Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ocak '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
515
 

Herkes birinç... İkinç kim?

Son zamanlarda, "Benden iyi bu işi yapan yok" uzunçaları sezinlemem var herkeslerde. Langadanak girişin sebebi: Asabiyet. Ve dahi ünlem, soru işareti balonları kafamda.

Bu özgüvenin dipsiz bucaksız, engin ötesi denizlerinde yolculuk yapan herkese takılmışlığım var.

Geçen gün, -söylemesi ayıp- bir sergi açılışındaydım. Mevzumuzun temel fikrine girmeden önce başka kasıntı verici bir detayı irdeleyip çomaklayayım. O sergi alanı ki, güzide yeditepelişehrimizin tam ortasına yerleşmiş. Revaçta. Öyle bir imajı var ki; orada resimlerinizi sergilemek için kırk fırın ekmek yemelisiniz bi zahmet gibisinden.

İşte açılışına gittiğim sergi tam da burada; monoton iş hayatımda hafta ortasına denk geldi bu açılış, aman da ne şans sevinci var içimde. Gidiciiim, bir kadeh şarap yudumlayarak-tan, dostlarım ile beraberce ”güzel sanat” seyredeceğim. Ama bir de ne göreyim...Ne göreyim?

Daha basamakları çıkmaya başlarkenki sigara duman bulutu, içerisinin konseptini ele vermekte... Konseptin yerine oturacak bir kelime olmadığı için mecburen kullanıyorum bu ukala tavrı. Salona adım attığınızda bir güruh... Nedense cümle alem kapı önüne tıkaç olmuş, bir araya toplaşmış...

Hanımların resim sergisinde değil de, valla komşu ocakta yemeğim var, bir zahmet şu fincana çiçek yağı koyuversenvari apartman boşluğu sohbetindeki kılıkları (dizi çıkmış eşofman altı, üzeri kahverengi el örgüsü sarkık kazak) bir içim su.

Abiler ise, o kadar entelim ki yanıma ve dahi sohbetime yaklaşanı, haşa tenezzül edeni, arkadan topladığım kuyruğumla ve italyan stili bağladığım atkımla döverim gibiler.

Kasıntımın birinç konusu bu caaanım sergi alanındaki servis kalite(siz)si ve buyur ettiği sanatçık topluluğu.

Annecim ben korktum diyerek, ama belki ilerleyen metrelerde kendime ve beraberinde gittiğim üç güzel insana benzeyen birilerine rastlarım umuduyla gezinmeye başladım.

Servis, kokteylin başlama saatine çeyrek kala bitmiş zaten. 2.darbe. Öyle bir mekana yakışmayan bir eksi puan. Ne şarap, ne çerez... ucundan, masalardan birinden yakaladığım kokteyl havucunu kırtlataraktan duvardaki “o şeyleri” anlamaya, anlam vermeye başlamak üzereyim. Allahım açlıktan mıdır, kokteyl saatine yetişememenin hayalkırıklığından mıdır nedir, bakan ve anlamayan bir vücut dili sergiliyor bedenim; farkındayım.

Bu arada açparantez... havucu alırken masadaki sanatcırt güdük kadının 100 Ünlü Türk Komiği kitabına girecek espirisü: "heee o havucu ben evden getirmiştim !!!"... "ah çok pardon, söylesene baştan, yemezdim kocanı" Tahminimce bitkisel bir seks hayatı olduğu kesin, o ucubeliğe...kapa parantez.

Neyse,

İki kişinin ortak sergisi, bir hoca bir çömez kısaca. Hoca çömezini prezante etmekte. Ama çömez, o mertebeye çıktığına bile dua etsin durumunda kanımca. Hani çömezlere hakaret olur, nihayetinde gayretli, sebatlı, hataları olan ama yavaş yavaş pekişecek bir konumdur çömezlik. Hocanın yanında süklüm püklüm durmayı gerektirir. Bir müddet hocanın ağzının içine bakmayı, onu takdir etmeyi icab ettirir. Raconu "Önden siz buyrun hocamdır" çömezliğin. Bizim çömez maaşallah yazımızın anafikri “özgüven” boyutlarını zortlatıyor.

Bir kere kardeşim adı üzerinde “Güzel Sanatlar”. Resme, müziğe güzellik yakışıyor. Çirkinlikleri, zaten çemberinde her gün gördüğün karmaşayı, kargaşayı, renk uyumsuzluğunu, ses kirliliğini bir de tutup sen onca para ver tuval yaptır, üzerine de çiz.

Ya ben güzellik görmek istiyorum; mutluluk, belki “çirkin” e güzel tarafından bakılmış bir renk ve şekil bütünlüğü...

Böyle protestlik, zorlangaçlık falan. Resim sanatına yakıştırmıyorum. Sen bana neden kirli hava, kirlenmiş dünya, kural, kaide, dünyanın sonu resimleri çiziyorsun ki, al eline fotoğraf makinanı git, İstanbul’da 50 tane semt sayayım sana, çek oraların fotosunu. Yani... Bir de oturup boya, moya ne uğraşırsın.

Bak, fotoğrafa yakışıyor... belgelemek... görmeyene göstermek... kafaya kakmak, dikkat çekmek...
Ama resme ....gereksiz bence.......ca?

Zaten resim sanatından hakkıyla anlayan bir avuç topluluğa, ki o bilinçte olan insanlardır -umarım- ümid ederim- bu dünyanın kötü gidişatını ıvırını zıvırını neden çizip boyayıp göstermek istiyorsun ki. Di mi?

Bir de bunu hoca yapıyor... hocası böyle olan çömez daha da beter... ünlü ressamların resimlerini alıp, aha ben de yaparımkk noolmuş, hatta yaparım, bi de üstüne kendi yorumumu asarım diyerekten Cesanne resminin üzerine çivi çakıp potur asmaca. Ne şimdi bu?...

Güya happening yapanlarla falan dalga geçiyor. Sen kimsin peki... O Cesanne, sen sazansın; daha dur bakalım. Bir çeşit, resmin Ferhatı, İzzeti, Lezzeti kıvamında.

Nota bilmeden türkü söyleyenlerin, nota bilen türkücülere kafa tutup halkın da -ne hazindir ki- bunları tutması. Alkış tutması.

Bu, ben aştım, ha nirvana ha ben, birinç benim, ikinç kim beyanatı sallayan tüm insanlara sesleniyorum. Valla Allahın sopası yok ona göre.

Sen her ne kadar kendini yerlere göklere koyamıyorsan al benden de o kadar; ben de sizi hiçbir yazılı kaynakta belirtilen statülere, tanımlamalara koyamıyorum.

Bugünlerde bir boya sarısı hobbit kızımız da (annesi kendinden daha genç duruyor) fondöten çukurundan çıkar çıkmaz "bir kısım iş adamının, bir haftalık aşk için kendisine teklif ettiği ücreti" açıklamış. Ayıplayarak-tan, kınayarak-tan. Bak seeeen.

Açık - beyan - ayan - alenen, kadın fiyatını açıklamış işte; hani destur demeden önce "bankacınızla görüşün, ona göre" demeye getiriyor. “The Ben” olmuş, çoktan. Almış ya mevlasını.

İş adamlarından aşağısı kurtarmaz. Misal, bir torna ustası bastırsa 300 bin doları, diyelim 30 sene yememiş, içmemiş ölmeden bir hobbit fantazisi için biriktirmiş... Abla elinin tersiyle itecek... Nayır, önce "işadamı ol" sonra bakarız.

Yani velhasıl, herkeşler pek bir muhterem, değerli, fevkalade özgün, çıldırasıya yaratıcı, geberten güzellikte, şahane zekalarda, engin dimağlarda. Orada burada.

Mertebe bunalımında herkes.
En yüssskeklere çıkmak için yer kalmadı abla. Asansör dört kişilik en fazla, bir dahakini bekle... yok o da olmaz. Merdiven çıkmasın bunlar. Zort diye ışınlansın hepsi Taavırların tepelerine.

Beğengeç toplum; kendi kendini beğenmede.

Destek kuvvetleri de, çevrelerinde kurdukları yağ satarım bal satarım halkasından daha da geniş olmayan bir kalabalık nihayetinde ama; medya dediğimiz microdalga sistemi ile en fazla 5 dakika sonra tava gelip çıkarılıyor çemberlerinin dışına bunlar. Dışı çözülmüş, içi çiy kalmış kıyma misali..

Yani yaz yaz bitmez. Derinkuyu. Derim: kuyu.
Nar suyu. Nişantaşı'nda bardağı 4 ytl, Kadıköy çarşısında 2.5 ytl... benden söylemesi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 30
Toplam yorum
: 136
Toplam mesaj
: 40
Ort. okunma sayısı
: 2100
Kayıt tarihi
: 10.01.07
 
 

1967 doğumlu. İ.Ü Psikoloji lisans, İ.Ü Davranış Bilimleri Yüksek Lisans eğitimi aldı. Halkla ilişki..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster