Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Haziran '06

 
Kategori
İş Yaşamı - Kariyer
Okunma Sayısı
4024
 

Herşeye rağmen başarmak

Herşeye rağmen başarmak
 

Çin Halk Cumhuriyetinin Dünya Ticaret Örgütüne katılmasını müteakip yapılan anlaşmaya dayanarak kotaların kalkması üzerinden tam bir yıl geçti. Bu bir yıl içerisinde Çin menşeli ürünlerin ithalatında gerek ülkemiz, gerekse diğer ülkelerde kayda değer bir artış yaşandı. Dahası bu artışın devam edeceği ve bir çok ülke ekonomisinde telafisi zor yaralar açacağı tahmin ediliyor. Tabi bu sektörlerin başında ülkemiz ekonomisinin lokomotifi sayılan tekstil ve konfeksiyon sektörü gelmektedir. Bu yazıda anlatmak istediğimiz aslında Çin Halk Cumhuriyetine uygulanan kotaların kaldırılmasının Türk tekstil ve konfeksiyon sektörüne yaptığı veya yapacağı muhtemel olan zararlar değildir. Bu yazı ile tüm koşulların olumsuz olmasına karşın başarının hep olasılıklar dahilinde olduğu ve ona ulaşmanın mümkün olduğunu bize hatırlatacak hikayeleri olan kişilerden yola çıkarak üzerimizdeki karamsar havayı biraz olsun dağıtmaya çalışmak istedik

Hepimizin televizyon, dergi, gazete ve internet yolu ile haberdar olduğu bir çok başarı hikayesi eminim vardır. Bu başarı hikayesine sahip kişiler bir şeyler başarırken, birçok olumlu işlere imza atarken içinde bulundukları koşullar bir çok kişinin düşündüğünün aksine bu kişilerin başarısına ortam hazırlamak bir yana, onların bir şeyler başarmasını engellemek için adeta özenle seçilmişçesine olumsuzluklar içermektedir.Bu yazımızda 4 faklı kişi/firmanın tüm olumsuz koşulları kendi lehine çevirerek ortaya koydukları başarılarına burada yer vermek istiyoruz.

İlk olarak Tekstil ve Konfeksiyon sektöründen 3 gencin tüm olumsuzluklara rağmen kriz ortamında başlayan maceralarından bahsetmek istiyoruz. 2001 yılındaki ekonomik kriz ortamında, bir çok firmanın kapandığı on binlerce kişinin işsiz kaldığı bir ortamda 3 genç sadece kendilerine inandıkları için bu maceraya atıldılar. Ülkemiz tekstil firmaları arasında önemli bir yere sahip olan Berdan Tekstilin ihracat bölümünde çalışan ve orada tanışıp şirket kurma hayalini beraberce kuran bu 3 arkadaş kendi işlerini kurmaya karar verirler. Hasan Yeğen, İbrahim Gezicioğlu ve Ferhat Dedeoğlu "Kriz daima fırsatları da beraberinde getirir" diye düşünürler ve ülkemizin o yıllarda içinde bulunduğu kriz ortamında başarıyı yakalayabileceklerine inanırlar. Bir çok kişinin eldekini tutmaya çabaladığı bir zamanda bu derece cesur ve ileri görüşlü olmaları ve tabiki riski seven bir yapıya sahip olmalarının getirisini kısa sürede de elde ederler. 3 arkadaşın yakın çevresinden borç alarak kurdukları SPC Tekstil firmasına daha sonra VERO Konfeksiyonda eklenecektir. Çukurova bölgesindeki Bossa, Güney, Berdan ve Mensa gibi entegre kumaş tesislerinden kumaş satın alarak ihracat yapmaya başlayan SPC Tekstil ilk zamanlarda büyük sorunlarla yüz yüze gelir. İşin ilk zamanlarında tüm firmaların kendilerinden teminat mektubu da dahil olmak üzere bir çok ağır yükümlülükler istemesi çok zor günler yaşamalarına neden olmuştur. Ama SPC Tekstil her şeye rağmen yola devam edecektir. Teminat sıkıntısı yüzünden geçirdikleri zor günleri sonunda kendilerine bir avantaja çevirmeyi başarırlar. Küçük partilerle alıp satarak işi döndürmeye başlarlar ve aynı zamanda kumaş satın aldıkları firmalara anlaşılan vadeden önce ödeme yaparak güven kazanmayı başarırlar. Kısa süre içerisinde dürüstlüklerinin ödülü olarak bölgedeki hemen tüm firmaların güvenini kazanarak teminatsız çalışmaya başlarlar.

Ama SPC Tekstilin geldiği nokta yeterli olmayacaktır. Tekstil ve konfeksiyon sektöründe entegre bir hizmet vermenin gerekliliğini farkeden ve ülkemizin konfeksiyon alanında iyi yetişmiş iş gücünden yararlanmayı hedefleyen firma ortakları Vero Tekstil ve Konfeksiyonu 2003 yılında kurarlar. Daha sonra aralarına ortakları İlker Atasever ve Fahri Sümer de katılacaktır. Bölgedeki ihracatçı konfeksiyon firmaları ağırlaşan piyasa şartları gereği birer birer kapanırken dinamizm ve esnekliği sayesinde ayakta kalmayı başaran Vero Tekstil yıllık 4,5 milyon USD'lik ihracatı ile bölgenin en önemli konfeksiyon üreticilerinden biri olmayı başarır. Vero Tekstil olarak hedeflerini ve sektör hakkındaki görüşlerini şirket ortakları söyle belirtiyorlar;

“Türkiye'de tekstil ve hazır giyim sektörü gerçekten de zor bir dönem geçiriyor.Kur baskısı, artan rekabet koşulları, Çin'in ucuz mal girdileri. Tüm bu zorluklar ister istemez bizi yeni arayışlara itti. Emeğin,enerjinin ve vergi avantajlarının çok daha uygun olduğu Mısır bizim yeni üretim üssümüz olacak. 2006 ortasından itibaren bu ülkede yıllık 1 milyon adet bayan pantolonu üretmeyi hedefliyoruz. Ama bölgemizdeki tesisimizden vazgeçmiş değiliz. Katma değerli ürünlerimizi burada üretmeye devam edeceğiz. Çünkü bu tarz ürünlerde Çin asla bizim rakibimiz değil. Hatta çok ucuz mal üreterek bu konuda bize iyilik de yapıyor. Ayrıca biz onlardan daha hızlı ve esneğiz”

2006 yılında kendi markası ZEROONE ile üretimlere de başlayacak olan VERO Tekstil bu yıl SPC Tekstil ile birlikte 8 milyon USD ciro hedefliyor. 5 yıl içerisinde kriz ortamında kurulan iki şirketin dürüst ve akıllı politikalar izleyerek bu kadar kısa süre içerisinde İngiltere Fransa, Almanya, Hollanda, İtalya ve Almanya’ya kaydadeğer miktarda ihracat yapması eminiz ki tekstil ve konfeksiyon sektöründe çalışan herkesin sektörün geleceğine biraz daha umutlu gözlerle bakmasını sağlayacaktır.

İkinci olarak kendisinden bahsedeceğimiz kişi Çin asıllı kanada göçmeni olan Phoebus Wong. Phoebus Wong ülkesinde tekstil ve konfeksiyon sektöründe bankacı ve ihracatçı olarak çalışırken Kanada devletinin göçmenlik bürosuna başvurarak bu ülkeye göçmen olarak ailesi ile beraber yerleşiyor. Ve Wong bunu yaparken daha çok para kazanmak gibi bir hedef için değil, daha mutlu olacağı, ailesinin daha seçkin bir ortamda yetişeceği ve çocuklarına kahvaltı hazırlayıp ailesi ile zaman geçireceği bir yerde yaşama hayali ile yola çıkıyor. Sonuçta başvurusu kabul ediliyor ve Kanada Ontario’ya yerleşiyorlar. İnsanın tüm hayatını geçirdiği kültürü, evini, ve tüm çevresini bırakıp tamamen yabancı bir ülkeye yerleşmesi kulağa ne kadar olumsuz gelse de Wong Ontario’ya yerleştiği ilk günden bu yana bir kez olsun bu kararından dolayı pişmanlık duymadığını belirtiyor.

İyi bir girişimci olan Wong öncelikle bulunduğu çevreyi ve kültürü gözlemlemeyi tercih ediyor. Bu konuda kendisi ile yapılan bir makalede bir zamanlar tekstil sektöründe işçi olarak çalışan Çin asıllı göçmenlerin şans verildiğinde aynı sektörün karar mekanizmalarında yöneticilik dahil bir çok pozisyonda başarılı olabileceklerini belirtiyor. Kendi ülkesinde edinmiş olduğu tekstil sektöründeki deneyimi ve bilgisi ile ülkenin ihtiyaçlarını çok iyi özümseyerek bu sektörde yatırım yapmaya karar ver.yor. Bu noktada gene aynı röportajda bu yatırımı yaparken özellikle yerel bölgenin ihtiyaçlarını iyi analiz etmesinin kendisini başarıya götürdüğünü belirtiyor. Geçmiş tecrübelerini kullanırken yerel ihtiyaçlara uyarlamanın başarının anahtarı olduğunu belirten Wong kendisinin bunu yaparken bulunduğu bölgenin soğuk ikliminden yola çıkarak kışa yönelik ürünlerin üretimine ağırlık vermesini örnek gösteriyor.

Tabi bu noktada Wong’un Ontario’ya tesadüf eseri yerleştiğini düşünmek şüphesiz onun araştırmacı kişiliğini küçümsemek olacaktır. Wong Kanada hakkında yapmış olduğu araştırmalarda Ontario bölgesinin ticaret açısından uygunluğunu farkediyor. Özellikle nakliyenin avantajlı olması onu cezbediyor. Bu bölgenin üretim noktalarına yakınlığı,yol taşıma sistemleri ve makul nakliye masrafları sayesinde Amerika ve Avrupa pazarlarına kolaylıkla ulaşabildiklerini belirtiyor. Ayrıca Hong Kong ile karşılaştırıldığında, Kanada için tekstil kotalarının olmamasının, yatırım yaptığı yıllar göz önüne alınırsa, önemli bir avantaj olduğunu da özellikle altını çizmekte.

Tüm bu araştırmalar, planlar ve kendi ülkesinde kazanmış olduğu bilgi ve deneyimin sonucunda Wong 80’li yılların ortasında Ontairo’da tekstil ve konfeksiyon ürünlerinin ihracatına başlar.Ve kısa süre içerisinde dört tekstil ve konfeksiyon şirketini bünyesine dahil etmiş bir şirketler topluluğunu yönetir olarak buldu kendisini. Halen sahip olduğu iki önemli şirketi tekstil sektöründe üretim ve ihracata devam etmektedir.

Sahip olduğu şirketlerden ilki olan Able Clothing 1986 yılında kurulmuş bir üretici firma. Bu firma iş ve yüzme kıyafetleri üretiminde uzmanlaşmış olup halen bu ürünlerin ihracata dayalı üretimini sürdürmektedir.Able Clothing Ontario ve Yarmouth’da 2 ayrı üretim tesisine sahip.

Wong’un sahip olduğu bir diğer önemli şirket ise Artex Sportwear Inc.1990’da kurulan ve aynı yıl üretime başlayan firma 15 yılda üretim kapasitesini 3 katına çıkarmayı başarmış. Firma hemen tüm spor branşlarına yönelik spor kıyafetleri üretiminin yanında kaliteli ve ucuz üretimi ile Kanada silahlı kuvvetlerine ve diğer devlet kurumlarına üniforma üretiyor. Wong’un özellikle devlet kurumlarının ihtiyaç duyduğu üniformalarını üretimine yönelik yapmış olduğu pazar araştırması ve ortaya koyduğu doğru ve yerinde analizler sayesinde Artex kısa süre içerisinde önemli bir Pazar payı elde etmiş bulunmaktadır.

Phoebus Wong tabiki iş dünyasının sadece “iş” kısmında kalmanın kendisini körelteceğini farkedip tüm bunların yanında çeşitli dernek faaliyetlerinde aktif rol alması gerektiği düşünerek kendini bu yönde de geliştirmeyi hedefleri arasına almıştır. Çok kısa süre içerisinde kendisini tanıtıp sevdirerek bugün bulunduğu yere, yani Çinli-Kanadalı Tekstil ve Giyim Üreticileri ve Pazarlamacıları Derneği başkanlığına getirilmiştir.

Phoebus Wong kendi hayatının bir başarı hikayesi olduğunun farkında olan birisi. Ancak kendisine göre en büyük başarısı göçmen olarak gelmiş olduğu Kanada’da kısa süre içerisinde bulunduğu sektörde büyük başarılar elde etmesi ya da Çinli-Kanadalı Tekstil ve Giyim Üreticileri ve Pazarlamacıları Derneğinin başkanı olması değil. Ona göre tüm bu başarılara imza atarken iki çocuğuna ve eşine sabahları kalkıp kahvaltı hazırlayacak vakti bulabilmesi kendisinin asıl başarı hikayesi. York Üniversitesinde okuyan kızı Sharon ve genç oğlu Jerry ile beraber geçirmiş olduğu altın zamanları hayatının en büyük başarısı ve mutluluğu olarak görmekte.

Sizlere üçüncü olarak bahsetmek istediğimiz firma Amerika’da alternatif sokak giyiminin en iddialı firmalarından olan Dirtbag Clothing. Inc. Bu firmanın hikayesi belki de son yıllarda duyduklarınız arasındaki en ilginç başarı hikayesi. Bildiğiniz gibi hazır giyim sektörü küçük firmaların başarılı olmasının çok zor olduğu bir sektör. Başarı için mutlak surette ortaya yeni, yaratıcı bir şeyler koymanız gerekiyor. İşte Dirtbag Clothing Inc’de tam olarak bunu başarabilmiş bir firma.

Dirtbag firmasını ikisi de 32 yaşında olan Douglas Canning ve John Alaves 1996 yılında San Francisco Eyalet Üniversitesinde okurken kurmuşlar. Daha sonra Doug Whitsitt ortak olarak aralarına katılacaktır. Canning 21 yaşından bu yana birisini yanında çalışarak asla tatmin olamayacağını düşünmekte olduğunu belirtiyor. Ama ne yazık ki o yıllarda kendi işini nasıl yapacağına dair kafasında hiçbir fikir yoktu. Canning hiçbir iş eğitimi ve girişimcilik deneyimi olmadan bu işe soyunmaya 1995 yılında karar verir. O ana kadar sadece dağ bisikleti satmışlığı vardır. Ama kendisi bunu asla bir eksiklik olarak görmemektedir. Çünkü kendisi en iyi pazar bilgisinin ve araştırmasının sokaktaki kişilerden elde edildiğine inanmaktadır. Ve bu felsefeyle sokaktaki gençlerin giyebileceği ürünler tasarlatıp satmaya karar verir. Paraları olmadığı için o zamanlar henüz çok yaygın olmayan internet üzerinden satış yapma fikrini seçerler ve www.dirtbagclothing.com web sitesini kurarlar. Zira katalog bastırmak, reklam yapmak butiklerle anlaşma yapmak onlar için neredeyse imkansızdır. Bu sayede başlangıç için gereken sermaye ihtiyacının bir çoğunu baştan elimine etmişlerdir. Canning’e göre sanal butik fikrini, yönetim ve pazarlama giderlerini azaltmak için çok uygun bulmaktadır. Yaklaşık 2000 kişinin günde ziyaret ettiği bir sanal mağazanın gerçek bir mağazaya göre çok daha fazla müşteri çektiği apaçıktır. 1996 yılında web tabanlı olarak kurulan Dirthbag uzun bir markalaşma sürecine girecektir. Firma sahipleri ve yakın arkadaşları kendi işlerini terketmeyip işte vakit buldukça ve akşamları evlerinden internet üzerinden gerilla pazarlama yapmaya başlarlar. Bulabildikleri tüm mail gruplarına ve kişisel maillere sayfalarının tanıtımını yapan e-mailler gönderirler. Sayfalarında çeşitli yarışmalarla ilgiyi çekmeye çalışırlar, arama motorlarını kullanırlar. Sonuçta Dirtbag büyük karlar etmese de kendini çevirir duruma gelmiştir. 2000 yılına geldiklerin de bir yatırımcı şirketlerine yatırım yapmaya karar verir. Yaklaşık 30.000 $ akrabalardan borç alınır ve 25.000$’da kredi kartlarından çekilir. Yeni bir atak için gerekli sermaye bu şekilde sağlandıktan sonra aracılar ve satıcılara markalarını ve ürünlerini tanıtmaya girişirler. İlk zamanlarda çok fazla olumsuz cevap alırlar. Her ne kadar olumsu cevaplar alsalar da görüşmelere devam ederler. Bu görüşmeler sırasında topladıkları e-mail adreslerine sitelerini tanıtan e-mailler göndermeye devam ederler. Ve bu çabalar yavaş yavaş meyve vermeye başlar. Ve San Francisco Bay Area giyim mağazalarında Dirtbag ürünleri satılmaya başlanır. Canning son atağın yapılması gerektiğini anladığında yola çıkarken en iyi pazar bilgisinin ve araştırmasının sokaktaki kişilerden elde edildiğine olan inancıyla hedef kitlesine ulaşmak için müzik gruplarına sponsorluk yapması gerektiğine ortaklarını inandırır. Dirtbag firmasının pazarlama stratejisi içinde en önemlisi olan bu strateji ile Rock ve Punk dinleyen gençlerin markalarını iyice tanımalarını sağlamayı hedeflemektedirler. Paraları olmadığı için müzik dergilerini reklam vermek yerine böyle bir yola gittiklerini söyleyen Canning, bu sayede reklam veremedikleri dergilerde yer alan grup üyelerinin giydiği t-shirtleri ile etkili olarak markalarını tanıtabildiklerini belirtmektedir.

Ve sonunda başarırlar. Artık tanınan bir markaları vardır. Artık ilk zamanlarda kendilerini geri çeviren mağaza sahipleri ürünlerini atmak için Dirtbag ile görüşmek istemektedirler. Bu noktada Canning etkili pazarlama yöntemleri ile bir çok mağaza ile anlaşma yapar. İlk kez çalışacakları mağazalara kendi ürünlerini satan mevcut mağazalardan söz ederek, ilk yüklemede nakliyeyi karşılamak gibi promosyonlar yaparak ya da gençlerin yeni bir şeyler aradığını ve farklı görünmek istediklerini ve bunun için de markalarının çok bilinmemesinin mağazalarına yararlı olacağına onları inandırarak hızla bir çok mağazada ürünlerinin satılmasını sağlar. Şu an sadece Amerika’da 100’den fazla mağazada bulunan Dirtbag ürünleri, Avrupa, Kanada ve Japonya’da bir çok mağazada bulunmaktadır.

Canning bu başarı hikayesini anlatırken başarısının altında yatan en önemli derslerin şunlar olduğunu belirtiyor;

Herşeyi ama herşeyi not edin.
Eğer bir şey doğru olamayacak kadar iyi görünüyorsa hemen uzaklaşın.
Dostunuz ile iş ortaklığı kurmayın.
İlk yıldan 1 milyon Dolar kazanamazsanız sakın pes etmeyin.
Yemek yemeye değecek herkes ile yemeğe çıkın.
Kendi işini kurmuş ve başarılı olmuş kişilerle ilişki kurun ve onlara olabildiğince çok soru sorun.
Asla herşeyi tek başınıza yapabileceğinizi düşünmeyin.

Bahsetmek istediğimiz son hikaye ise tekstil sektörünün bir alt kolu olan plastik dokuma ve örme sektöründe üretici/ihracatçı olan bir firmanın hikayesidir. Yapmış olduğu inanılması güç yatırımlar ve kazandığı büyüme ivmesi ile bulunduğu sektörün en büyükleri arasına 10 yıldan kısa bir sürede yerleşen Abdioğulları A.Ş ve onu kuran ailenin başarı hikayesi sanırım koşullar ne kadar olumsuzluklar barındırsa da işbirliği, azim ve sıkı çalışma ile ulaşılamayacak hedefin olmadığının en önemli kanıtlarından birisidir.

Aslında Abdioğullarının hikayesi Sabancı ailesinin hikayesini bazı noktalarda anımsatmaktadır. 60’lı yılların ekonomisinin az gelişmişliğinin doğurduğu sonuçların başında gelen iş için göç olgusu Sütçü ailesini de Kayseri’den Adana’ya göçe zorlamıştır.

Ailenin Adana’da ne çevresi ne de geldikleri yerden getirmiş olduğu bir birikimi olmamasına karşın Abdi Sütçü ufak çaplı da olsa ticaret yapmanın en iyisi olduğunu ön görmüştür. Türkiye tarım sektörünün en önemli dağıtım noktalarından biri olan Çukurova yöresinde ise tabiki tarıma yönelik olarak ticaret yapmak en akıllı fikirdir. İşte Abdi Sütçü’nün Adana halinde soğan ve patates konulan file ve çuvalların alım satımı ile başlamış olduğu ticari hayatının ilk gününde belki de ailesinin geleceği bu noktayı hayal etmesi ile bir başka başarı hikayesi gerçekleşmiştir. İlk yıllarda sadece ailesini geçindirmesine güç bela yeten bir ticari kazanç elde eden Abdi Sütçü belki de hayatının en zor kararlarından birisini vererek en büyük oğlu olan Bekir Sütçü’nün lise eğitimini keserek onu kendi yanına alması ile ticari hayatlarındaki bir başka dönüm noktası aşılmıştır. Dönemin anarşi dolu olması da bu kararda etkili olmuştur.

Bekir Sütçü’nün kısa süre içerisinde ticarete adapte olması ile birlikte Abdioğulları hızlı bir büyüme sürecine girmiştir. Seksenli yılların başında ise Türkiye’nin en büyük plastik dokuma file ve çuval üreticisi olan Sabancı grubu şirketlerinden Pilsa’nın bölge bayiliğin alan aile ilk yıllarda motosiklet ile dağıtımını yaptığı çuval sektörünün önemli ticari firmalarından birisi haline gelmişlerdir.

Aslında buraya kadar anlatılan hikayenin az çok benzerlerini eminim duymuşsunuzdur. Ancak Abdioğullarının başarı hikayesi aslı 90’lı yılların ortasında başlamaktadır.

1993 yılında babaları Abdi Sütçü’nün ölümü üzerine Bekir, Mehmet, Ramazan ve Salih kardeşler dayıları Necati Tepe ile beraber Abdioğulları A.Ş. firmasını kurmaya karar verirler. Bu bir bakıma babalarına olan hayranlıklarının göstergesidir. Bekir Sütçü belki de hayatının en önemli kararlarından biri olan üretime geçme kararını ise 94-95 yılları arasında şekillendirir. Ailesi ile bu fikri benimseyip geliştirmelerinde iki etken bulunmaktadır. Bunlardan ilki bulundukları sektörde en ufağından en büyüğüne kadar hemen tüm tedarikçi firmaları biliyor ve tanıyor olmalarıdır. Diğer etken ise üretici firmaların yapmış olduğu, daha doğrusu yapamamış oldukları şeyleri, diğer bir deyişle onların eksiklerini çok iyi analiz etmeleri ve bu noktaların üzerine giderek ticaretin en önemli başarısı olan müşteri sadakatini yaratabilecek bir tesis kuracaklarına olan sonsuz inançlarıdır.

İşte bu iki noktadan hareketle Adana Hacı Sabancı Organize Sanayi bölgesinde Abdioğulları A.Ş.’nin ilk fabrikaları kurulur ve 1996 yılında üretime geçer. Kısa sürede üretim bandının taleplere yetmediğini görürler ve büyüme kararı alırlar. Sonuç olarak ise 2005 yılının sonuna geldiklerinde ISO kalite belgesine sahip, kurumsallaşmış, bulunduğu sektörde ilk üçte olan 49.000 m2 üretim alanına sahip ve birden çok fabrikadan oluşan bir entegre tesis olan Abdioğulları A.Ş.’nin bugününe ulaşırlar.

Bu noktada ailenin başarılı olmasında birden çok faktör bulunmaktadır. Öncelikle 4 kardeş ve dayılarının firmanın yönetiminde kuruldukları ilk günden bu yana çok güzel bir iş bölümü ile kurumsallaşmaya doğru giden bir yönetim yapısını benimsemiş olmalarını öne çıkan bir faktördür.

Bir diğer faktör sektördeki daralmaları ve gelecek vaat eden noktaları iyi analiz etmeleridir. Sektördeki firmaların ürettiği tüm plastik dokuma ve örme ambalaj ürünleri ve kumaşları yanında bu sektördeki müşterilerin tarımsal paketleme konusunda ihtiyaçlarını çok iyi gözlemleyerek ürün skalalarına plastikten örülmüş ipleri de eklemeleri ile rakiplerine göre firmalarını farklılaştırmayı başarmışlardır.

Bunların dışında sayabileceğimiz bir diğer önemli faktör ise firmanın analiz yeteneği ve ileri görüşlülüğüdür. Ülke gerçeklerinin çok iyi gözlemlenmesi sonucu Abdioğulları üretime geçene kadar ithal bağımlı olan ve özellikle bodur meyvecilik ve diğer bahçecilik sektöründe yaygın olarak kullanılan monofilament gölgeleme ürünlerinin üretimi ile hem piyasadaki boşluk giderilmiş, hem de ülkenin bu alandaki dışa bağımlılığı giderilmiştir. Kaldı ki, firma bu alanda yapmış olduğu analizleri Türkiye bazında tutmayıp tüm dünya bazında yaptıkları araştırmalar ve geziler ile desteklemiştir. Bu sayede monofilament kumaşların yurtdışı satışı konusunda oluşturmuş oldukları pazarlama karmasını da uygulamaya koyarak bir yıl önce ülkemizin ithalatçı konumda olduğu bir ürünün ihracatçısı olmasını sağlamışlardır.

Sadece 9 yıl gibi bir sürede 80’den fazla firmanın üretim yaptığı bir sektörde sıfırdan ve hiçbir üretim tecrübesine sahip olmayan bir ailenin Pazar analizi, araştırmacı yapısı, ve ileri görüşlülüğü sayesinde 49.000 m2 bir üretim tesisine sahip olması kuşkusuz son yıllarda duyduğumuz önemli başarı hikayelerinden birisidir. Firmanın kısa dönemli projeksiyonları arasında olan Türkiye’nin ilk 500 firması içine girme düşüncelerinin gerçekleşmesi ile uzun vadede ülkemiz ekonomisi için önemli bir Holdingin hayata geçmesi hiç de uzak olmayan bir hedef olabilir.

Bu dört hikayenin buluştuğu ortak nokta hayal edebildiğimiz sürece varolduğumuz ve geliştiğimizdir. Bu günlerde hepimizin ağzında olan ve her tekrarlandığında dokuma işçisinden,fabrika sahibine kadar herkesin şevkini kıran tekstil ve konfeksiyon sektöründeki mevcut durumdan yakınmak yerine, sanırım hepimizin bir başarı hikayesi yaratmanın peşinde koşmasının tam sırası. Evet şüphesiz bir çok kişinin Çin Halk Cumhuriyeti’nin yarattığı haksız rekabet koşullarından canı yanmıştır ve maalesef yanacaktır. Ama tüm olumsuz koşullara karşın hayallerinin peşinde koşan insanların başarılı olabileceğinin kanıtı olan yukarıdaki hikayelerin çoğalması şu günlerde belki de bizi geleceğe karşı biraz daha umutlandıracaktır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

yazınız gerçekten de çok akılcı ve gerçekçi söylediklerinize aynen katılıyorum.Hayal,azim ve çalışmanın sonucunu alamayan kimse olamaz bence de helal olsun diyorum bende başarılarının devamını diliyorum...

Naz Can 
 25.10.2007 0:19
 

Ic camasiri, havlu ureterek Cinle hayatta mucadele edemezsiniz. Cunku adamlarin saatlik ucretine inmenize (10 cent mi ne)imkan yoktur. Eh bilgisayara yonlenelim diyorsunuz? Onda da hintlilerle mucadele edemezsiniz. En iyisi katma degeri yuksek, arastirmayla uretilebilecek urunlere yonlenmek. (Bkz Amerika, Japonya) Tabii bunun icin biraz kapitale ihtiyaciniz olacak. Ah bir petrolumuz olsa idi, Arab gibi yan gelir yatardik yaw!!

Hayri 
 29.06.2006 22:16
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 4
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 34367
Kayıt tarihi
: 29.06.06
 
 

Yaklaşık 3 yıldır dış ticaret ve uluslararası pazarlama üzerine çalışıyorum. Bu konuda çeşitli araşt..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster