zamandır benim de ezberimde olan “Topraktan öğrenip / Kitapsız bilendir / Hoca Nasrettin gibi ağlayan / Bayburtlu Zihni gibi gülendir” diye başlayan Türk Köylüsü şiirinde “zülfiyâre” dokunan pek bir şey yoktur… Emiralioğlu’nun “Mehmetçik” şiiri ile hangi şiiri kastettiğini anlayamadım. (Nazım’ın, Kore’de savaşan Mehmetçik’i anlatan bir şiiri vardır ama 1950’den sonra yazılmıştır elbette o şiir. Oysa Yüksek Köy Enstitüsü 1947’de kapanmıştır.)

Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsünün ilk mezunlarından  olan şair  ve yazar Mehmet Başaran da farklı bir açıdan bakarak  cevaplıyor bu soruyu:

“Yüksek Köy Enstitüsü kurulmasına kuruldu. Ama İkinci Dünya Savaşı biterken Türkiye’de faşizm yükseldi, karşı devrim başladı. Türk Cumhuriyet Dönemi kazanımları, oy pazarına sürüldü. Masrshall yardımı vaadiyle Amerikalılar güdümüne girdik.  Her bakanlığa Amerikalı uzmanlar yerleşti. Her alanda başımıza çuval geçirilmeye başlandı.” (sa. 89)

Dikkatinizi çekerim; üzerine asla toz konduramadığı İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanı olduğu bir dönemi işte  aynen böyle anlatıyor; Mehmet Başaran. (Ne yapsın, gördüğünü de söylemesin mi? Yalan söyleyecek bir insan mı O?)

Çifteler Köy Enstitüsüve Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü mezunu Perihan Gürler’i dinleyelim şimdi de:

“1947 yılında benim dönemim  mezun oldu. Mezun olmadan önce Yüksek Köy Enstitüsünün kapanacağı kulaklarımıza geliyordu. Türk halkının, Türk Köylüsünün aydınlanmasını ve uyanmasını istemeyen, çıkarlarına aykırı gören karanlık düşünceli kişiler okullarımıza ve biz öğrencilere çirkin iftiralar atarak bu kurumları ve öğrencilerini halkın gözünden düşürmeye çalıştılar. Sonunda çeşitli politik oyunlarla 1947 yılında Yüksek Köy Enstitüsü kapatıldı. (…) Böylece belki Türkiye’nin sosyo ekonomik kaderini de değiştirecek olan bir büyük girişimin önünü kesmiş, bir büyük kültür ve aydınlanma ağacının dallarını budamış oldular. (…)

“Ülke kalkınmasına hizmet üreterek daha çok sayıda aydın yetiştirecek olan Yüksek Köy Enstitüsünü ve daha sonra da Köy Enstitülerini kapatan karanlık zihniyeti ve  bu değerli  kurumları  kapatan kişileri tarih affetmeyecektir.”(sa. 159)

Kızılçullu Köy Enstitüsü ve Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü mezunu Halil Yıldırım, farklı bir ayrıntıya dikkatimizi çekiyor:

“Askerî kamplarda Erdal İnönü ile birlikteydik. Bü nedenle İsmet İnönü hemen hemen her hafta hanımı ile birlikte geldiğinde ilk önce bizleri arayıp etraflı görüştükten sonra diğer birliklere geçiyordu. Bunu gören fakülte öğrencileri durumu babalarına anlatınca bir kıskançlık ve husûmet doğmaya başladı. Köy Enstitüleri hakkında olumsuz ve yıkıcı konuşmalar duyulur oldu.”(sa. 161-162)

Bütün bunlardan sonra, İnönü’ye de bir savunma hakkı verelim:

“Ben Köy Enstitüsü fikrine inanmışımdır. Ama ben politikacıyım. Ancak gücüm olduğu zaman gücümü gösterebilirim. Ben üstün insan değilim. Ancak gücümle,  deneyimlerimle ve ülkenin çıkarlarını en üst düzeyde tutarak sorunlara çözüm bulurum. Gücümün bittiği yerde, bir noktada dururum. Aslında bu duruş da benim gücümdür. Çünkü gücümü kaybettiğim noktada ileri gidersem,  tamamen yok olma durumum vardır.”(sa. 168)

Sadece bir yönden bir açıdan, bir pencereden değil; her yön,  her açı ve her pencereden baktınız… Şimdi siz söyleyin bakalım:

Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsüniçin kapatılmış?

(*) Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü 70 Yaşında (Hazırlayan: Prof. Dr. Kemal Kocabaş,    

Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Yayınları, 2013 izmir,

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 303
Toplam yorum
: 52
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 268
Kayıt tarihi
: 21.02.11
 
 

1942'de Antalya'ya bağlı Akseki ilçesinin Gödene (Menteşbey) adlı kuş uçmaz kervan geçmez bir köy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster