Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Şubat '19

 
Kategori
Ruh Sağlığı
Okunma Sayısı
83
 

Herkes Depresyonda mı?

Depresyona Girmek Herkesin Haddi Değil(!)

Başlığı okuyanlar içten içe bu ne saçma başlık diyebilirler. Bence haklılar da… Üniversite yıllarında tesadüfen tanıştığım ve psikoloji alanında belki de benim durmadan okursam ancak bir haftada bitirebileceğim kadar araştırma yapmış bir bilinç araştırmacısı aynen de öyle demişti: “Depresyona girmek herkesin haddi değil(!)...”

Mesleğe başladıktan sonra bir psikoloğa başvuran danışanların büyük çoğunluğu bu durumdan(depresyon) muzdarip olduklarını söyleyince yıllar önce anlamlandıramadığım ya da anlamlandırmaya çalışmadığım bu tespiti şimdilerde daha çok düşünmeye başladım. Peki gerçekten de böyle mi? Bu sorunun cevabını mutlak bir gerçeklikle vermek belki de benim haddim değil. Ama en azından gözlem-görüşme ve tecrübe ettiğim olgular az da olsa bana söz hakkı doğurdu.

İnternete girebilen ve az da olsa okuma-yazma becerisi kazanmış her insan depresyonun tanımına rahatlıkla ulaşılabilir. Fakat tanımdan depresyonu nasıl algılamamız gerektiği sanırım o an ki ruhsal durumumuzun ya da kendimizde gözlemlediklerimizle ne derece uyuştuğuna dikkati çekerek algılamaya çalışırız: “Eee bunların çoğu zaten bende var ki”… O halde ben depresyondayım!

Psikiyatrinin “kutsal kitabı” DSM-5 (kısacası psikiyatri tanı kitabı) depresyon için belirli kriterler belirlemiştir. DSM-5 depresif bozukluklar diye bir kaç tür depresyon çeşidi belirlediyse de yazı da “major depresif bozukluk” ile yetineceğim.

Major Depresif Bozukluk Tanı Kriterleri

1. Depresif duygudurum
2. Anhedoni, ilgi-istek azalması
3. İştah azalması ya da artması
4. Uyku azalması ya da artması
5. Psikomotor yavaşlama ya da ajitasyon
6. Enerji azalması, yorgunluk
7. Suçluluk, değersizlik hissi
8. Konsantrasyon güçlüğü
9. İntihar eğilimi
(Yukarıda saydığım kriterlerin minimum 5’in en az 15 gün bulunması ve 1. veya 2. kriter mutlaka bulunmalıdır.)

DSM-5 bu tanı kriterlerini belirlerken bu kriterler ile birlikte başka durumların da değerlendirilmesini şart koşmuştur:
- İşlev kaybının olması (yani deprese durumun aile, iş ve sosyal yaşantıda bozulmaya yol açması).
- Semptomatolojinin bir madde kullanımı ya da genel tıbbi duruma bağlı olmaması gerekir.
- Başka ruhsal hastalıkla açıklanmamalıdır.
- Hiç bir zaman bir manik ya da hipmanik nöbetin olmaması gerekir.
(Mani:Kabaca yoğun canlılık ve enerjili hissetme hali)
- Yas durumunun dışlanması gerekir.

Psikiyatrinin kutsal kitabı depresif ruh halini tanımlamaya çalışırken kanıta dayalı çok sayıda belirti, süre kuralı ve şartlar sunarken dahi şüpheli olmamızı önerirken “bugün canım sıkkın, sanırım depresyondayım” demek sizce de magazinsel ve iddialı olmadı mı?

Dünya Sağlık Örgütünün(WHO) son zaman verileri aslında bu iddiaayı destekler niteliktedir. Bahsi geçen sayı gerçekten de korkunç: 300 milyonun üstünde deprese örüntülü hastadan bahsediliyor. Yakın zamanda bu sayının artacağı da aşikar! Gerçekten de DSM-5(veya ICD-10) kriterlerini göz önünde bulundururarak bu sayıdan bahsedecek olursak benzer bir orantıyla biraz da tahmini bir kaç çıkarım da biz yapalım:
- 200 milyon anksiyete bozukluğu
- 100 milyon kişilik bozukluğu
- 50 milyon diğer duygu-durum bozuklukları(bipolar)
- 200-300 milyon madde kullanımı ve bağımlılığı
(…)
...gerisini saymak istemedim, çünkü nerdeyse iyilik hali sağlanmış kişi kalmayacak. Sanırım başta ironi gözüyle baktığım: “herkesin haddi değil depresyona girmek” …çıkarımına yok yok gayet te haddiymiş diyesim var.

Peki sayı bu kadar fazlayken ve ruh sağlığı alanında çalışan uzman sayısı da maalesef kısıtlıyken ne yapmak gerekiyor. Bunu yazarken geçenlerde Dixon Chibanda adlı Zimbabwe’li bir psikiyatristin kendi ülkesinde deprese* hastalara yönelik tedaviyi anlattığı bir konuşmasına denk geldim. 16 milyon nüfuslu ülkede 12 psikiyatrist çalışıyormuş. Bu kadar az psikiyatrist ile ruh sağlığı alanında kontrolü sağlamak ya da etkili bir tedavi süreci oluşturmanın ne kadar zor olduğunu tahmin etmek güç olmamalı. Dixon Chibanda en azından kronik depresyonu olmayan hastalara yönelik bir çözüm bulmaya çalışmış. Alanda uzman olmayan ama hayati tecrübesi olan büyükanneleri eğiterek bu alanda hizmet vermelerini sağlamış. Yetkinlikleri olmayan ama aldıkları kısa süreli eğitimle hafif depresyonu olan danışanlara fayda vermeye çalışmışlar.

Aslında yapılandırmanın yapılmadığı Stoacı filozların da depresyonla başa çıkmamız için önerileri olmuştur. Hatta bu düşünce biçimi bugünün modern psikoterapilerine ilham kaynağı olup bugün bile psikologlar bir çok çalışmada bunu kullanmışlardır. Epiktetos’un “insanları üzen şey olanlar/olaylar değildir, onlara yüklenen anlamlardır” dediği gibi. Yani bir bakıma bir şeye üzülmek üzücü gibi görünen, o şeyin öz işlevi değildir; bilakis, o sıkıntıya neden olan şey üzerinde varılan yargılardır(Düşünbil Dergisi). Epiktetos bunlarla başa çıkmamız için gerçekte olan şeylere karşı tutum(bilişsel) değiştirmemizi önerir. Bu durumun etki anlamında bir benzerini(davranışsal daha çok) bazen psikiyatrist ya da psikologlar da önerir. Örneğin hafif şiddette deprese örüntü geliştirmiş danışanların egzersiz yapmalarının, müzik dinlemelerinin, isteksizliğe rağmen sosyal faaliyet geliştirmenin, var olan sıkıntıyı farkındalık oluşturarak tanımadıkları birine anlatmalarının(Golden Gate köprüsünden atlayarak intihar etmeye çalışan insanlarda gördük-başka bir yazıda bu durumu detaylı anlatacağım-) ve kitap önermenin bir antidepresan kullanımı kadar etki oluşturabileceğini söylemekte sakınca görmüyorum. Tabi ki de psikoterapilerde bu denli klasik “komşu tavsiyeleri” verilmiyor. Bunları yapmanın onayı almak ya da psikoğun ağzından duymak için psikoğa gitmiyorsunuz. Orta ya da şiddetli depresyon için bu durumun yeterli olmadığını ve kapsamlı bir psikiyatrik tedavi sürecinden geçmeleri gerektiğini(ilaç+psikoterapi) hatırlatmakta fayda var.

(*Zimbabwe’de depresyon daha çok “Kufingisisa” olarak tanımlanmaktadır. Kufingisisa yerel halk arasında aşırı düşünmenin zararlı hali olarak biliniyor.)

Depresyon Mitleri

- Karakter zayıflığı depresyona yol açar.
- Tüm depresyon hastaları intihar etmeyi düşünürler.
- Antidepresan kullanmadan depresyon geçmez veya tam tersi antidepresan gereksiz.
- Depresyon tamamen genetik bir bozukluktur.
- Depresyon mutsuzluk anlamına gelir.
(…)
… gibi toplum içerisinde depresyonla ilgili bir çok mit vardır. Bu mitlerin genel anlamda kullanılmış olması onları kabul etmememizi sağlamıştır. Oysaki bazı gerçek tarafları da vardır. Örneğin tüm depresyon hastaları intihar etmez ama depresyon hastalarının kayda değer bir kısmı intihar eder. Başka bir mit ise depresyon ve mutsuzluğun aynı anlama gelmesidir. Depresyonda olan bireylerin mutlu olmadıkları aşikâr olsa da depresyonun daha geniş işlevlere hitap ettiği ve bir bozukluk olduğunu unutmamak gerekir.

Son Söz
Depresyonla ilgili sayfalar dolusu yazılası argümanlar, öneriler ve farklı kültürlere has uygulamalar var. Magazinsel bir dille “çağın hastalığı” olması başka bir hava katmış gibi görünüyor. Yukarıda eleştirel ve ironileştirerek ifade ettiğimden daha yıkıcı sonuçlar doğurabilen bu bozukluk moral bozukluğu değildir. Basite indirgeyecek ve kültüre has yaygın bir etikete maruz bırakacak bir algıya karşı olduğumu da belirtmek isterim.

Psikolog Mehdi Başer
Eskişehir, 2019
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 929
Kayıt tarihi
: 30.12.14
 
 

Psikolog ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster