Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Ocak '10

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
449
 

Her yaşam ilginç bir hikayedir.

Her yaşam ilginç bir hikayedir.
 

Sadık Üçok


“Gözlerim beni yanıltıyor mu yoksa? Dobrinski iyice yaşlandın artık.” Böyle söyleyerek, gülümseyerek, atölyesinin kapısına yaklaşıyor, bu yaşlı dinç görünümlü adam. Genç kız da gülümseyerek yanıtlıyor adamı:

“Dobri amca bence harika görünüyorsun, bıraktığımdan daha da dinç.”

“Bu yaşlı Dobrinski’yi unutmamışsın Patrisyam, güzel Severina’m!” Gözleri doluyor yaşlı adamın ve eliyle hemececik gözyaşlarının düşmesine izin vermeden siliyor. Bunu gören genç kız hüzünle karışık sevinç duyumsuyor. 2 yıl oluyordu bu atölyeyi ziyaret etmeyeli. Zaman ne kadar da çabuk geçiyor diye düşünmeden edemiyor.

“Ne güzel sen de Patrisya’nı unutmamışsın… Özür dilerim bu zamana kadar gelmediğim için. Ama kalbim el vermiyordu, bu mahalleye ayak basmaya…”

“Anlıyorum, ama yine de şimdi buradasın ya boxeh toba.”

“Önemli olan da bu.” Diyerek söylediği kelimenin tercümesini yaptı.

“Aferin verdiğim dersleri unutmamışsın. Gel lütfen gir içeri. Dur bakayım sana bir, ne kadar da güzelleşmişsin, toparlamışsın kendini…” Ellerinden tutup, gözlerinin içine bakan bu yaşlı adamın gözleri ışıl ışıl parlıyor diye düşündü genç kız. Böyle insanlara ne çok imrenir olmuştu, kendi gözlerindeki ışığı yitirdiğini hatırlatıyordu, bu ışığı kaybetmesindeki en büyük etkenin de kendisi olduğu acısı vuruyordu, aynaya yansıyan soğuk bir görüntü gibi.

Biraz duygusallığı bozmak hem de dışarıdaki havanın soğuğunu sıcak bir şeyler içerek, hem de aynı zamanda muhabbetlerine dem katsın diye çaydanlığın yerini sordu.

“Çaydanlık ve çay her zaman ki yerinde mi Dobri amca?”

“Elbette, alışkanlıklarımı değiştirmem biliyorsun, bakalım sen yerini hala biliyor musun?” diye cevapladı adam gülümseyerek.

“Hımm…” mutfak tezgahının altındaki 2.kapağı açtı ve içinden çaydanlığı alarak “ Demek ki hala biliyormuşum. Çaylar benden…”

10-15 dk sonra çayları servis ettikten sonra sohbete başlamışlardı.

Yaşlı amca Bulgar’dı. Türklere yapılan baskılara karşı çıktığı için ülkesinden sürgün edilmişti. Kilden toprak kaplar, vazolar yapardı. Çalışırken gözünden gözlük eksik olmazdı, ama normal zamanlarda ise hiç takmazdı. Küçücük atölyesinde yaptıklarını satarak, Bulgar hükümetinin kayıp yıllarının tazminatı olarak bağladığı emekli aylığıyla geçinip giderdi. Hoş sohbet oluşu onu herkes tarafından sevilen biri olmasını sağlamıştı.

Genç kız küçük yaşlarda bu atölyeyi okuldan gelirken fark etmişti. İlkokul çağlarında bu amcanın atölyesinde, amcayı izlemekten ve yanında resim yapmaktan büyük keyif alır olmuştu sonrasında. Özellikle hava soğuksa, dışarıda hiçbir arkadaşı yoksa bu atölyede vakit geçirirdi.Amca biraz ona da nasıl kap, çanak yapılacağını göstermiş, ve böylelikle çocukken ilk fincan, tencere takımı kilden olmuştu. Kendi yaptığı kilden oluşan mutfak eşyalarıyla evcilik oynardı.

“Eskiye her zaman özlem duyacaksın belki ama hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Hem de hiçbir şey...” Karamsarlığından nefret eder olmuştu, içindeki ona ait olan sesin bilmiş, bilmiş konuşmasından. Yaşlı amcaya baktı.

“Beğendin mi? Eskisine oranla daha iyi yapıyorum değil mi? Evde kalmam artık herhalde.” Diye güldü.

Dobri amca ne demek istediğini anlayıp o günü anlatmaya başladı. “Hatırladım o günü. 11 yaşındaydın. Çay içmek istediğimi söylemiş, ellerim toprak olduğu için demlememin yarım saat sonra mümkün olacağını söylemiştim. Sen de “Ben yaparım.” Diye atılıp suyu kaynattıktan sonra kaynayan suyun içine çayı dökmüştün…”

“….” Yaşlı adamla genç kızın kahkahaları birbirine karıştı. Sonrasında ikisi de sustu. Aslında yaşlı adam genç kızı o kadar merak etmişti ki ziyaret etmediği 2 yıl boyunca. Sormak istediği şeyler olsa da bir türlü konuya nereden başlayacağını bilemiyordu.

“Nasılsın?” dedi sonunda.

“Ben mi? Ne kadar saçma bir soru oldu. İyim ben. İyi olmak zorundayım.”

“Kendini bunun için zorunda hissetmek he e xyBaBo”

“Biliyorum elbette iyi değil. Ama elimden başka bir şey gelmiyor. Çoğu zaman kızgın hissediyorum kendimi. Biri devamlı münakaşa ediyor beynimle… Bak Dobri amca, sana karşı dürüst olacağım, ben açıkçası yaşamak dahi istemiyorum artık. Bunu söylediğim için bende kendime kızıyorum. Yaşamak isteyen insanlar, bulunduğum konumda olmak isteyenler olduğunu bilirken yaşama hakkı verilmeyen insanlara inat iyi olmam gerektiğini, yaşamam gerektiğini biliyorum. Lanet yerlerde birileri ölümün soğukluğuyla karşı karşıya. Kurtarılmayı bekliyorlar, kendilerine yaşam hakkı tanınmasını bekliyorlar.”

“Evet bugün radyodan bende dinledim olanları… İnsanlık suçu işleyenler hep var olacak kızım. Sana, bana yapılan zulümler, belki kat ve kat fazlaları birgün her kişiye yapılacak.”

“Neyse sen nasılsın Dobri amca?”

“İyim Patrisyam, sen geldin ya harikayım şimdi. Bu yaşlı adamı o kadar mutlu ettin ki anlatamam. Sanırım dünya hayatındaki vadem dolmak üzere… Eskisi gibi dinç hissetmiyorum kendimi.”

“Sen mi dinç hissetmiyorsun? İşte buna beni inandıramazsın. Benimle nasıl da kovalamaca oynardın, inan bana bazen senin benden daha iyi koştuğunu düşünürdüm.”

“Seni yakalamak hep zor gelirdi bana. Ama neyseki şimdi beni korkutup kaçmıyorsun da peşinden koşmak zorunda kalmıyorum.”

“Zorundalıklar için yaşıyoruz çoğu zaman.”

“Namet hne urpa cBbpwBam!”

“Aklımız bize oyun eder.”

“Evet aynen öyle, aklın bir çok şeye karar verirken, bunu yapmalıyım komutu verir. Belki de yapmak istediğin şey sadece öylesine bir şeydir. Baxeh (önemli) belki de baxeh değildir, belki gereklilik bile değildir.”

“Aklınla kendin oyna. Şah ve mat. Şah verebiliyorsan mat edebilme ihtimalin de vardır. Kimi zaman da yoktur ama… Neyse karmaşık konuşuyorum yine. Sen bana aldırma. Bu sene memlekete gidiyorum Dobri Amca. Sofya’yı görmeden de ayrılmayacağım.”

“Katedrali muhakkak gez, es geçme Severina.”

“Dobri amca merak ediyorum da, neden hep Bulgar ismimle hitap ediyorsun bana.”

“Bir mahzuru varsa hitap etmem.”

“Hayır, hayır elbette yok sadece merak, ismin ne önemi var ki sonunda alt tarafı bir mezar taşını süsleyecek.”

“Bu ismini daha çok seviyorum.”

“Hastahanede zorla, baskı altında doğum yaptıktan sonra annem şöyle demiş Türkçe; “Kızımın adı madem gavur(!) ismi olacak, güzel bir isim olsun o zaman.” Ve hemşireye getirdiği isim kataloğundan bu ismi göstermiş.”

“Her yaşam ilginç bir hikayedir kızım.”

Her yaşam ilginç bir hikayedir. Doğumlar ve ölümler dünyayı dengelemek içinse, insanın insanı katletmesi niçin?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

hemüz verilemedi. Bu dünya hepimize yetecek büyüklükte ve güzelliktedir. Kardeşce yaşamak varken neden öldürüyoruz insanı??

Yapukay 
 07.01.2010 19:20
Cevap :
Verilemeyecek de sanırım değil mi?  11.01.2010 21:54
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 128
Toplam yorum
: 388
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 1113
Kayıt tarihi
: 23.11.07
 
 

Herkes gibi yazar, çizerim. Dünyamı boyarım hepsi bu!..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster