Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Kasım '21

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
24
 

Hesaplaşma

Hesaplaşma

Kendi kendisiyle konuşma alışkanlığı yoktu. Fakat bazen kendisini başka biri gibi görüyordu. Öyle ki aynaya bakarken önceden yaptığı bir şey yüzünden aynadaki kişiye bakıp kızabiliyordu, sanki başka biriymiş gibi…

Derler ki, kendinle konuşuyorsan bu olabilir. Ama sonra biri sana yanıt veriyorsa işte o zaman işler sarpa sarmış demektir.

 

Yaşı ilerlemişti. Gelecek umutları yavaşça ışığını kaybediyordu. Yine de o yaşa kadar iyi dayanmıştı. Bir akşam, ne olacak kaygısı ile düşünürken bir ses duyup irkildi.

“Haydi, vakit geldi.”

“Ne için?”

“Gitme vakti.”

“Ama daha yapacak çok şey vardı.”

“Bu kadar yılda yapamadın, bundan sonra mı yapacaksın? Çoğu zaman yan gelip yattın. Olaylar oldu, kılını kıpırdatmadın.”

“Korktum.”

“Evet, korkaksın. Hep ondan oldu zaten. Aynı zamanda tembelsin de.”

“Doğru fakat neden bilmiyorum. Öğrenciyken proje günlerinde de böyle olurdu. Masanın başında, kâğıt ve çizmeye çalıştığım proje bana bakar, ben de onlara bakarım, saatlerce bakışır dururuz, hiçbir şey çizemem. Elim yerinden kalkmazdı. Sonra bir an bir gaz gelir, birkaç çizik atarım, sonra yine durur, bakışırdık.”

“İşte tembelliğe böyle kılıf uydurulur. Tembelsin, ondan.” Deyip güldü ses. “Beceriksizsin de. Yaptığın hangi işi bitirdin ki?”

“Projelerimi. Okuldaki projelerimi bitirdim.”

“Hayatta?”

“Hayatta işler yalnız başına yürümüyor. Bir iş için mutlaka başka birinin etkisi söz konusu oluyor. Tek başına değilsin. Diyelim ev badana olacak, birinin gelip badana yapması gerekiyor. Ama adam gelmiyor. İş yatıyor. Bunun gibi çok şey oldu.”

“Evin dökülüyor, onarmıyorsun.”

“Ne için onarayım ki?”

“Kendin için desek?”

“İçimden gelmiyor.”

“Tembellik işte böyle bir şey… Aslında yapabilirsin, bir engel yok, ama yapmıyorsun.”

“Bir yerde film kopuyor.”

“Sen hep böyleydin. Evlendin, bir sürü hazırlık, masraf, ümit, fos çıktı, yürütemedin.”

“Aman, o konuyu açma. Çok kötüydü, çok. Yalnız o kadın değil, işin içinde kimler yoktu ki. Boşanmayı becerdim ama.”

“Çocuğun da olmadı.”

“Evet.”

“İster miydin olmasını?”

“Bilmiyorum. Çocuğum olsaydı nasıl bir şey olacağını da bilmiyorum. Öyle bir şey hiç tatmadım. Benden bir parça… Ona gelecek sağlamalı idi. Ama ben kendi geleceğimi kuramamışken onu nasıl yapacaktım? Yaşam zaten zor şartlarda sürüyor. İster miydim bilmiyorum ama olmaması iyi oldu, onun açısından.”

“Yarışmalara girdin kazanamadın.”

“İşte orada da benden başka birçok kişi ve etken vardı. Şıracının şahidi bozacı gibi, hep birbirlerini kayırıyorlardı.”

“Mimarlık ofisi kurdun, yürütemedin.”

“İşi bilmediğimden, yapamadığımdan değil, işverenler para vermediler ondan. Bir de çok sayıda ofis vardı. Herkes birbiriyle yarış halindeydi.”

“Bilgisayar programları yaptın, satmak istedin, yürütemedin.”

“Kimileri kıymetini bilmedi, kimileri benden yararlandı, beni yaşatmadı. Ofise gelip, fikri alıp gittiler. ‘Alıp’ yerine ‘çalıp’ demek daha doğru olur.”

“Ders vereyim dedin yapamadın.”

“Evet, meslek odasında ders vereyim dedim. Onlar da fikri aldılar, bayrağı kaptılar, tekmeyi vurdular.”

“Yurt dışında çalışayım, dedin, kovdular.”

“Herkes kendi kıçını kurtarma derdinde, kim kime dum duma. Kimi zaman günah keçisi, kimi zaman hak ihlali, hep üste çıkma çabası… Nedir? Para kazanıp Türkiye’de ev alma hayali içinde, işte yurt dışı da öyle geçti.”

“Yurt içinde de kovuldun. Hatta neredeyse hep kovuldun.”

“Aynı şeyler burada da geçerli idi. Ek olarak dürüstlük vardı. Bir keresinde patronum önüme hak edişleri koydu, imzalamamı istedi. İmzalamayınca kovdu.”

“Şikâyet etseydin?”

“Kimi kime şikâyet edeceksin? Hepsi birbirinden yararlanıp birbirine kazık atıyor bunların. Ama şundan mutluyum, hiçbirine baş eğmedim. Bana istediklerini yaptıramadılar.”

“Bir ara Güneş enerjisi ile uğraştın, yarım bıraktın.”

“Yer lazım, para lazım, yok ki onlar.”

“Balık çiftliği kuracaktın, ne oldu o?”

“Dalga geçiyorsun evet. Havuzu yaptık, ama yapamadık. Bir plan hazırlamıştım. Havuz yerini kazdıktan sonra bizim ortak köylü içine öyle bir taş doldurdu ki balıklara yüzecek yer kalmadı. Bir sabah geldim baktım, taş dolu havuz.”

“Ev yapıyordun, onu da yarım bıraktın.”

“Param bitti. Temeli attım, çatıyı döktüm, 1. Kat filizleri öyle kaldı. Sonra para kazanmaya gittim.”

“Giderken boyadın o filizleri değil mi, paslanmasın diye. Niye geri dönmedin?

“Gördüm ki köy ortamı bana göre değil. O insanlar iyiler ama dünya görüşümüz tümüyle farklı idi. Orada yaşayamazdım.”

“Kitaplar yazdın, bastıramadın. Her işin yarım.”

“Basmıyorlar, para istiyorlar. Kaç tane yayınevinde aylarca durdu. Kapağını açıp da bir satır okumadılar. Ne yazmış bu adam diye merak etmediler. Bir tanesi ‘keşke bu sizin ikinci kitabını olsaydı’ dedi. Para vermek istemiyordum, sonunda razı oldum. Ama yine olmadı. Verdiğim kişi üçüncü yayınevini dolaşıyor şu sıralar. Herkes para peşinde...”

“Gitar çalmayı öğrenemedin. Piyano çalmayı, flüt çalmayı da. Ama hepsine başladın, bitiremedin.”

“Müziği sevmekle olmuyor. Yetenek de gerekli.”

“Besteler yaptın. Fena da değildi ama ne oldu? Öyle duruyor. Gerisi gelmedi.”

“Hep aynı sebep… Çevre yok, para yok. Hiçbir şey tek başına değerli değildir. Bir şey yaparsan onu takdir edecek veya eleştirecek başkaları olmalı. O yoksa sen çalar, sen dinlersin. Bana da o oldu.”

“Okuma Evi kurdun, yürütemedin.”

“Ha, bunda salgın hastalığın büyük etkisi var ama o olmasa da istediğim gibi olmamıştı. Gençler gelsinler istedim, gelmediler. Hâlbuki o sırada diğer kütüphaneler dolup taşıyordu. Çocuklar çalışmaya yer bulamıyorlardı. Sonra da korktular, salgından.”

“Yardım almadın.”

“Almak istedim. Önüme dürüstlüğüm ve vefalılık çıktı. Ezip geçemedim. Kimse bilmese ben bilecektim, bir de sen. Bu iş için bir vakıf veya dernek kurmak istedim…”

“Onu da yapamadın.”

“Arkadaşlarımdan güvenebileceklerim yanaşmadılar. Çok insan gerekiyor. Çok insan demek, yine çok başkası demek. Onlar işin içine girince işler yine sallantıya girecekti. Biliyorsun, AKUT Derneği, kurucusunu dernekten kovdu. Bazıları işbirliği yapmak değil, sahiplenme duygusuyla her şeyi ele geçirmek istiyor.

Dikkat ediyorsan işin içinde hep başkaları var. Böyle olacak elbette, kentte yaşadım, insanların içinde. Hep iletişim kurmak, başkalarıyla dirsek temasında olmak zorundaydım. Demirci demir işi, marangoz ahşap işi yaparken, yük taşıyıcı yükü taşırken hep kazık atmak peşindeydi. Ama asıl büyük kazıklar hiç umulmadık yerlerden geldi. Kardeşim bile beni kazıkladı. Haydi, yabancılar neyse de, en çok o dokundu. Anladım ki bulunduğum yer bana göre değilmiş.”

“Nerede yaşamak isterdin?”

“Japonya’da. Toplum olarak birbirlerine saygılı insanlar. Hak yemezler. Sırada birbirlerinin önüne geçmeye çalışmazlar. Burada diyelim markette biri önüme geçiyor, ‘sıra benimdi’ diyorum, ‘pardon’ diyeceğine ‘gelseydin’ diyor adam.”

“Bilmiyormuş gibi konuşuyorsun. Dünya Savaşında en vahşi faşistler kimlerdi? Japonlar mı Almanlar mı? Vahşilikte yarışırlar birbirleriyle.”

“Doğru söylüyorsun. Bu durum beni daha çok kırıyor. Kötü adam olmak gerekiyordu. Onu da yapamadım.”

“Anlaşılan, şimdi gitmek sana pek dokunmayacak.”

“Yapacak işler vardı.”

“Başa döndük! Bitti artık, anlıyor musun? Artık yapacak iş yok. Önceydi o. Korkma, sıkıntılarından kurtulacaksın.”

“Korkmuyorum. Yapamadığım için üzülüyorum. Arkamda bir iz bırakmak istiyordum, boşuna yaşamış olmak istemiyordum, olmadı. Ama bir umut var hâlâ.”

“Ne umudu? Umut mu kalmış?”

“Piyangodan para çıkarsa…”

“Güldürme insanı.”

“Yaşamayı seviyordum. Bir müzik dinlemek, bir film izlemek, duygulandıran bir şiir okumak zevk veriyordu. Zaten onlar da olmasa yaşamın nesi var? Hep mücadele, hep mücadele. Yarın ne yiyeceğim, patrona ne diyeceğim, ayakkabı su geçiriyor, hava ya çok soğuk ya da bunaltıcı sıcak var, filan…”

“Bu işler böyle. Başka şeyler beklemek hayal. Yaşamını tamamlaman gerekiyordu, işte onu yaptın, yarım bırakmadın. Hiçkimse onu yarım bırakamaz.  Haydi bakalım, hazır mısın? Gidebilir miyiz?”

“Evet, sanırım hazırım. Gidelim.”

Mehmet Sinan Gür

14 Kasım 2021

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bir varmııışş, bir yokmuş... Güzeldi, ama bir yandan da üzücü de tabii. Esasen bir çok insanın hayatı böyle, yoksa acaba her insanın hayatı az ya da çok böyle desem daha mı doğru olur?? Hangimizin yarım kalmış bir şeyleri-bir işleri olmadı ki çünkü? Evet evet, çok da hayıflanmaya gerek yok aslında, ardında hep anılacak bir şeyler,güzel iz ya da eserler bırakmış insanların dahi bence ömürleri yine de böyle. Giderlerken onlara da sorulsa yapacak daha çok şey vardı derlerdi mutlaka, dünya gailesi bitmez çünkü. İstekler de bitmez, başlamalar da bitmez, bahaneler de bitmez ama ömür dediğin biter işte:) Onun için kabullenmek lazım. Zira şu dünya hayatı denilen şeytana verilmiş bir süre, onun zaten, kanıtlayacak ya insandan daha üstün olduğunu Yaradan'a güya! Bu nedenle de şu dünya olumsuzluklar dünyasıdır zaten aslında. Yani deteklemez insanı, tam aksine her olumsuzluk, hevessizleştirir zaten, olmaza sokar her işi genelde, emek versen de çabalasan da ne çare;) Olduğu kadar artık N'apalım!:))

Filiz Alev 
 16.11.2021 20:10
Cevap :
İlginiz için teşekkür ederim. Vakit yetmiyor desek, o kadar insan nasıl becermiş? Örneğin Orhan Veli Kanık 36 yıla neler sığdırmış. Demek, kabahat bende diyemiyorum ama kabahatin çoğu benim sanırım.  23.11.2021 0:14
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 152
Toplam yorum
: 317
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 18922
Kayıt tarihi
: 27.09.09
 
 

Antakya 1955 Doğumluyum. O.D.T.Ü. Mimarlık Fakültesi 1982 Mezunuyum. O zamandan beri firmalarda m..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster