Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ocak '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1372
 

HES'ler kimleri besler-2

HES'ler kimleri besler-2
 

Durum bu iken, özellikle Artvin yatırımlarını eleştirmek mantık dışı olsa gerek..

Fakaaaat;

Rüzgar ve güneş tarlaları elektrik yükü ile atıl bekletilirken, doğaya saldırmakta ne oluyor?! Evet; Türk şirketleri yenilenebilir enerji kaynaklarının peşinde savaş verirken ve de deniz dalgasından elektrik, boğaz akıntısından elektrik, güneş ve rüzgar tarlalarından elektrik üretme projeleri yaşama geçirirken nedir bu cennetin izdüşümü yerlerimize saldırı???

Düşük elektrik üretimi için bu dünya cenneti vadiler yok edilmemeli.....

Öylesi bir süreç işletilmiş ki; UNESCO tarafından Türkiye’nin ilk biyosfer rezervi olarak koruma altına alınan Camili’nin (Macahel) deresi bile satılmış ve üzerinde de HES inşaatı başlatılmış…

Yalnızca Artvin dereleri üzerinde 105 HES’in ihale edildiği savlarına nasıl bir duruş sergileyeceğiz?

Papart için gösterilen duruşu sergileyeceğiz:

Artvin’in Şavşat ilçesi Papart Vadisi üzerindeki dereye 3 ayrı HES izni verildi. Çiçeklerin ve kelebeklerin yarattığı renk cümbüşünün yaşandığı Papart Vadisi, yağmur ormanları niteliğinde olduğu için koruma altında idi...

Rize İdare Mahkemesi, Papart Vadisi’nde yapılacak HES projelerinin iptali için açılan davada ‘yürütmeyi durdurma’ kararı verdi. Rize İdare Mahkemesi, Artvin’in Şavşat ilçesindeki Papart Deresi’ne yapılacak HES projelerinin iptali için açılan dava kapsamında "yürütmeyi durdurma" kararı verdi(Aralık 2008).

Enerji üretme amaçlı barajlara ve HES’lere evet, fakat, doğanın kan damarı gibi, doğa’nın/tabiatın kan damarları dereleri kurutacak HES’lere hayır! Çünkü Artvin’deki HES’ler birilerini besler izlenimi veriyor..

Kafkas, Karadeniz ve Anadolu kültürünü kaynaştıran Artvin’in doğasına salt barajlar, dahası HES’ler zarar vermedi! Özellikle madencilik girişimlerinin Artvin’imiz nasıl benzetmeye çalıştığını hepimiz yakinen izledik.

Biliyorsunuz; Halita Milli Parkı içerisinde bulunan ve Artvin'in bin 700 rakımlı Cerattepe mevkisinde yaklaşık 15 yıldır sürdürülen maden arama çalışmaları, işletmeci Kanadalı İnmet Mining firmanın bölgeyi terk etmesi ile son buldu.

Rize Bölge İdare Mahkemesi’nin bölgede maden arama çalışmalarını sürdüren Artvin Bakır ve Maden İşletmesi, çevrecilerin açtığı davalar sonucu ruhsatının iptal edilmesi üzerine bölgedeki ekipmanlarını toplayarak Artvin’den ayrıldı ayrılmasına da ardından ‘bölgede yaşanan çevre katliamının hesabını kim verecek’ tartışmaları da başladı.

Artvin’in bin 700 metre rakımlı Cerattepe bölgesinde yaklaşık 2 bin hektarlık bir alan üzerinde yapılması planlanan ve 17 hektarlık bir alanda sürdürülen altın ve maden arama çalışmaları sırasında bu güne kadar 2 binin üzerinde ağaç kesildi. Bölgedeki su seviyelerinin ölçülmesi amacıyla 30 ve 70 metre derinliğinde 5 adet lokasyon(yer belirleme-Location), 10 adette normal kuyu ve bir de 100 metrelik bir galeri açıldı. Çalışmalarda, bölgenin 100-120 metre altına inilerek, buradan da 700-900 metrelik galerilerle bölgedeki maden rezervlerine ulaşılması planlanıyordu(24/10/2008).

Artvinli doğa ve doğanın/insanın dostudur. Uygar ve yüreklidir, her Anadolu insanı gibi. Yüreklidir çünkü o salt Doğa için savaş vermez, doğan, yani insanı ve ülkesi için de “AB üyeliği” Çanakkale’nin intikamıdır! AB’ye katılım sürecinin Türkiye’nin ‘bölünüp parçalanması ve sömürgeleştirilmesi demektir’” diyecek kadar yürekli ve duyarlı Anadolu insanının kimliğini yansıtır Artvinli..

Artvin'de başlanarak İkizdere'ye uzanan ve yapımına başlanan Hidro Elektrik Santralleri (HES) tehdit altında ki Rize'nin imajına ve doğal yapısına ciddi zararlar vereceği her akl-ı selim kişinin malumu olmuş durumda.

Denize doğru dik uzanan dağların arasından yeşil örtüyle beraber akan dereler, sağlı sollu betonlarla örülerek elektrik telleriyle boğuluyor.

Dereleri besleyen su kaynakları ve yerleşkeler iş makineleriyle dövülerek yok ediliyor. Artvin'de başlanarak İkizdere'ye uzanan ve yapımına başlanan Hidro Elektrik Santralleri (HES) tehdit altında ki Doğu Karadeniz imajına ve doğal yapısına ciddi zararlar vereceği her düşünen doğa duyarlısının bildiği fakat seslendirmekten, eski deyimle telaffuz etmekten çekindiği bir durum adeta..

Seslendirmemi kimse klasik sermaye düşmanlığıyla özleştirmesin. Eğer ben sermaye düşmanlığı yapıyor isem; TİSK’de; bakın DİSK demiyorum-ki o da sermaye karşıtı proleter bir katılık içinde değil bana göre-TİSK diyorum, yani Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu da benim gibi sermaye düşmanı, daha doğrusu kendi kendisinin düşmanı; çünkü doğaya ve doğana zarar vermeyecek “Temiz Enererji”’den söz ediyor:

İşte TİSK yayınındaki haberler:

- Uluslararası Hidrojen Enerjisi Derneği Başkanı Prof. Dr. T. Nejat Veziroğlu Türkiye’nin petrol, doğalgaz ve kömür gibi fosil yakıt kaynakları yönünden fakir olmasına karşın güneş, rüzgar ve jeotermal gibi temiz enerji kaynakları yönünden son derece zengin bir ülke olduğunu; Türkiye’nin kendi doğal enerji kaynaklarını kullanıp hidrojen üretebileceğini söyledi. Türkiye’de sıcak kaya enerjisi ya da jeotermal enerji, rüzgâr enerjisi, güneş enerjisi, hepsi mevcut ve ihtiyacımızı karşılayabilir. Ayrıca, biyokütleden, şeker pancarından hidrojen üretebiliriz. Türkiye, kendi doğal enerji kaynaklarını kullanıp hidrojen üretebilir. Ekonomimiz için gerekli bütün yakıtımızı kendimiz üretiriz, hatta fazlasını da ihraç edip para kazanabiliriz(Prof. Dr. Nejat VEZİROĞLU Miami Üniversitesi
Temiz Enerji Enstitüsü Başkanı)

- Çevrenin korunması ve buna bağlı olarak gelecek nesiller için yaşanılabilir bir dünya bırakılabilmesi için adeta sihirli bir kavram olarak görülmeye başlanan Kyoto Protokolü’nün, TBMM tarafından kabul edilmesi ülkemizde yaşayan herkesi derinden etkileyecektir. Hatta bir adım daha ileri giderek Türkiye’nin dünya konjonktürü içinde ağırlığının giderek artmakta olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda, Protokole taraf olmamız mavi gezegenimizdeki herkesi yakından etkileyecektir (ŞUBAT 2009’da Doç. Dr. Alpay Hekimler Namık Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü)

Bu konuda Burçak çubukçu beni doğruluyor:

“Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) periyodik yayın organı İşveren'in bu ayki sayısında enerji konusuna ağırlık vermiş İyi de etmişler. Enerjiye gerekenden fazla ödediğimizden tutun da, kısa süre içerisinde yeni ve temiz enerji üretmeyi bir şekilde becermemiz gerektiğini hatırlatan pek çok ilginç makale ve görüş İşveren Dergisi Ağustos sayısında yer almış… İşveren dergisinin sayfalarında dikkatimi jeotermal enerji konusunda ciddi bir potansiyelimiz olduğu çekti. Avrupa'da jeotermal kullanımında 1. olduğumuzu buna rağmen hala kullanılmamış ciddi potansiyelimiz bulunduğunu gördüm.
Jeotermal enerji gerçekten pek çok alanda (enerji üretimi, konut ısıtması vs.) işe yarayabilecek gibi görünüyor….(14 Eylül 2008)”

Çevre duyarlılığı konusunda bazılarımız ‘duyarsızlık-duyarlılık’ gelgitleri arasında çelişkiye düşmediğimizi yadsıyamayız..

Örneğin eski Başbakanlarımızdan Mesut yılmaz.

Fırtına deresi üzerindeki HES’e duyarsız kalan, hatta ısrarcı olan sayın Yılmaz, köyünün de yer aldığı Çayeli Senoz Vadisi’nde yapılan HES’lerin doğayı tahrip ettiğini söyleyerek çevre duyarlısı bir kimlik sergileyebildi:

Eski başbakanlardan bağımsız milletvekili Mesut Yılmaz, köyünün de yer aldığı Çayeli Senoz Vadisi’nde yapılan HES’lerin doğayı tahrip ettiğini söyledi.
Eski Başbakanlardan Bağımsız Rize Milletvekili Mesut Yılmaz, köyünün de yer aldığı Çayeli İlçesi Senoz Vadisi’nde yapılan Hidroelektrik santrallerinin (HES) doğayı tahrip ettiği yönünde ciddi endişeler duyduğunu belirterek "Eğer bu zararlar önlenemezse bu santrallerin durdurulması lazım" dedi. Yılmaz, bu konuda kampanya başlatarak Ankara’da girişimlerde bulunacağını söyledi. Biz prensip olarak bu derelerden enerji elde edilmesine karşı değiliz. Ama bizim olmazsa olmaz şartımız buradaki çevrenin bundan zarar görmemesidir. Özelikle Senoz Vadisi turistik potansiyeli olan bir vadidir. Bitki örtüsüne, ormanlara, su varlığına ve burada yaşayanlara zarar verecek her türlü projeye karşı çıkmak bizim doğal görevimizdir. Maalesef 2003 yılında bu projelerden 50 megavattın altında olanlardan ÇED raporu alma mecburiyeti kaldırıldı. Burada santral kurmak isteyenlerin artık bu santralın çevreye vereceği zararlar konusunda ilgili makamlardan bir rapor alma yükümlülüğü yok. Yılmaz, "Maalesef hiç gereği yokken bu vadide 9 tane ayrı HES projesine müsaade verilmiş. Ankara’da enerji piyasası denetleme kurulu muhtemelen bu yörenin nasıl bir doğa cenneti olduğu dikkate alınmadan masa başında buradaki sulardan maksimum ne kadar enerji elde edilebilir diye hesap yapmış ve 9 projeye onay vermiş.

Mesut Yılmaz’ın Fırtına Vadisi konusundaki ısrarcı duruşu karşısında Radikal gazetesinde şunları yazmışım:

Hepimiz Çamlıhemşinliyiz

Bilindiği gibi Dünya Çevre Vakfı tarafından korumaya alınmış dünyada 200, Avrupa'da 128 çevreden biri olan 'Çamlıhemşin Fırtına Vadisi' üç kuruşluk değil üç paralık enerji adına yok edilmektedir. İşin üzücü yanı, Fırtına Vadisi'nin, ülkemiz enerji potansiyeline binde dört gibi bir katkı verecek bir projeyle yakılmasıdır.

Çevre duyarlıları son günlerde "Her yer Çamlıhemşin, hepimiz Çamlıhemşinliyiz" diye haykırıyor.

Elbetteki evrensel çevre duyarlılığını içeren etkin/hareketli sözcük dizimleri sloganlarda kalmayacak. Nasıl ki 'Bergama bizim oldu' Çamlıhemşin de bizim olacak, Akkuyu da, Artvin (Çoruh Vadisi) de, Sinop'ta... Her yer ama her yer insanın olacak... Sahip çıkacağız doğa ve çevresiyle gezegenimize...

Çamlıhemşin için çevre duyarlılığı boyutunda çok şey söylendi, anlatıldı. Olguya yerel ve ulusal değerler bağlamında teknopolitik yaklaşıldı. Bu yazımda Çamlıhemşin olgusuna farklı bir evrensel boyut getirmek istiyorum.
Bazı bilim adamlarının benzetmesinde olduğu gibi; gezegenimiz batış sürecindeki Titanic'i andırmaktadır. Algı boşluğuna düşerek, batma aşamasını kavrayamayan Titanic yetkilileri nasıl ki 1500 insanın ölümüne neden oldularsa, kişisel ve grupsal rant savaşıyla kıyıları, kentleri, doğayı yok edenlerin aymaz ilgi ve algısızlığı gezegenimizde de aynı süreci kaçınılmaz kılmaktadır. Eğer ki gezegenimizin kurtarılması projeleri ivmelendirilmez ve yaygınlaştırılmazsa
bu sonuç kaçınılmazdır.

Gezegenimizin kurtarılması için 1972 yılında Stocholm'de başlayan ve 1992'de Rio'da devam eden 'Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı', yani yaşanılır ortam anlamındaki Habitat'lar ile 'çevre' evrenselliği ekonomik karar alma sürecinin merkezine oturtulmuştur. Temel amaç çevre bütünselliğinde 'sürdürülebilir bir ekonomik sistem' oluşturmaktır. Çünkü mevcut ekonomik yapı doğa ve insan değerlerini yok etme temeline oturtulmuştur. Eğer önü alınmazsa ise tüm bitki ve hayvan türlerinin beşte biri, zamanla da; mutlak yoksulluk çizgisindeki yaklaşık iki milyar nüfus içinde açlık çeken bir milyar insanın-ki bunun yüzde 70'i kadın ve çocuk-yani dünya nüfusunun yaklaşık dokuzda birinin yok olacağını söylemek abartı olmasa gerek.

Böylesi evrensel tehlikenin giderilmesinde Batı ekonomik ve sosyal reformların yanında 'çevre reformu' düşünürken biz rant adına çevreyi yok etmekten çekinmiyoruz. Özellikle doğup büyüdüğümüz ve yarınlarda kent yorgunu olarak dinlenceye çekileceğimiz cennet yörelerimizi 'köşe dönücü, iş bitirici anlayış' bütününde yok edebiliyoruz. Bunun en somutu Çamlıhemşin HES projesine evet diyen başbakan ve evet dedirten yapımcı firma yetkilisi ile bürokratlar inanın bu yöremizin insanları. Siyasetçi, sermaye, bürokrat dayanışması ülkemizin herhangi bir yöresini anında vakumlayabilme rahatlığı ve kolaylığına sahip. Batı ise benzer çevre yok ediciliği karşısında; istikrarlı ve doğal destek sistemleriyle uyumlu eğitilmiş bir nüfus, iklimini bozmayan bir enerji sistemi, ormanların, otlakların ve balık yataklarının sürdürülebilir veri potansiyellerini aşmayan ve gezegeni insanlarla paylaşan diğer türleri yok etmeyen (sistematik olarak) çevre açısından sürdürülebilir bir ekonomik sistem kurmaya çalışmaktadır. Bu bağlamda Batı ile bütün dünya çevre örgütleri yeryüzü zirvesi bütününde toplum ve doğa sözleşmeleri hazırlamaktadır.

Çevre devrimi için

Çevre açısından sürdürülebilir ekonominin oluşumunda temel koşul olarak Batı şunları öngörmektedir;

a - Gezegenimizin iklimini değiştirdiği için enerji kaynağı fosil yataklara (petrol ve kömürün kullanılması) bağımlılıktan kurtulmalı. Bunun için de; yeni teknolojiler kullanılarak enerji gereksinimi azaltılabilir. Örneğin; evlerdeki ısı kaybının önlenmesi, sobaların daha etkili hale getirilmesi. Otomobillerin yakıt kullanımında daha ekonomik hale getirilmesi.

b - Yeni enerji kaynakları oluşturmak. Örneğin gücünü büyük oranda, gün ışığından ve güneş kaynaklarından alan jeotermal enerjiye dayalı bir dünya enerji sistemi için gerekli teknolojiler üretmek ve böylece gün ışığına dayalı yenilenebilir enerji kaynakları ile yeni enerji kaynakları oluşturmak.

c - Malzemeleri yeniden kullanabilmek için geriye dönüştürmek (geriye dönüşüm mühendisliği gibi). 'Kullan-at' ekonomisi yerine 'kullan ve geriye dönüştür' ekonomisi aracılığıyla toplum yarattığı kirliliği ve kullandığı enerji miktarını büyük ölçüde azaltacaktır. Örneğin kullanılıp atılan içecek kutusu yerine geri dönüştürülmüş camın kullanılması enerji kullanımını üçte bir azaltır.

d - Biyolojik tabanı korumak için, besin maddelerimizin tamamını ve sanayinin hammadde gereksiniminin büyük bölümünü sağlayan dört biyolojik sistem, yani ormanlar, otlaklar, balık yatakları (bunların üçü asıl doğal sistemlerdir) ve tarım alanlarının akıllıca yönetilmesi gerekmektedir. Çünkü bu temel biyolojik sistemlerin enerjisi fotosentezle sağlanır. Fotosentez bilindiği gibi bitkilerin güneş enerjisini su ve karbondioksitle birleştirerek karbonhidrat ürettikleri süreçtir. Bu güneş enerjisinin biyokimyasal enerjiye dönüşmesidir ve bu süreç tüm yaşamı destekler.

İşte bizim Çamlıhemşin'de yaptığımız bu; temel biyolojik sistemlerin yarattığı yaşamı yok ediyoruz…

Çevre açısından sürdürülebilir bir dünya kurmanın savaşımını veren bazı duyarlı kişi ve kurumlar Batı'da insan ve doğa varlığının her alanında devrim yaratmayı düşünerek çevre devrimine hazırlanırken biz Doğu'da Çamlıhemşin'leri Bergama'ları Akkuyu'ları vb.'lerini, kısacası doğayı ve doğanı yok etmenin savaşımını veriyoruz...(Şevket Çorbacıoğlu: Türkiye Mühendisler Birliği Derneği Genel Başkanı/19 Ocak 1999-Radikal)

Fakat yine de çıkıp yetkililer olarak, üstelik Çevre ve Orman Bakanı olarak; SİT alanlarına baraj yapılmaması için mücadele edenlere tepki gösterebiliyoruz ve “Bu konuda herkes aklını başına alsın. Boşuna santralleri engellemesin…” diyebiliyoruz.

Hayır! Doğayı ve doğanı seviyorsak, bu evrensel olgulara duyarlı-dost projeleri ortaklaşa geliştireceğiz. Çünkü bu olgunun siyaseti ortaktır. O da doğaya ve doğana dost yaklaşmaktır.. Ne sağ, ne de sol bunu siyasi ve ekonomik ranta tahvil edemez..

Çevre duyarlılığı için verilen mücadelenin yakın zaman Kronolojisi:

1- Özel sektör tarafından derelere hidroelektrik santral kurulmasına izin verilmesinin ardından sadece üç ildeki HES projelerinin sayısı 426'ya ulaştı.

İdare Mahkemesi, Artvin`in Şavşat ilçesindeki Papart deresine yapılacak

4 adet hidroelektrik santrali projesi için de yürütmeyi durdurdu(18 Ağustos 2008).

2- Rize İdare Mahkemesi, birinci derece doğal SİT alanı olarak tescil edilen Çağlayan Vadisinde yapılan hidro elektrik santraline ilişkin ve Artvin`in Şavşat ilçesindeki hidro elektrik santrallerine ilişkin yürütmeyi durdurma kararı verdi.

3-Çevre dostu HES’ler 10 megavat, Türkiye’de neden 50 megavat?

Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü’nün özel sektöre sattığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 16 ayrı hidroelektrik santralı (HES) izni verdiği İkizdere Vadisi’nin, 25 Şubat 2008 tarihli Bakanlar Kurulu kararnamesiyle turizm merkezi ilan edildiği ortaya çıktı. Aynı tarihlerde de DSİ, havzadaki derelerin kullanım hakkını HES’lere sattı. Şimdi bölge halkı, İkizdere Vadisi’nde inşa edilen 400 yataklı 5 yıldızlı otelin açılışı için Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı beklerken, HES’lerin yapılmaması için de mücadele ediyor.

Bu çığlığa kulak verin

İkizdere Derneği Başkanı Kadem Ekşi, 10 bin kişinin “Vadime dokunmayın” mitingini gerçekleştirdiğini belirterek şunları söyledi:“Bu çığlığa kulak verin. Millet iradesine rağmen HES’i yapanlar bu vebalin altında kalkamaz. 4 ayrı üniversite, ‘Vadi tahrip olur’ diyor. Bakan, ‘çevre dostu yatırım’ diyor.”Anzer ile Ovit Dağı ve çevresinin turizm bölgesi olduğunu, kaplıca tesisi ve 5 yıldızlı otelin açılmak üzere olduğunu hatırlatan Ekşi şöyle devam etti: “Toplam boyu 77 kilometre olan İkizdere Vadisi’nin üzerinde 55 kilometre uzunluğunda tünel açıp üzerine 16 HES inşa edecekler. Suyu, tünelle geçirip vadinin üzerindeki yeşil alanı kurutacaklar. ÇED raporunda, 77 kilometrelik vadiye 150 litre yani 10 teneke su bırakacaklarını ifade ediyorlar. Bu su, vadinin başında buharlaşıp uçar. Enerjiyi dağıtmak için kurulacak enerji nakil hattı, bu vadideki binlerce ağacı yok edecek. Turizm Bakanlığı ‘turizm vadisi’, Enerji Bakanlığı ‘enerji vadisi’ diyor. Var mı böyle iki başlılık?”

Fırtına Vadisi’nin kurtarıcılarından olan Avukat Yakup Şekip Okumuşoğlu da, İkizdere Vadisi için mücadele veriyor. Kamu yararı gütmesi halinde HES’e karşı olmadığını söyleyen Okumuşoğlu’nun Bakan Güler’e mesajı şöyle:
Türkiye’nin her bir havzasına havza planlaması yapan bakanlık, acaba Karadeniz gibi önemli bir havzayı neden planlamadı? Havza planlaması olmadığı için bilirkişi, tek bir santralı incelediğinden, çevreye zararı yok gibi görünüyor. Oysa bir santralın bıraktığı suyu diğeri alıyor. Ve derenin yatağına hiç su akmıyor.
Avrupa’da çevre dostu sayılan yenilenebilir enerji sınıfı santraller, 10 megavattır. Türkiye’de ise 50 megavat. Bunun neresi enerji dostu? Çevre korumacılığın olmadığını gösteren en büyük etkenlerden biri de yüksek gerilim hatları. ÇED kapsamı dışında tutularak nakil hatlarının vereceği zarar gizlendi.( Şükran Özçakmak İstanbul)

4- Cüneyt HES projeleri ile ilgili olarak verilen “Çed Olumlu” kararının iptali için Rize İdare Mahkemesi’nde ilk iptal davası açıldı(03.12.2008).

Ebara firması tarafından Artvin İli Şavşat ilçesi Meydancık-Papart vadisinde elektrik üretmek üzere planlanan Cüneyt HES projeleri ile ilgili olarak üretim lisansı alındıktan sonra Çevre ve Orman Bakanlığı’na başvurularak Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu sunulmuş ve Bakanlık tarafından 17 Eylül 2009 tarihinde “çed olumlu” kararı verilmişti.

Orman ekosistemine büyük zararlar verecek olan projeler hakkında dava 17.11.2008 günü açıldı.

Dava iki sivil toplum kuruluşu ve 46 şahıstan olmak üzere toplam 48 davacı ile açılmıştır. Mısırlı Köyü Kalkındırma Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği” ile merkezi İstanbul’da bulunan “Artvin İli, Şavşat İlçesi Meydancık Beld.Sos.Day. Kül.ve Turizmi Geliştirme Derneği” davacılar arasında yerini almıştır.

Bağımsız ve tarafsız, akla ve bilime dayanan ve millet adına karar veren mahkemenin daha önce emsal bir dava olan Çamlıhemşin Fırtına Vadisinde olduğu gibi Cüneyt HES projelerini de iptal edeceğine inancımız tamdır(Papart Dereleri Platformu)

5- TMMOB'ye Artvin Kültür Derneği'nce yapılan başvuru sonrasında, TMMOB Yönetim Kurulu'nca bir çalışma komisyon oluşturulmuş( ÇMO- EMO-İMO-Jeoloji MO-MMO-Meteoroloji MO-Peyzaj MO-ZMO), bu komisyon gerekli incelemeleri yaparak aşağıdaki tespitlere ulaşmıştır.

a- Hidrolik enerjiden en verimli şekilde yararlanmak enerjide dışa bağımlılığı azaltacağı gibi temiz enerji kaynaklarının harekete geçirilmesi bakımından da önemlidir. Ancak, "4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu" ile bu Kanuna istinaden çıkarılan "Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği" ve "Su Kullanım Hakkı Anlaşması İmzalanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik"le birlikte HES uygulamaları çok farklı boyutlara ulaşmış durumdadır. Bu gelişim ülke kaynaklarının en verimli şekilde kullanımını değil, aksine bireysel/şirket karlarını/çıkarlarını koruyacak şekilde gelişmektedir.

b- Hidrolik enerji üretiminin planlanması sadece düşü ve mevcut su potansiyeli üzerinden yapılamaz. Hidro elektik santraller ile ilgili planlama süreci , havza temeline dayanan, o havzanın doğal değerlerini, o havzadaki doğal varlıkları inceleyerek, bir değerlendirmeyi temel almak zorundadır. Bu bağlamda, havza özelinde, doğal, kültürel ve sosyal, ekonomik etkenler de dikkate alınarak, su potansiyelinin öncelikli kullanımları belirlenmeli, bu verilere dayanarak HES'lerin planlanmasına karar verilmelidir.

c- HES'ler çok basit şekli ile suyun yeterli düşü sağlayabileceği noktaya kadar taşınarak enerji elde edilmesi anlayışıyla planlanamaz. Burada doğal su yatağındaki canlıların yaşamlarının bozulmadan devamı için gerekli olan suyun sağlanmasına öncelik tanınmalıdır.

d- Bu noktada, gelecek projeksiyonu, HES'in ileri yıllar nüfus artışına bağlı olarak uzun erimli planlanması da önem taşıyan başka bir husustur.

e- HES Projesi'nin gündeme geldiği bölgede, gelecekteki nüfus artış projeksiyonları da göz önüne alınarak, su potansiyeli, suyun değişik ihtiyaçlar için kullanım miktarları ( içme ve kullanım suyu, tarım, sanayi vb) ve buradan hareketle HES için gerekli olan su miktarı yerel ve bölgesel anlamda göz önüne alınmak durumundadır. Son

durumda, kullanılması muhtemel içme öncelikli su paylaşımı sağlandıktan sonra arta kalan su ile HES projeleri geliştirilmelidir.

Bu genel belirlemelerden sonra, raporlar, ekleri ve resmi kurumlara yapılan başvuru dilekçeleri incelenerek;

- Artvin İli Şavşat İlçesi sınırları içerisinde Papart Havzası'nda yapılması planlanan beş adet HES için genel bir havza planlamasının yapılmadığı,

- Bölgedeki su ihtiyaçlarının belirlenmediği,

- Bu santral yerleri için hidrolojik verilere ilişkin ölçümlerin yeterli olmadığı sadece teorik hesaplamalarla değerlerin elde edildiği,

- Dere yatağına bırakılacak su miktarlarının izafi değerler olduğu,

- Bölge dernekleri ve platformlarınca resmi kurumlara yapılan başvurularda söz edilen "karşı gerekçelerin" gerçekçi ve doğru olduğu, belirlenmiştir.

Ayrıca, herhangi bir yatırım sürecinde, planlama aşamasından sonra, Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) sürecinin başlatılması, bilimsel gerçeklere, kamu yararına dayanan bir şekilde, katılımcı bir sürecin işletilmesiyle mümkündür.

Bu noktada, söz konusu projelerde, projenin kendisi olmadan ÇED hazırlanamayacağı çok açıktır. Bu yönüyle bakıldığında HES'lerdeki asıl sorunlardan bir tanesi de HES'lere ilişkin hazırlanan ÇED raporlarında yeterlilik belgesinin asıl projelerde istenmemesidir. Yetkisiz kişilerce hazırlanmış olan ( projeyi hazırlayanların mühendis olup olmadığı yada hangi meslek disiplinlerinden olduğu belli olmayan) projeyi temel alarak hazırlanan ÇED'in geçerliliğinin olamayacağıdır. Özellikle HES'lerde (proje ve ÇED) bu sorun devam etmektedir. Asıl projenin hazırlanmasında teknik yeterlilik sorgulanmadığı için (bu yeterliliğin olmadığı demektir) proje esas alınarak ÇED hazırlanamaz. Bu bakımdan da HES'ler için hazırlanan ÇED'lerin teknik yeterlilik durumu belirsizdir. Belirsizlikler üzerine hazırlanan ÇED'lerin kabulü söz konusu olamaz.

6- Her köye bir santral

Enerji Bakanlığı, her köyün kendi elektriğini üretmesini öngören bir proje hazırladı. Köylere 1 MW ile 10 MW gücünde santral kurulacak.

Enerji Bakanlığı, küçük yerleşim birimlerinin enerji ihtiyaçları için, `kendi elektriğini kendin üret` projesi hazırladı. Projeye göre, yerleşim birimlerinin yakınında bulunan akarsular üzerinde, küçük Hidro Elektrik Santralleri(HES) kurulacak. Projeye göre, köy ve küçük yerleşim birimlerinin yakınından geçen akarsular üzerinde, 1 MW ile 10 MW gücünde hidrolik santraller kurulacak. Ve o santrale yakın köylere, buradan üretilen elektrik verilecek. Proje öncelikle, akarsu bakımından zengin olan Karadeniz illerinde uygulanacak. Proje kapsamında Ordu`da 12, Giresun`da 14, Trabzon`da 20, Rize`de 9, Gümüşhane`de 2, Artvin`de 2, Samsun`da 1, Bartın`da 3, Bolu`da 2, Karabük`te 2, Kastamonu`da 4, Zonguldak`ta 3 yerleşim biriminde, küçük HES kurulabileceği tespit edildi. Santraller için gerekli olan araçlar için, OSTİM Sanayi Bölgesindeki işletmelerden sağlanması amaçlanıyor.

7- Çevre örgütleri, Rize’de hidroelektrik santrallere karşı çıkan çevrecileri ‘Boş vakitlerini değerlendirenler’ diye niteleyen ve ‘Ben çevrecinin daniskasıyım(22/08/2008)’ diyen Başbakan Erdoğan’ı sert ifadelerle eleştirdi.


Çevre örgütleri, Rize’de hidroelektrik santrallere karşı çıkan çevrecileri ‘Boş vakitlerini değerlendirenler’ diye niteleyen ve ‘Ben çevrecinin daniskasıyım’ diyen Başbakan Erdoğan’ı sert ifadelerle eleştirdi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, Rize’de hidroelektrik santrallere karşı çıkan çevrecileri “Boş vakitlerini değerlendirenler” diye nitelemesi ve “Ben çevrecinin daniskasıyım” sözleri çevre örgütlerini ayağa kaldırdı. Yeşiller Partisi’nin Eş Sözcüsü Ümit Şahin, “Başbakan, eğer kendisini böyle görüyorsa, biz de sözlerini saçmalığın daniskası olarak görüyoruz” dedi.

Ümit Şahin, Başbakan Erdoğan’a tepkisini şu sözlerde sürdürdü:

‘Amaç baskıyı artırmak’

“Sinop’ta nükleer karşıtı, gençlerce kurulan ekolojik kampa jandarma baskın yaptı. Gençler gözaltına alındı. Başbakan’ın sözlerini çevrecilere yönelik baskıyı artırma olarak değerlendiriyoruz. Başbakan ve hükümet, çevrecilikten ve doğadan hiçbir şey anlamıyor. Özellikle Karadeniz’deki santraller çevre katliamı olacak.

Başbakan Erdoğan’ın sözlerine gösterilen diğer tepkiler şöyle:
Doğa Derneği Genel Müdürü Güven Eken: Çevrecilik meslek değil, toplum vicdanı demektir. Başbakan’ın sözleri, toplum vicdanını ve kamuoyu görüşünü hiçe saymaktır. 20 yıl önce, iklim değişikliği konusunda dünyayı uyaranlara da ‘Boş işle uğraşıyorlar’ denmişti ama onlar haklı çıktı.

‘Kıyı dolduranlara ödül’

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Genel Başkanı Yılmaz Kilim: Başbakan, Karadeniz coğrafyasını ve bölgenin ekosistemini yok edecek hidroelektrik santrallerini savunurken, bilgi ve görgüsüyle bizleri aydınlattı. Hatta haddimizi bildirdi. Çevrecilik kimsenin tekelinde olamayacağı için “çevrecinin daniskası” olabileceğini düşünememiştik. Nasıl daniska olduğuna baktığımızda, kıyı dolduranları ödüllendirmek, su havzalarını daraltmak, yeşil alanlarını rant kapısı görmek, küresel ısınmayı yağmur duasıyla çözmek gibi icraatlar görüyoruz.
TEMA İstanbul Temsilcisi Güner Açıksöz: Başbakan kendi kendini avutuyor, kendini kandırıyor. Bir gün gelecek, dünyayı artık bu siyasetçiler değil, sivil toplum örgütleri yönetecek.

Türkiye Çevre Koruma ve Yeşillendirme Kurumu Genel Sekreteri Kerem Ateş: Türkiye’nin enerji ihtiyacı ortada ama hidroelektrik santrallerle doğal güzellikleri bozarak halledilecek iş değil. Hele-hele Rizeli bir Başbakan’ın “Ben çevrecinin daniskasıyım” demesi daha da komik. Çevrecilerin daniskasıysa, doğayı bozmayacak, doğru düzgün yöntemlere yönelsin. Neden diğer yenilenebilir enerji kaynakları değil de sadece hidroelektrik santralleri?

‘Her lafı gibi bu da boş’

Türkiye Çevre Platformu Koordinatörü Dr. Tanay Sıtkı Uyar: Hepimizin mesleği var. Onun dışında, doğal çevreyi tahrip eden projeler konusunda bilgileniyoruz. Daha sonra yaşam çevresini korumak için adım atıyoruz. Bir işin doğru olabilmesi için dolu zamanda mı yapılması gerek.

Çevre Gönüllüleri Derneği Başkanı Gülengül Giray: Her lafı gibi bu da boş. Biz çevreciyiz, çevre örgütü derneğiyiz. Ama eğitime de hizmet veriyoruz. Nasıl oluyor da boş vakit geçiriyormuş anlamadım yani.

Greenpeace Akdeniz Genel Direktörü Dr. Uygar Özesmi: Başbakan Anayasa’yı dikkatli okumalı. Sağlıklı bir çevrede yaşamayı talep etmek anayasal bir haktır. Sayın Başbakan’ın ‘Boş vakitlerinde çevreciler’ demesi, şaşırtıcı olduğu kadar Türkiye’nin başbakanının kendi ülkesinin topraklarının, havasının ve denizlerinin korunmasına ve kendi halkının sağlığına verdiği önemi gösteriyor.

Nükleer Karşıtı Platform İstanbul Şube Sekreteri Tahir Çiçekçi: Bizim çok boş zamanımız yok. Enerji, elektrik bizim işimiz. Dolayısıyla biz kendi işimizi yapıyoruz. Mevcut imkânları araştırmadan nükleer santral yapmanın yanlışlığına dikkat çekiyoruz.

Melen Çayı’nda balıklar kıyıya vurdu İstanbul’un su sorununa çözüm olarak gösterilen Melen Çayı’nda binlerce balık, baygın halde su yüzeyine ve kıyılara vurdu. Bölge halkı, kova, çuval ve ağlarla çaya girerek balıkları toplamaya çalıştı. Düzce’nin Cumayeri ilçesinden geçen Melen Çayı’nda dün sabah saatlerinde binlerce balık su yüzeyine çıktı. Köprübaşı Ömer Efendi köyü mevkiinde sudaki oksijen seviyesinin düşmesi sonucu su yüzeyine çıktıkları tahmin edilen balıkları gören çevre halkı, Melen Çayı’na akın etti. Kimi üzerlerindeki kıyafetlerini çıkarmadan, kimi soyunarak Melen Çayı’na giren vatandaşlar, su yüzeyinde ve kıyıdaki balıkları topladı. Jandarmanın, İl Çevre ve Orman Müdürlüğü’ne bilgi verdiği ve gerekli incelemenin yapılacağı bildirildi.

Tepki çeken konuşma

Erdoğan önceki gün Rize’de, İkizdere Vadisi’ne yapılacak olan hidroelektrik santrallerine karşı çıkanlara, “Dünyanın değişik yerlerinde böyle çevreciler var. ‘Ne yaparsınız’ dersin, ele avuca gelecek hiçbir işleri yoktur. Sadece boş vakitlerini değerlendirmek için yaptıkları iş budur. Yarın gazeteler bunu da yazar. ‘Çevrecilere karşı çıktı’ derler. Ben çevrecinin daniskasıyım” demişti.

‘Hatalar olabilir, bize kızmasınlar’

Erdoğan dün Rize’nin İkizdere ilçesi Ilıca köyünde düzenlenen 2. Dünya Rizeliler Günü Kültür ve Sanat Etkinlikleri ile RİDOS Termal Otel’in açılış törenine katıldı. Erdoğan, yapılması planlanan hidroelektrik santraller, konusunda gelişmeler olduğunu ancak İkizdere’den “bazı sesler geldiğini” belirterek şöyle konuştu: “Bize kızmasınlar, hatalar olabilir. İleride daha iyi göreceksiniz. Halkımızın karanlıkta kalmasını istemiyoruz, aydınlıkta olmasını istiyoruz. Doğalgaz çevrim santralleri maliyeti çok çok yükseldi. Hidroelektrik santrallerle bunun yarısına, belki daha da aşağısına bunları elde etme imkânı var. 17-18 cente enerji elde etmenin bedelini kim ödüyor, halkımız ödüyor. 5 sene tahammül ettik artık edemiyoruz.”

Gerçeği söylemek gerekirse İstanbul Belediye Başkanı iken, Çevre duyarlılığı belirtileri göstermiyor değildi. Örneğin Tüp geçişlerle ilgili kararlılığı herkes tarafından biliniyor. '3. Boğaz Köprüsü'ne sıcak bakmadığını ve Boğaz'dan geçişe köklü bir çözüm getirmek için tüp geçişin takipçisi olacağını' açıkça ifade ettiğini kimse yadsıyamaz. Çünkü; 3. Boğaz geçişinin raylı tüp geçişle sağlandığı İstanbul Nazım İmar Planı'nın ve gene raylı tüp geçiş öneren İstanbul Ulaşım Ana Planı'nın Belediye Başkanlığı döneminde gerçekleştirildiği henüz hatırlardadır. Bu yereldeki duruşu idi, fakat ne zamanki Merkeze taşıdılar, o zaman “raylı tüp geçiş” yanında üçüncü boğaz köprüsünü de isteyerek , duyarlı duruşunu değiştirdi. Yani doğa çevre duyarlılığı siyasi ve ekonomik ranta tahvil edilmişti bir anda. Bu takiyenin de siyasi literatüre hızlı bir girişi idi. Biliyordu; 1. Köprü'nün Boğaziçi'ni boğazladığını, 2. Köprü'nün içme suyu havzaları ve ormanları yok ettiğini ve üçüncüsünün de İstanbul’un yaşam kaynaklarının geri kalanlarını yok edeceğini, fakat birilerinin baskılarıyla kent içi ulaşım projeleri havada uçuşmaya başladı. Katlı kavşaklar, kent içi viyadükler v.b Evet, Salt 3. boğaz köprüsü değil, İstanbul’u küresel sermayenin rant pistine dönüştürecek ardı arkası kesilmeyen projeler hazırlanır oldu. Raylı sistem ötelenerek karayoluna ağırlık verilir oldu. Örneğin katlı kavşak projeleri, Dubai kuleleri, Galata portlar..Çıkmaz alt geçitler, Nükleer santral ve HES’ler. Özellikle Nükleer santralı yaşama geçirebilmek için “Kyoto Protokolü”nü imzaladı. Herkes çevrecinin daniskasını taktir etti, fakat bilmiyorlardı ki, Kyoto Protokolü’nün bir maddesinde, Nükleer Santralı Projesini dünyanın en çevreci projesi gösteriyordu. Çünkü atmosfere zehirli gaz bırakmıyordu.. Bununla kalmadı; doğaya olan çevre duyarlılığı sınıf atlayarak, sosyal çevre duyarlığına geçiş yaptı. Çevresini adeta korumaya aldı. Yolsuzluğun önüne, rüşvetin irtikabın önüne geçme vaadiyle oy istemesine karşın, “Madem samimisin, o zaman Milletvekili Dokunulmazlığını kaldır” diyenlere ver yansın ederek, çevresine olan duyarlılığını belirginleştirdi..

İnanın ben böylesi çevreci ve çevresine düşkün bir kimlik görmedim. Bugüne dek çevresindekilerin hangisini rahatsız etti? Hepsi de çevresinden memnun.
8- Sedat Ergin

Başbakan Erdoğan çevrecilere neden kızıyor?

Ve sonunda Türkiye’deki çevreciler, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından (hayatta) “yapacak ele avuca gelecek bir şeyi olmayan, boş vakit değerlendirmek için bu işi yapan” bir grup olarak tasnif edilmiş bulunuyor. “İşsiz, güçsüzler işte, ne yaparsınız...” demek istiyor...

Başbakan Erdoğan’ın bu sözlerinin “çevreci” olarak sınıflandırdığı kişileri aşağılayan, onları hafife alan, bu yoldaki çabalarını değersiz gören bir bakışı yansıttığı aşikâr.

Yalnızca eylemci-aktivist çevrecilerin değil, aynı zamanda çevre konusunda duyarlı davranan, bu bilinci güçlü tutmayı dünyaya bakışının önemli bir parçası yapan her vatandaşın üzerine alacağı, rahatsızlık duyacağı bir çıkış bu.
Neden çevre konusunda duyarlı olmamız gerektiği konusunda burada gerekçelere girecek değiliz. Ama insanoğlunun üzerinde yaşadığımız gezegene verdiği tahribatın yıkıcı sonuçlarının ortaya çıkmasıyla birlikte artık dünyanın her ülkesinde küçük çocuklar bile çevreci olarak yetişiyorlar, kendilerini çevreci olarak tanımlıyorlar.

İçinde bulunduğumuz yüzyılda demokrasiye sahip çıkmakla çevreye sahip çıkmak artık eşdeğerde kavramlar.

Doğu’ya Özgü Bir Liderlik Tarzı

Ancak bugün üzerinde durmak istediğimiz konu, neden çevreci olmamız gerektiğine ilişkin gerekçeler değil. Konumuz, Başbakan’ın çevrecilere ilişkin görüşlerini açıklarken başvurduğu üslup ve bu üslubun gerisinde yatan demokrasi anlayışı ve bu anlayışın türevi olan liderlik tarzı... Burada üslup, içeriğin çok üstünde bir anlam taşıyor.

Başbakan, televizyonda izlediğim kadarıyla, hem cuma, hem de pazar günü bu konudaki görüşlerini son derece sert, hırçın bir üslupla ifade etti. Söyleminde, hedef aldığı kesimlere tepeden bakan, onları azarlayan bir ton hâkimdi. “Ben adama lafı böyle oturturum” anlayışını yansıtan bir esip gürleme hali vardı konuşmasında.

Eleştiriye Tahammül Eşiği Düşünce

Bu, kuşkusuz, AB demokrasilerinden çok Doğu’ya özgü bir liderlik anlayışının dışavurumu olmalı.

Galiba bu üslubun gerisinde Başbakan’ın farklı görüşlere tahammül eşiğinin bir hayli düşük olmasının da rolü bulunuyor. Erdoğan’ın eleştiriden hoşlanmadığını biliyoruz. Son seçimde yüzde 47 oy almasının verdiği mutlak iktidar duygusu, bu eşiği biraz daha aşağı çekmiş olabilir.

Memleketi Rize’de derelerin üzerinde santral yapmaya karar verdiyse, bazı vatandaşların bunu protesto etmelerini kabullenemiyor. Onun eseri olan bir şeye bazı insanların çıkıp “hayır” demesi tepesinin atması için yeterli oluyor ve hele kalabalıkların önündeyse kendisini bırakıveriyor.

Demokratlığın Gereği

Oysa AB’deki mevkidaşlarının çoğunun çevre konularında her gün bu tür protestolarla karşılaştığını, bunlara tahammül etmeyi hükümet yönetmenin artık bir parçası olarak kabullendiklerini fark etmesi gerekiyor.

Türkiye bir demokrasiyse, iktidarın yaptığı bazı tasarruflardan rahatsızlık duyan, icraatı ile mutabık olmayan insanlar da bulunacak. Sayın Başbakanımızın müsaadeleri varsa, bu vatandaşlarımızın, şiddete başvurmadıkları, hakaret etmedikleri sürece görüşlerini bir şekilde ifade edebilme imkânına sahip olmaları gerekir. Demokratlık, vatandaşların bu özgürlüklerine de sahip çıkmayı gerektiriyor.

Yapıcı Diyalog Ve Uzlaşı Ruhu Mu?

Bir nokta daha var. Başbakan çevre konusunda duyarlığını anlatırken, “Çevrecinin daniskası benim” diyor. Burada da her seferinde kendisini merkeze koyan, her şeyin “en” olan formatını kendisine atfeden bir yaklaşımla karşılaşıyoruz. Her şeyin en iyisini Başbakanımız bilir. Çevrecilik mi yapılacak, tabii onu da en iyi Sayın Başbakan bilir, gibi...

Bunun “Komünizm mi lazım, onu da biz getiririz icabında” gibi versiyonlarını geçmişte tek parti döneminde yaşamıştık.

Başbakan Erdoğan’ın çevrecileri hedef alan son çıkışının, AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn’in Türkiye’de AB reformlarının hayata geçirilebilmesi için “uzlaşı ruhu ve yapıcı bir diyalog” çağrısında bulunduğu bir döneme rastlaması da ilginç bir tesadüf.

Belki de Başbakanımızın uzlaşı ruhu ve yapıcı diyalogdan anladığı budur.

Yeni Çevre duyarlılığı ölçü birimi “ÇDR. Açınımı; Çevrecinin Daniskası Recep”
Veriler bize gösteriyor ki, politik yetmezlikler nedeniyle benzetmiş benzeteceği kadar…

Asla; cennetin izdüşümü Artvin’imizi ve Türkiye’mizi benzetemeyeceklerdir, çünkü “HES’ler kimi besler”’i biliyor bu insanlar..

*: Biyosfer Rezervi; Uluslararası öneme sahip ve UNESCO’nun İnsan ve Biyosfer (MaB=Man and Biosphere) Programı içerisinde yer alan karasal ve/veya kıyı ekosistemlerine sahip yerlerdir (UNESCO-MaB 2003:2).

Biyosfer rezervleri biyolojik çeşitliliğin korunması, ekonomik kalkınma ve kültürel değerlerin devamlılığı arasındaki çatışmaların sürdürülebilir bir şekilde çözülmesine dönük temel bir yaklaşımdır (UNESCO-MaB 2003:3).

Biyosfer rezervleri biyolojik çeşitliliğin korunması, ekonomik kalkınma ve kültürel değerlerin korunmasına dönük uygulamaların denendiği, seçildiği, sunulduğu ve geliştirildiği alanlardır (UNESCO-MaB 2003:4).

Biyosfer rezervlerinin üç temel işlevi vardır;

1-Koruma; genetik varyasyonların, türlerin, ekosistemlerin ve peyzajların korunmasına katkıda bulunmak,

2-Kalkınma; ekonomik kalkınmayı ve insan gelişimini sürdürülebilir şekilde sosyo-kültürel ve ekolojik olarak desteklemek,

3-Lojistik; yerel, ulusal ve küresel ölçekte doğa koruma ve kalkınma çabalarına dönük bilimsel araştırma, izleme, eğitim ve bilgi değişimini desteklemek (Batısse 1997:12)

ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
Teknopolitikalar Platformu
evesbere@mynet.com

GSM: 0506 609 00 32
Tel: 0312-431 96 88

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

MERHABALAR... SEVGİLİ MESLEKTAŞIM.. YAZINIZIN MUHTEVİYATI AŞAĞI YUKARI HER ŞEYİ AP AÇIK ORTAYA KOYUYOR... (Enerji+Çevre ve Doğa+Siyaset) ASLINDA DÜNYA ELİMİZDEN KAYIP,GİDİYOR... ANCAK BUNA MALESEF İNSANOĞLU BAKAR KÖR GİBİ DAVRANIYOR HER NEDENSE... GERÇİ BİZLER O TARİHLERDE KARA TOPRAĞIN ALTINA GÖÇ ETMİŞ OLACAĞIZ ANCAK GERİDE KALAN TORUNLARIMIZ NE OLACAK (2040 veya 2050) YILLARINDA..??? :-(( SEVGİLİ ŞEVKET BEYCİĞİM ELLERİNİZE ve GÖZLERİNİZE SAĞLIK..! SEVGİLER,SELAMLAR ve SAYGILAR...! :-)) NECİP KÖNİ - ADANA / TR

Necip Köni - Adana / TR 
 02.02.2010 16:39
Cevap :
Hocam, Doğayı ve doğanı?insanı seven duyarlılğınız boyutunda yanıt vermem gerekir. Batılı asla biz sevmemiştir, sevmesi de olası değil, salt emperyal amaçların aracı olarak görmüşlerdir bizi. Bu nedenle değerlerimiz ve devrimlerimizi sürekli karalamanın savaşı içindeler. Anadolumuz adeta cennetin izdüşümü; doğası ve coğrafi sınırlarıyla, özellikle insanıyla yakışıklı ve güzel emsalsiz ülkemizi parçalamak için tüm oyunlarını sergilemektedirler.. Selam ve sağlıkla kalın, saygılar..  02.02.2010 17:24
 

elektrik mühendisiyim, ve 5 tane nehir tipi hidroelektrik santrali yaptım. dusuk elektrik üretimi yapıyo dediğiniz santraller gunde ortalama 50 bin tl para basıyo. ne hakkınız var bu ulkenin bu parasını elinden almaya. cevrenin falan kirletildiği muhabbetleri bu ulkeyi ayakta uyutanların uydurmalarıdır. dogru tabi hesleri yapmayalım. onun yerine dısardan komur dogalgaz ithal edip onları yakalım. cunku onlar cevre dostu.

onur savran 
 22.01.2010 13:09
Cevap :
Onur arkadaş, bir anda meslekdaşım Oğuz Sarvan ile karıştırdım sizi..Durun hemen kırmızı kart çıkarmayın; kardeşim bilmiyor musun bizim ülke düşmanı yatırım karşıtı insanlar olduğumuzu? Bilmiyor musun bizim ekonomik çıkarı için yatırım yapıyorum diye doğayı ve doğanı/sizi yok edenlerin düşmanı olduğumuzu? Bilmiyor musun bizim gezegeni özdeksel çıkarı için yok edenleri yok etmeye çalıştığımızı? İnsaf be bir de aydın bir kimlik olacaksınız..O ellibin tl'yi Doayı ve doğanı yok eden HES7çikler kimin için basıyoru hiç düşündünüz mu? Kimse su tutucu HES'lere karşı değil, dolar tutcu HAS'çiklere karşı; emek ve doğa-doğan karşıtı sermaye yandaşı..Bizi dinlemiyorsanız, lütfen Kızılderililerin özlü sözlerini dinleyin..Sizi değil de ben torunlarınızın torunlarının sizi nasıl değerlendirdiğini duyar gibiyim..Yine de doğasız ile kalmayın diyorum..  22.01.2010 15:40
 

Ülkemize, çevremize olan duyarlılığınız için teşekkür ediyor vekutluyorum. Kaleminiz daim olsun. Saygı ve selamlar...

izmirli97 
 22.01.2010 12:25
Cevap :
Teşekkürler. Doğaya ve doğana olan duyarlı duruşunuz ve yazdıklarınız, en az benim yazdıklarınız kadar önemli..Bu duyarlılıkları göstermeyi sürdürmemiz gerekiyor, sürdürülebilir yaşam için; aksi taktirde egemenler sürdürülebilir sömürüleriyle tüm gezegenimizi süreceklerdir..Selam ve sağlıkla kalın.  22.01.2010 14:11
 

Şevket Bey; Artvin'den ayrıldığımda baraj inşatı başladı başlayacaktı,telden soruyorum arkadaşlara..İlk yakaladığım fırsatta gitmek istiyorum neydi ne oldu.. Umuyorum iyi şeyler olmuştur..Selamlar

cinford 
 22.01.2010 11:15
Cevap :
Arkadaşım; Artvin'imiz büyük su tutucu HES'ler ile olumlu gelişmeler kaydediyor..Yeni iklimiyle, sosyal yapısı ve korumaya çalıştığımız doğa görüntüsüyle..Tıpık Barajlar kentine dönüştü, hatta göller kenti diyebiliriz.İşte bu noktada o coğrafi yeni görünümünü zenginleştiren ve gümüşi çizgilerle adeta muhteşem doğa görünüm zenginliği oluşturan derelerimizi; gereksinimi duyulmayan, fakat siyasi erkin siyasi ve ekonomik rant derelerine dönüştürmek için bu derelerimize konuşlandırmak istedikleri HES'lerden kurtarma savaşı vermekteyiz..Karadeniz İsyandadır internet forumunnu kuran arkadaşlar bunu çok güzel işlemektedirler..Selamlar  22.01.2010 14:19
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1290
Toplam yorum
: 1026
Toplam mesaj
: 87
Ort. okunma sayısı
: 866
Kayıt tarihi
: 16.12.07
 
 

İnş. mühendisiyim. Eskiden sesli düşünür, kentimi ve çevremi rahatsız ederdim. Şimdilerde, kendim..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster