Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Ekim '09

 
Kategori
Sağlıklı Yaşam
Okunma Sayısı
2588
 

Her yönü ile yaşlılık ve toplumsal duyarlılık

Her yönü ile yaşlılık ve toplumsal duyarlılık
 

İnsan kendine olan güveni derecesinde genç, şüphesi derecesinde yaşlıdır...


Yaşlanma her canlıda görülen, tüm işlevlerde azalmaya neden olan, süregelen ve evrensel bir süreç olarak tanımlanabilir. Organizmanın molekül, hücre, doku, organ ve sistemler düzeyinde, zamanın ilerlemesi ile ortaya çıkan, geriye dönüşü olmayan yapısal ve fonksiyonel değişikliklerin tümü yaşlılık kavramı ile ortaya çıkan değişikliklerdir.

Yaşlılardaki değişiklikleri anlayabilmek için yaşlanmanın normal seyrini öğrenmek gerekmektedir. Genetik özellikler, yaşam tarzı, hastalıklar ve kişilerin fizyolojik başa çıkma yollarındaki değişiklikler biyolojik yaşlanmanın farklı bireylerde farklı hızlarda olmasına sebep olmaktadır. Yaşlı diye tabir edilen kıdemli bireylerimiz daha sık hastalanmakta, daha fazla kronik hastalık veya sorun ile yaşamak zorunda kalmakta, çoğu kez birkaç sağlık problemini bir arada göğüslemeye çalışmakta, bütün bunların sonucunda da sağlık merkezlerine daha fazla başvurmakta ve daha uzun süre hastanede yatırılmaktadırlar. Bu durum yaşlanma ile sağlık ve kişisel bakım konusunda kıdemli bireylerimizin daha dikkatli ve özenli davranmalarını gerektirirken, kurum ve kuruluşlarında yaşlılıkta sağlıkla ilgili olarak özel çalışmalar geliştirmesi gerekmektedir.

Yaşlılık doğal bir süreç olarak ortaya çıkmasına rağmen zamanında gerekli önlemler alınmadığı takdirde kişinin yaşam kalitesini düşüren bazı faktörleri de beraberinde getirmektedir. Gerek kurumsal gerekse de kişisel bazda alınacak olan bu önlemler kişinin yaşam kalitesini daima yüksek oranlarda tutacaktır. Bu önlemlerin alınabilmesi için öncelikle sorunların tespit edilmesi gerekmektedir.

YAŞLANMA İLE İLGİLİ SORUNLAR

Toplumumuz herkesin bir gün yaşlanacağı gerçeğinden uzak, “olumsuz” bir “yaşlılık” söylemi içerisindedir. Bu olumsuz söyleme göre ileri yaştaki bireyler, artık sadece pasif bir nüfus olarak görülmekte, ileri yaşta olmak bir kusur, özür, yetersizlik olarak kodlanmakta ve yaşlılar toplumsal yaşamdan dışlanmaktadırlar.

Kadın ve erkeklerin toplumsal yaşam kimlikleri yaşlılık söylemindeki konumlandırılışlarını da etkilemektedir. Erkekler, yaşlanmayla beraber, statü ve aktifliklerinden daha fazla kayıp vermelerinden dolayı yaşlanmayı daha zor kabul etmektedirler.

Birçok farklı kültürdeki yaygın söylem cinselliği ileri yaştakiler için uygun görmemekte ve ayıplamaktadır. Cinsellikle ilgili sorunlar (menopoz-anoz ve diğer cinsel hastalıklar) tartışılamamakta ve ileri yaştaki bireylerimiz tıbbi yardım almakta çekimser kalmaktadırlar. Bu durumda toplumsal yargılar ve sahip olunan kültürel düzeyinde etkisi bulunmaktadır.

Ayrıca ülkemizde ve dünyanın pek çok ülkesinde yaşlılar için huzurevi dışında diğer yardım ile hizmet modellerine yer verilmemekte ve hali hazırda hizmet veren mevcut huzurevlerinin pek çoğu da toplumsal yaşamla bütünleşilen yerler olmaktan uzaktadır. Bunun yanı sıra huzurevlerinde ve evde bakım konusunda hizmet veren elemanlar yeterli mesleki donanıma sahip değildirler.

Merkezi ve yerel yönetimler, gerek mevzuat gerekse de fiziki düzenlemeler açısından yaşlılığa dair çözümler üretme konusunda yeterli oranda çalışmamaktadır.

Yaşlıların bilgi birikimi ve tecrübeleri toplumsal önemli bir kayıp olarak atıl durumda tutulmakta, onların yaşanmışlıklarının pasif olarak kalması toplumumuz açısından önemli bir kayıp oluşturmaktadır. Bu durum yaşlı birey açısından da toplumdan soyutlanma hissine paralel yaşam kalitesinde bir düşüş olarak ortaya çıkmaktadır.

Çözüm Önerileri

Ülkemizde dünyanın farklı ülkelerinde rastlanılan benzer eksiklikler göz önüne alınarak yaşlılık alanında sosyal hizmet ve yardımların geliştirilmesi ve çeşitlendirilmesi sağlanmalıdır.

Toplumda ileri yaştaki insanlara karşı ilgi ve duyarlılık arttırılarak, yaşlanma alanında politikalar geliştirilmelidir. Bu özel ilgi grubunun ihtiyaçlarını topluma yansıtılmalı, ulusal ve uluslararası platformlarda ülke ve dünya örgütleri ile işbirliği yapılmalıdır.

Yaşlılık alanında ar-ge çalışmaları yaparak, bilimsel işbirliği ile ortak bilgi bankası oluşturulmalı, ileri yaştaki bireylerimizin gelişen teknoloji ile bağlantı kopukluklarının giderilmesi için eğitim ve tanıtım çalışmaları yapılmalıdır.

Yaşlılık konusunda çalışan personel eğitilmeli ve okuma yazma bilmeyen yaşlılara bu alanda acilen hizmet götürülmesi sağlanmalıdır.

Toplum sağlığı ve özelde yaşlı sağlığı ile ilgili koruyucu önlemleri alarak, yaşlıların ihtiyaçları için üretilecek ürünler konusunda araştırma, geliştirme ve standart saptanması çalışmaları yapılmalıdır.

Uluslararası bağlamda geliştirilen sosyal politikaların ve standartların uygulanması için çalışmalar yapılmalıdır.

Özetleyecek olursak; tecrübeli bireylerimiz fiziksel ve mental olarak kötüye kullanılmamalı, toplumun sosyal, eğitsel ve kültürel kaynaklarını kullanabilmeli, yaşlı birey potansiyelini geliştirme şansına sahip olabilmeli, nerde yaşarsa yaşasın temel özgürlük ve insan haklarına sahip olmalı, hastalıklardan korunmak için sağlık hizmetlerinden rahatlıkla yararlanabilmeli, olabildiğince uzun süre kendi ortamında yaşayabilmeli, yeterli gelire sahip olmalı, güvenli bir çevrede yaşayabilmeli, kapasite ve ilgi alanına göre hizmet verebilmeli, iş gücüne katılabilmeli, bilgi ve deneyimlerini genç kuşaklara aktarabilmek için kendi ile ilgili politikaların saptanmasında aktif rol alabilmelidir.

Yaşlılıkla İlgili Bazı İstatistiksel Veriler

Antik çağda sadece 100 insandan bir tanesi 60 yaşına ulaşabiliyordu. Roma’lı bir askerin ömrü 22 yıldı. Yirminci yüzyılın başlarına kadar dünyanın hiçbir ülkesinde uzun bir yaşam için gereken koşullar sağlanamamıştı. Avrupa’da ortalama yaşam süresi 50 yıl ile sınırlı iken ölüm genellikle gençlik yıllarına rastlıyor, iyi koşullarda yaşayıp yaşlanabilenlerin sadece devlet adamları, krallar, filozoflar ve yüksek rütbeli subaylar olduğu dikkati çekiyordu.

Ortalama yaşam süreleri; 1797’de 25, 1897’de 48 yıl, 1947’de 65 yıl, 1997’de ise 76 yıl olarak bildirilmektedir.

1950-2000 yılları arasında 46’dan 66’ya çıkan ortalama yaşam süresinin 2050’de 76’ya çıkacağı tahmin edilmektedir.

2000 yılında 600 milyon olan 60 ve üstü yaş nüfusunun, 2050’de 2 milyara çıkacağı, küresel olarak 2000-2050 yılları arasında nüfus içinde 60 ve üstü yaşlardaki kişilerin oranının %10’dan %21’e yükselmesi belenirken, çocuk oranının 1/3 oranında düşeceği hesaplanmaktadır.

Gelecek 50 yılda yaşlı nüfusun dört kat artacağı ve 2050 yılında bazı gelişmiş ülkelerde yaşlı sayısının çocuk sayısının iki katı olacağı düşünülürse yaşlılık üzerinde durmanın aciliyeti daha net anlaşılmaktadır.

2025 yılına kadar gelişmiş ülke nüfuslarının %82’sinin, gelişmekte olan ülke nüfuslarının yarısından daha az bir kısmının kentsel alanlarda yaşayacağı, 2000 yılında 70 milyon kişi olan 80 ve üstü ileri yaş grubunun, 2050 yılında beş kat artacağı varsayılmaktadır.

Beklenen yaşam süresinin uzaması, 20. yüzyılda ölüm oranlarının azalmasının ve tıbbi bakımda kaydedilen gelişmelerin bir sonucudur. 1900’lerde 65 yaşına ulaşmış bir bireyin 11.9 yıl daha yaşaması beklenebilirken, 1960 yılında 65 yaşından sonra beklenen yaşam süresi 14.4 yıla, 1992’de ise 17.5 yıla ulaşmıştır.

Yaşlı nüfus oranının gittikçe arttığı gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ülkelerde olduğu gibi yaşlı ve yaşlılıkla ilgili muhtelif sorunlar memleketimizde de her gün artan bir oranla karşımıza çıkmaktadır.

Türkiye nüfusu içinde 65 ve yukarı yaştakilerin oranı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) verilerine göre 2007’de toplam nüfusun %7, 1 ine ulaşarak 5 milyon kişiyi bulmuştur. Bu rakam 60 ve yukarı yaş grubu için 7 milyon kişiye denk gelirken 55 ve üstü yaş grubu için 10 milyon kişiye kadar ulaşmaktadır. 2050 yılında Türkiye nüfusunun %17, 6’sının 65 ve üzerinde olacağı da Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) tarafından hazırlanan “Ulusal Yaşlılık Eylem Planı”nında belirtilmektedir. Ayrıca sağlık ve yaşam standartlarındaki artışlar nedeni ile 2007 yılında ülkemizde ortalama yaşam beklentisi kadınlar için 74, 2’ye, erkekler için 69, 3’e ve ortalama 71, 7 yaşa ulaşmış durumdadır.

Bu rakamlar ışığında 21. yüzyılın Türkiye’de “yaşlı yüzyılı” olacağı tartışılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Uzun bir süredir genç nüfusu ile övünen Türkiye hızla yaşlanmaktadır. Piramit görünümündeki nüfusumuz önce dikdörtgen sonrasında ise ters piramit halini alacaktır. Türkiye’nin unutmaması gereken bir gerçek uzun süredir övündüğümüz genç ve dinamik nüfusumuzun zaman içerisinde yaşlanacağı ve bununla ilgili alınması gereken önlemlerin büyük bir aciliyetle teşkil edilmesi gereğidir.

Ayrıca ADNKS verilerine göre 2007 yılı itibari ile 60 yaş ve üzerindeki nüfusun 2/3’ü şehirlerde yaşamaktadır. Bu yüksek şehirleşme oranı ile birlikte geleneksel aile yapısının çekirdek aile yapısına dönüşmesi ve kadının iş hayatına girmesi ile yaşlı bakımı ile barınma konuları daha çok gündeme gelmektedir. Kentleşme oranındaki artış ve yaşlı nüfusun genel nüfus içindeki payının artışı ülkemizi acil önlemler almaya iten bir yapılanma oluşturmaya zorunlu kılmaktadır.

Bunun yanı sıra yaşlı nüfusumuzun yarısını yalnız yaşayanlar oluşturmakta olup büyük çoğunluğu (%56, 5) ihtiyaçlarını kendileri karşılarken %41’ine çocukları veya yakın akrabaları bakmaktadır. Şehirleşmeye paralel oluşan kadınların da çalışma hayatına girmeleri ile yaşlı nüfus kaderlerine terk edilmiş bir durumda gözükmektedir. Yaşlılara yönelik götürülmesi gereken hizmetlerde, nitelik ve nicelik açısından da bir artışın zorunluluğu kaçınılmaz bir gerçektir. Lakin şu anda Türkiye’deki mevcut hizmet yapısı bu önemli soruna çözüm oluşturacak yapıda değildir. Bu yapıyı günün koşullarına uygun hale getirmek için kapsamlı bir hizmet planlamasına ivedilikle ihtiyaç duyulmaktadır.

Vakıf, dernek, özel teşebbüs, yerel yönetimler ve devlet gibi niteliği birbirinden farklı yapılanmalar, birbirinden habersiz ve bağımsız olarak hizmet sunma amacıyla çalışmalarını sürdürmektedirler. Toplam 243 huzurevinde 19.727 yatak kapasitesi mevcut olup kaba bir hesap ile 60 ve üzeri 340 kişiye bir huzurevi yatağı düşmektedir. Bu azımsanmayacak bir rakam olmakla birlikte, mevcut huzurevleri gereksinimleri karşılamaktan halen çok uzaktadırlar. Hizmetlerin genellikle kurumsal bakım şeklinde gerçekleşmesine rağmen yapılan çalışmalar yaşlıların huzurevlerinde kalmak istemediklerini, huzurevinde kalanların yaşam süre ve kalitelerinin azaldığını, üstelik kurum bakımının maliyetinin oldukça yüksek olduğunu göstermektedir. Bu tablo göz önüne alındığında unutulmaması gereken önemli bir konu da, bütün bu yaşlılık alanına götürülecek tek hizmetin kurumsal bakım olmadığıdır. Evde Bakım, Gündüzlü Bakım, Sağlık Hizmetleri, Aktif Yaşam Hizmetleri gibi farklı alanlarda da götürülmesi gereken hizmetler hususunda da büyük bir eksiklik bulunmaktadır.

Bugün dünya, sayıları epidemi halinde artan yaşlı nüfusa kim, nerede ve nasıl bakacak sorularının yanıtlarını aramaktadır. Ülkemizde bu sorulara verilecek kanıt temelli yanıtlar ulusal yaşlılık politikalarının yeniden yapılandırılması veya geliştirilmesinde yol gösterici olacaktır. Ancak bu sorular yanıtlanırken, yaşlılık sağlık ve sosyal boyutları içerecek bir bütünlük içinde ele alınmalıdır.

DPT Ulusal Yaşlılık Eylem Planı

Toplumsal ve kişisel bilinçlenmenin oluşması yarınların yaşlılığı için önemli bir adım olacaktır. Bu bilinçlenmenin sağlanmasında tabii ki en büyük rol kişilerin kendisine düşmektedir. Lakin şahısların bilinçlenme ve aktif bir yaşlılık yaşamaya dair yapacağı bilinçlenmeyi yerel ve merkezi yönetimlerinde yapacakları ulusal planlarla desteklemeleri gerekmektedir. Ülkemizde de TC. Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatının İlgili Kurum ve Kuruluşların eşgüdü ile hazırladığı Ulusal Yaşlılık Eylem Planı Türkiye’nin ilerleyen zamanlardaki yaşlılık politikasını özetlemektedir.

Bu plan özetle genç nüfusuyla övünen Türkiye’nin, artık yaşlılık hazırlıklarına başlaması gerektiğini belirtiyor. Ülkemizde hazırlanan ilk "Ulusal Yaşlılık Eylem Planı", 2050'de Türkiye nüfusunun %17, 6'sının 65 yaş ve üzerinde olacağını belirtiyor. Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) tarafından oluşturulan plana göre Türkiye'de 2050 yılında 65 yaş ve üzerinde 16 milyon 982 bin kişi hayatına devam ediyor olacak. Planda, yaşlılar sendikası türü oluşumların kurulması, siyasi partiler ve yerel yönetimlerde yaşlılar kolu oluşturulması gerektiği belirtiliyor. Yaşlıların istihdam edilmesinin teşvik edilmesini de öngören plan, Alzheimer hastalığı, yaşlı depresyonu ve benzer sorunların erken tanı olanaklarının artırılması için etkili stratejiler geliştirilmesini de içeriyor.

Birleşmiş Milletler tarafından 2002 yılında Madrid'de düzenlenen 2. Dünya Yaşlılık Asamblesi kapsamında dünya çapında bir "Yaşlanma Uluslararası Eylem Planı" oluşturulmuştu. Türkiye de bu tarihten sonra, DPT koordinasyonunda "Yaşlanma Ulusal Eylem Planı" hazırlanması için çalışmalara başladı ve interdisipliner bir yapıda oluşturulan heyetin önemli çalışmaları neticesinde noktalandı.

"Türkiye'de Yaşlıların Durumu ve Yaşlanma Ulusal Eylem Planı"na göre, dünyada 65 yaş ve üzeri yaşlarda olan nüfus 2004 itibariyle yüzde 10 civarındayken 2050'de bu oran %16'yı aşacak. Yapılan hesaplamalar, 21. yüzyılın Türkiye'de de "yaşlı yüzyılı" olacağını vurguluyor. Buna göre, 2050'de Türkiye nüfusu 96 milyon 498 bin kişi olacak. 2000 itibariyle nüfusun %5, 4'lük bölümünü oluşturan 65 yaş ve üzeri nüfus, 2025'te %9'a, 2050'de ise %17, 6'lık orana ulaşacak. Ayrıca 2000 verilerine göre 5 milyon 405 bin civarında olan 65 yaş ve üzeri nüfus, 2025'te 7 milyon 920 bine, 2050'de de 16 milyon 982 bin kişiye yükselecek. Buna karşın 0-14 yaş grubunun nüfustaki ağırlığında ciddi bir gerileme olacak. 2000'de nüfusun %30'unu temsil eden 0-14 yaş grubu, 2025'te %22, 1'e, 2038'de %19, 5'e, 2050'de de %17, 7'ye gerileyecek.

Plana göre önümüzdeki dönemde sosyal dışlanmayla mücadele etmek için, yaşlılar sendikası ve benzeri örgütlenme çabaları desteklenecek. Ana hedef “tüm siyasi partilerin, yerel yönetimlerin, sivil toplum örgütlerinin, üniversiteler ve diğer eğitim kurumlarının bünyelerinde söz ve karar hakkını temsil eden yaşlılar kollarını kurulması”dır.

Plan kapsamında yaşlıların "istedikleri ve yapabildikleri" sürece iş yaşamında olmaları sağlanacak ve işe alınmaları teşvik edilecek. Yaşlıların kendi işlerini kurma girişimleri de desteklenecek. Yaşlılara okuma yazma, bilgilendirme ve teknolojik beceri eğitimi olanakları sağlanacak ve bu alandaki çalışmalar geliştirilecek. Yaşlı kadınlar öncelikli olmak üzere, bütün bireylerin yeni teknolojilerden, özellikle de bilgilendirme ve iletişim alanındaki hizmetlerden yararlanması sağlanacak.

Yaşlılarda sık görülen hastalıklar olan Alzheimer, hipertansiyon, kalp yetmezliği, demans, düşmeler, kırıklar, osteoporoz ve kanserin yanı sıra, HIV/AIDS konusunda eğitimler verilecek. İlaç kullanımı ile ilgili eğitici çalışmalar yapılacak, ayrıca Alzheimer, yaşlı depresyonu ve benzeri sorunların erken tanı olanaklarının artırılması için çalışmalar yapılacak. Hazır yemek yardımlarında da yaşlılara uygun diyet yemekler verilecek.

Şu anda yaklaşık 1.5 milyon civarında yaşlı yoksul bulunuyor. Önümüzdeki dönemde nüfusun yaşlanma hızına paralel olarak yaşlı yoksullarında artacağı öngörülüyor. Bu bağlamda, hedefleyen politika ve programlara yaşlılar da eklenecek, ayrıca yaşlıların kredi, piyasa, mülkiyet ve gelir getiren iş olanaklarına erişimi kolaylaştırılacak. Özel ve ek emeklilik maaşlarıyla ilgili düzenleyici bir çerçeve program oluşturulup, enflasyonun etkilerine karşı emeklilik maaşlarıyla ilgili gerekli önlemler alınacak.

Ulusal Yaşlılık Eylem Planına göre:

NE OLACAK;

*Bugün dünya nüfusunun %10’u 65 ve daha yukarı yaşlarda.

*2050’de ise bu oran %16’nın üzerine çıkacak.

*2050’de Türkiye’nin nüfusu 96 milyon 498 bin kişi olacak.

*65 yaş ve üzeri nüfus ise 16 milyon 982 bin kişiye ulaşacak.

*65 yaş ve üzeri nüfusun toplam nüfustaki payı %17, 6 olacak.

*2000’de %8, 2 olan 60 yaş ve üzeri nüfusun payı, 2050 ‘de %23, 2 olacak

*Aynı dönemde 0-14 yaş arası nüfusun payı ise %17, 7’yle sınırlı kalacak.

NELER YAPILACAK;

*Yaşlılar sendikası ve benzeri örgütlenme çabaları desteklenecek.

*Yaşlıların işe alınması teşvik edilecek.

*Yaşlılara sosyal koruma, sosyal güvenlik ile ilgili danışmanlık hizmeti verilecek.

*Emeklilik sonrasında çalışmanın olumsuz yönlerinin ortadan kaldırılması için çalışılacak.

*Kadınların öncelikli olarak yeni teknolojilerden yararlanmaları sağlanacak.

*Alzheimer hastalığı ve yaşlı depresyonu gibi sorunların erken tanı olanakları arttırılacak.

*Emekli maaşı ve özürlülük sigortası yaşam standartları göz önüne alınarak yapılacak.

Yaşlılık ve Toplumsal İletişim

Günümüz zamanın çok hızlı aktığı, insanların yeniliklere, gelişmelere yetişmekte zorlandığı bir çağ. Gün geçmiyor ki teknolojide, sanatta, bilimde, … yeni bir buluş yeni bir bakış açısı gelişmesin. Bu hızlı ilerleme teknoloji ve yaşam standartları açısından büyük avantajlar sağlarken, kuşaklararasındaki mesafeyi de büyük oranda açmaktadır. Bu durum çağın insanları ile önceki kuşaklararasında büyük iletişim sorunlarının yaşanmasını gündeme getirmiştir.

Her kuşak kendi birikim ve kültürü doğrultusunda kendi küçük toplumsal grubunu oluşturmuş ve toplumsal iletişim alanını o kuşak bağlamında sınırlandırmıştır. Bu ayrışma gençler içinde yaşlılar içinde farklılık göstermemektedir. Kuşaklararasındaki mevcut durum ‘gençler bilebilse, yaşlılar yapabilse’ söylemini faaliyette de görünür kılmaktadır. Gençler yaşlıların tecrübe ve bilgi birikiminden habersiz, yaşlılar ise gençlerin enerjik yapısı ve teknolojik yatkınlıklarından eksik olarak yaşamaktadırlar. Toplum bir bütün olarak değil parça parça yaşamını sürdürmeye zorlanmaktadır. Nesiller arası iletişimin sağlıklı bir şekilde yürütüldüğü, kuşakların kaynaşıp birbirini dinleyip anladığı toplumsal bütünlük, yerini kimsenin birbirine kulak kabartmadığı, herkesin kendi dar kişisel alanına mahkûm olduğu toplumsal bir bölünmüşlüğe bırakmıştır.

Geçen her gün bu kuşaklar arasındaki iletişim bozukluğundan ötürü, genç ve yaşlı nüfus arasındaki mesafeyi biraz daha açmaktadır. Genç kuşak bu toplumsal iletişim bozukluğundan şikâyet etmeyip kayıplarının farkında olmadan hayatını sürdürürken, ileri yaşlı kuşak yeniliklere ayak uyduramayıp oluşan büyük kent hayatından koparak dar yaşam alanlarına sığınmaktadır. Yaşlılar oluşan bu yalnızlık sonucu depresif bir yapıya bürünmektedirler. Bu toplumsal iletişim bozukluğu yaşlı insanlarımızın fiziksel olarak yaşadıkları zorluklarla da bir araya gelince onları büyük bir yalnızlığa itmektedir. Yalnızlıkta, beraberinde yaşlı bireylerimizin yaşama sevincini yitirmelerine yol açmaktadır.

Yaşlılıkta kişi iletişim kurmada bazı toplumsal zorluklarla karşılaştığı gibi, fiziksel yönden de bazı gerilemeler yaşamakta, bu gerilemelerde ileri yaşlı bireylerin sağlıklı iletişim kurmalarına ket vurmaktadır.

Sağlık, yaşamımızın tamamında getirilerinden yararlanmak üzere korunması ve bakılması gereken bir olgudur. Sağlıklı olmak yaşlılarda bireyin yaşam kalitesini sürdürmesini ve onların topluma katkısını devam ettirir. Topluma katkısı devam eden bir yaşlı da kaideler dışında yaşama sevincini canlı tutmaktadır. Yaşlanma süreci çevresel etkiler, yaşam biçimi ve hastalıklardan etkilenir. Buna göre, yaşlanma, ilerleyici ve yaşa bağlı olarak gelişen hastalık risklerine karşı koyamama ile oluşan işlev yetersizliği olarak tanımlanabilmektedir.

Dil ve konuşma ile iletişim kurabilme yetisi her yaştan insan için çok önemli bir özelliktir ve hasarlanması durumunda bireyin tüm hayatı etkilenebilir. Bireyin dış dünya ile iletişim kurmasını sağlayan ses ve işitme organlarında yaşlandıkça gerileme görülmektedir. Bu gerileme ileri yaştaki insanlarımızın toplumsal bütünleşme ile ilgili sorunlar yaşamaları sonucunu doğurmaktadır.

İşitme; sözel iletişimin oluşma, gelişme ve kullanımında en önemli unsurdur. Yaşlanmayla birlikte ortaya çıkan işitme kayıpları, kişiyi sadece organik yönden değil psikososyal yönden de etkilenmektedir. İşitme dış dünya ile bağlantı ve yaşam desteği sağlamada son derece önemli bir araçtır. Bu yetinin kaybedilmesi bireyin sağlıklı iletişim kurmasına ket vurmaktadır. Bu engelde kişileri anlayıp, anlatamamaya mahrum ettiği için yalnızlığa itmektedir.

İletişimin diğer önemli unsurlarından birisi olan ses de, kişinin içi dünyasını dışarıya yansıtan en önemli vasıtalardandır. Konuşma ve lisan ise sesi anlamlı kılan iletişim öğeleridir. Ancak, yaşlanma ile bütün bu iletişim öğelerine gölge düşmekte ve iletişimde bir takım bozukluklar ortaya çıkmaktadır. Yaşlılar eskisi gibi konuşamamaktan yakınmaktadırlar ve bu durumda yaşlılarımızın toplumsal iletişim yönünden sorunlar yaşamalarına sebep olmaktadır. Bildiğini, düşündüğünü anlatamamak, bir süre sonra dinlenmemeyi, dinlenmemekte bir süre sonra dinlemeyi de bırakmak anlamına gelmektedir. Bu durum iletişimin tek yönlü olarak uzun süre sürdürülemeyeceğinin bir kanıtıdır. Tek yönlü ilerleyen bir iletişim ise sonunda kişiyi yalnızlığa sürükleyen bir süreçten öteye gidemez.

Konuyu iletişim yönünden ele aldığımızda bir de bireylerin içe yöneldiği kendiyle hesaplaştığı içsel iletişim ele alınmalıdır. Yaşlandığını hisseden, çok sevdiği, çok güvendiği, gençlik ve dünya zevklerinin ona veda etmeye hazırlandığını düşünen bir yaşlı için ümit ve teselli gerekmektedir. Diğer taraftan yaşlılığın getirdiği sorunlar, hastalıklar, yalnızlık duygusu, yetersizlik-güçsüzlük hisleri, diğer taraftan gençliğin ve güzel günlerin özlemi ile ölüme yaklaşmanın bilincinde olma ikilemi, ileri yaştaki insanı mutsuzluğa sürükleyebilmektedir. Bireyin kişisel hesaplaşmasında yaşadığı duygu yoğunluğu onun kendiyle kurduğu iletişime çok zaman ayırmasına sebep olduğundan, kişi dış dünya ile olan bağlantısını koparır, içine kapanık, karamsar bir yapıya bürünür.

Yaşlı bireylerin gerek kendileriyle, gerek yakın çevreleriyle gerekse de toplumla iyi iletişim içerisinde olmasını sağlamak için ileri yaş grubunun zamanlarını iyi değerlendirebilecekleri çeşitli olanaklar hazırlanmalı ve bu yolla toplumun onlara her zaman gereksinim duyabileceği hissettirilmelidir.

Sonuç olarak, yaşam her döneminde kendine özgü özellikleri ile değerlendirilmelidir. Doğumdan itibaren, bireylerin gereksinmeleri göz önünde bulundurularak, her yaş dönemi için sosyal yönden verilecek hizmetler ayrı ayrı belirlenmeli ve kişilerin bilinçlenmesi, bu hizmetlerden yararlanır hale gelmeleri sağlanmalıdır. Bu hizmetler ve bilinçlenme ile ileri yaşlarda da bireyler toplumdan soyutlanmadan mutlu bir yaşam sürdürebileceklerdir.

İleri yaşlı bireylerimizin aktif ve huzurlu bir yaşam sürdürebilmeleri için iki taraflı bir bilinçlenme sürecinin gerçekleşmesi bir zorunluluktur. Bu bilinçlenmenin ilk tarafı yaşlıların yaşlanma süreci ile ilgili bilinçlenmeleri, süreç öncesi ve esnasında bilgilendirilerek gerek sağlık yönünden, gerekse de psikososyal yönden karşılaşmaları muhtemel zorlukların önüne geçilmesidir. İkinci tarafı ise, genç ve orta yaşlı kuşakların yaşlılıkla ilgili bilgilendirilerek bilinçlenmesinin sağlanmasıdır. Tüm insanlara onların da bir gün yaşlanacakları ve bugünlerin mimarlarının yaşlılar olduğunun bilincini vermek onların yaşlılarla kuracakları iletişimde duyarlı bir hale getirecektir. Bu duyarlılık yaşlılarımızı topluma kazandırarak onların aktif ve yaşama sevincini kaybetmeden hayatlarını sürdürmelerini sağlarken, diğer yönden de yeni kuşakların yaşlıların bilgi ve deneyimlerinden faydalanmalarını sağlayacaktır. Kuşakların birbiri ile iletişim kurarak, birbirinden destek aldığı bir yapıda, toplumsal iletişimin başarısı bugünler ve yarınlar için yaşlıların önünü açacaktır. Hem gençlik hem de yaşlılık dönemleri içinse gençlerin önünü aydınlatacak bir unsur olarak son derece önemi bir gereksinimi karşılayacaktır.

Kuşaklararasında oluşturulacak sağlam iletişim bağları ile toplumsal bütünleşme sağlanacak ve empati yolu ile anlayışlı ve olgun bir toplumun oluşturulması sağlanacaktır. Kuşakların birbirine empati yolu ile yaklaştığı bir toplum sağlıklı bir toplum olarak nitelendirilebilir. Sağlıklı bir toplum bir vücut olarak nitelendirirsek bu vücudu oluşturan her bir bireyde hücreleri temsil eder ve sağlıklı bir vücut için sağlıklı hücreler ve dokular zorunluluktur. Bu durumda sosyal yönden olgunlaşan toplum, bireylerin psikolojik ve biyolojik olarak da olgunlaşması ile sağlam bir zemine oturtacaktır. Sağlam zemine oturmak için sağlıklı bir ruh ve sağlıklı bir beden gerekmektedir.

Sağlıklı bir toplumun temel taşı sağlıklı yaşlılık için altın öneriler…

İnsanlar 65`ini geçince genelde hayata küser ve yaşamın bittiğini düşünür. Oysa yaşlılık ağrı ve sızılarla dolu hastalıklı bir dönem değil. Bu yaştan sonra da sağlıklı, dinç ve uzun yaşamak sizin elinizde bilim insanları tarafından yapılan araştırmalar uzun yaşamın sırlarının biraz da genlerde gizli olduğunu belirtmekle birlikte, uzun ve sağlıklı bir yaşam sürmenin önemli bir kısmının kişinin kendi elinde olduğunu göstermektedir.

Araştırmalar neticesinde birçok kronik ve yaşlılığa bağlı olarak gelişen hastalıklara rağmen 65 yaş ve üzerinde de sağlıklı ve aktif bir şekilde hayatını devam ettirebilmek için çeşitli yöntemler de mevcut. İşte uzun, sağlıklı ve aktif bir yaşamı sağlayabilecek ipuçları:

Kilo verin: Şu an ideal kilonuzdaysanız öyle kalın. Çünkü ekstra kilolar kalbinizi ve hayati önem taşıyan organlarınızı tehlikeye sokar; şeker, kanser ve hayatı kısaltabilecek başka hastalıklara yol açabilir. Bunun için alınan kalori miktarının düşürülmesi gerekiyor.

Yeni şeyler öğrenin: Satranç, yeni bir dil ya da fotoğrafçılık öğrenin. Çünkü uzmanlara göre yeni şeyler öğrenmek beynin iyi çalışmasını sağlıyor. Yeni bilgi ve beceri kazananların beyninde yeni hücre oluşumları gerçekleşiyor. Bu biyolojik etkinin yanı sıra yeni bir şey üretmenin hayali ürettikten sonrada yaşanılan gurur kişinin hem hayatına yönelik bakışında hem de toplum içerisinde kendini yerleştirdiği statüde önemli bir gelişmeye sebep oluyor. Kişi aktif, üretken ve fayda bazlı bir yaşam bilinci içerisinde hayata daha sıkı bağlarla tutunuyor.

Form tutun: Düzenli egzersiz kalp, kolon kanseri, şeker, hatta Alzheimer gibi hastalıklara karşı koruyor. Haftanın en az 5 günü, 30`ar dakikalık hafif yoğun fiziksel egzersiz yapılması tavsiye ediliyor. Yürüyüş, yüzme, dans, bahçe ve ev işleri bile form tutmada geçerli yöntemler. Form tutmak için illa ki spor salonlarına daimi fizik tedavi uzmanlarına gerek yok, uzmanların tavsiyeleri doğrultusunda oluşturacağınız ve kendi fiziksel durumunuza uygun planlayacağınız aktif ve üretken bir yaşamda form tutmanızı sağlayarak yaşam kalitenizi yükseltecektir.

Sigara yasak: Sigara içiyorsanız bile uzmanlar bu kötü alışkanlığın derhal bırakılmasını tavsiye ediyor. Çünkü sadece Amerika Birleşik Devletlerin`de her yıl tütün mamulleri kullanımından kaynaklanan 400 bin ölümün gerçekleştiği belirtiliyor. Sağlıklı bir beden sağlıklı bir ruhun ve dolayısı ile kaliteli bir yaşamın vazgeçilmez bir unsurunu oluşturmaktadır.

Sosyalleşin: Partilere ve arkadaş toplantılarına gidin, bir kulübe katılın ya da pikniğe çıkın. Araştırmalar, yeni dostluklar kuran, arkadaş ve aile çevresiyle ilişkilerini iyi tutanların daha sağlıklı olduğunu ve hastalıklardan da daha kolay kurtulduğunu gösteriyor. Sosyalleşin, sorunlarınızı paylaşarak azaltın, mutluluklarınızı paylaşarak arttırın. Nefes almanın yaşamak, yaşamanın da öğrenmeye devam etmek olduğunun bilinciyle öğrenerek, öğreterek sosyalleşin.

Stresi azaltın: Yürüyüşe çıkın ya da arkadaşlarınızla yemek yiyin. Uzmanlar, günlük rutinlerine, stresle başa çıkacak faaliyetler ekleyebilenlerin sağlıklarının güçleneceğini söylüyor. Stres ise kronik hastalıklara yol açıp hayatı kısaltma riski yaratıyor. Stresle başa çıkabilmek için hoşlandığınız faaliyetlere zaman ayırın, ruhunuzun dileklerine toplumsal baskılara verdiğiniz önemden daha fazla kulak verin.

Bu durum içinde pozitif olun. Araştırmalara göre, 100 yaşına kadar yaşayabilenlerin çoğunun, hayatın güçlüklerine karşı olumlu bir yapısı var. Yıllar içinde ölüm ya da boşanma gibi acılara karşı durabilecek başa çıkma mekanizmaları gelişebiliyor. Gülümsemek, dünün üzüntülerini ve yarının kaygılarını bırakarak bugüne odaklanmak yaşamı kaçırmamanızı ve hayatınızın kalitesini yükseltmenizi sağlıyor.

Sağılıklı beslenin: Her gün meyve ve sebze yemek, hücrelerde meydana gelen yaşla bağlantılı tahribatı önlemede etkili oluyor. Çünkü bu besinlerin içinde kanser ve kalp gibi hastalıklara karşı koruyabilen maddeler bulunuyor.

İyi uyku şart: Yeni araştırma, uyku eksikliğinin hafıza bozukluklarına, depresyona yol açtığını ve bağışıklık sistemini olumsuz etkilediğini ortaya koydu. Bilim adamları, uyku eksikliğinin, yaşlanma sürecinin doğal bir parçası olmadığını düşünüyor.

Düzenli check-up yaptırın: Kendinize iyi bir doktor bulun ve sağlıklı bir yaşamı öncelik haline getirin. Şeker, yüksek tansiyon, kalp ve diğer hastalıklar erken teşhis edildiğinde tedavi edilebiliyor hatta önlenebiliyor.

Yaşlılık yıpranma, eskime, tedavülden kaldırılma değildir, yaşlılık tecrübe alma, madenken işlenip cevher durumuna gelmedir. Bizler bu cevherleri atıl durumda bırakacak kadar savurgan toplumlar olmayalım, sahip çıkalım, dinleyelim ve hem kendimiz hem de toplumumuzun geleceği açısından faydalanalım. Bakın çoğumuzun elden ayaktan düşmek diye tabir ettiği yaşlarda kimler neler yapmış ve bu örnekler sadece aysbergin görünen kısmı;

*Pasteur, 60 yaşında kuduz aşısını buldu.

*Bismark, 70 yaşında Alman birliğini sağladı.

*Mimar Sinan, 70 yaşında Süleymaniye 86 yaşında Selimiye Cami’ni yaptı.

*Michelangelo, en iyi eserlerini 70 ile 87 yaşları arasında yaptı.

*Galilei, 73 yaşında Ayın hareketlerini buldu.

*Kant, Antropoloji kitabını 74 yaşında yazdı.

*Verdi, Otelloyu 75 yaşında besteledi.

*Goethe, Faust’u 82 yaşında tamamladı.

*Ressam Titian, Leponto Savaşı adlı ünlü resmini 98 yaşında yaptı…..

“İnsan kendine olan güveni derecesinde genç, şüphesi derecesince yaşlıdır. Cesareti derecesinde genç, korkuları derecesince yaşlıdır. Ümitleri derecesinde genç, ümitsizliği derecesince yaşlıdır…”

“Hiç kimse yalnız birkaç yıl yaşamakla ihtiyarlamaz. İnsanları ihtiyarlatan, ideallerinin gömülmesidir. Seneler cildi buruşturabilir, fakat heyecanların feda edilmesi ruhu buruşturur.”

Samuel Ulman

Gençliğin Felsefesi

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 88
Toplam yorum
: 62
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 3163
Kayıt tarihi
: 27.06.07
 
 

İnsanım herkes kadar; zengin kadar fakir kadar, kadın kadar erkek kadar, Müslüman kadar Hristiyan ka..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster