Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ağustos '06

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
574
 

Hesapsız tatil

Hesapsız tatil
 

Hesapsız, plansız bir tatil planı yapmalı şimdi. Beğenilen yer olmalı kalınacak yer. Önceden ayarlanmış değil. Ya da durup yemek yenecek yer için ölçü, sadece o anki karar olmalı. Tatili bile planlı yapmak biraz garip zaten. İçinden geldiği gibi bir tatil olmalı.

Evet ya! Böyle bir tatil ne güzel olur. O anda beğenilen bir deniz kenarında durup sevgiliyle birlikte dalgaların şarkısını dinlemeli. Ta ki, artık gidelim diye düşünmeye başlayıncaya kadar. Kaç saat dinlemek gelirse içten o güzel şarkıyı, o kadar dinlemeli. Ya da bir büyük ağacın altında oturup, rüzgarın sesi dinlenmeli yine, gidelim artık diye düşünmeye başlayıncaya kadar.

Veya bir gece, herhangi bir yerdeki iskelede ayaklar suya doğru bırakılmalı, sarılarak güneşin doğmasını beklemeli, ay kaybolup hava aydınlanmaya başlayıncaya kadar. Güneş doğsa da sarılmaktan vazgeçmek, gitmek yerine orada öylece kalmalı.

Ağaçların altına yayılmış masaları olan bir lokanta bulmalı bir yol kenarında ve herhangi bir saatteki yemeği orada yemeli mesela. Mangalı masanın yanına koyup cümle alemden uzak yenecek bir yemek. Ne kadar sürerse artık. Sevgiliye mi bakılır gözleri kırpmadan, yemek yenebilir mi gözleri sevgiliden ayırıp, bilmiyorum.

Sabah yada akşam serinliğinde yol alırken arabada, "şurada durmalıyız" denecek bir yere kadar giderken, camlarını açıp arabanın, rüzgarı da hissetmek gerek bence. Serin serin vurmalı, denizden getirdiği yosun kokularını doldurmalı rüzgar arabanın içine. Olur ya, yol denizden biraz uzaklaşırsa o koku kalmalı biraz arabanın içinde.

Birlikte içe çekilmeli o koku sevgiliyle, yol denize yeniden kavuşuncaya kadar. Sonra bir yerde durduğumuzda biraz dizlerinde uyumalı sevgilinin. Kuş seslerinin dalga ve rüzgar seslerine karıştığı bir yerde. Uyanınca sevgilinin dizinde olmayı yeniden fark etmek ve sevgiliyi görmek mutluluğu yaşanmalı o kısacık uykunun ardından. Sarılıp, saçlarını yüzümde hissetmek gerek. Kollar sevgilide, saçları yüzde kalmalı. Ne kadar zamandır bu şekilde olunduğu bilinmeden ve bilmek de istemeden.

Sonra genişçe balkonundan denizin ve pembe zakkum çiçeklerinin bir arada göründüğü bir küçük otel bulmalı, ağaçların arasında gizli kalmış. Denize vuran ay ışığını seyretmeli birlikte. Yemeği o balkonda yeyip ay ve denizi meze yapmalı rakıya. Bir küçük çatal aydan almalı, üzerine bir çatal ucuyla ışıltılı bir deniz. Sonra bir koca yudum rakı. Hem belki orada ay hiç gitmiyordur denizin üzerinden. Hep denize bakıyordur belki. Belki orada ne akşam vardır ne de sabah. Saat de bilinmiyordur oralarda.

Zaten sevgili olunca yanında, tek istenen zamanı durdurmak değil mi? Sonra herhangi bir anda çalıştırmak isteyip zamanı yine yollara düşülür birlikte. Zamanı çalıştırmak dedimse sadece yer değiştirmek için yani. Başka güzelliklere varmak için.

Orta boy bir tekne bulup şöyle biraz denize açılmak gerek birlikte. Küçük bir koy bulunmalı çok uzaklaşmadan. Demir atıp yeniden durdurmak için zamanı.

Bir de tatilin herhangi bir gününde günbatımını izlemek gerek en güzel göründüğü yerden. Her yerin kızıla boyandığı anı kaçırmamak için. Güneşin yavaş yavaş suya batışına, suya batarken güneşin, hala kızıla boyayabildiği bulutların uçlarına bakmalı. Sonra batan güneşi sevgilinin gözlerinde bulmalı. Saçlarında aramalı bulutların kızıllığını ve dünyayı bulmalı omuzdaki başında.

Sonra bir yağmur yağar belki usul usul. Sevgilileri ıslatmak için. Yüzünde kalan damlalarla daha güzel görünür sevdiğin. Yağmur da pırıl pırıl bir gökyüzünden dökülür sevgili varken yanında. Öyle karabulutların getirdiği yağmurlardan değil bu. Pırıl pırıl gökyüzünden yıldız yağar gibi yani. Ve gerçekten yağar yıldızlar sevgili varken, saçlarının arasına takılır bir kaç tanesi, ışıl ışıl. Sevgili olunca yıldızların yağmasına bile inanılır. Hatta Ay'dan bir tepside gelir belki o zaman içecekler. Yani gökyüzü gelir yağmur yerine. Yağmurun ardından yüzüne vuran ay ışığı ile gecenin gökkuşağı olur sevgilin. Bakmaya doyulmaz. Bir kez daha hayran olursun gökkuşağına. Yağmur sonrası güzelliği vurur yüzlere en ışıl ışıl olanından. Toprak kokar mis gibi. Bir güzellik yağmurudur bu herkesin anlamadığı. Bir mutluluk yağmurudur herkesin payına düşeni aldığı.

Tatilin bir başka gününde de gece yarısından sonra yürümeli kumlarda el ele. Ayaklar bedeni taşımakta zorlanıncaya kadar. Sonra ayakları denize uzatıp yatmak gerek gökyüzüne bakarak. Dalgalarla ıslanan ayaklar dinlenmeli, yıldızları sayarken. Belki bir kaç tane yıldız da kayar o sırada ve dilek tutulur sanki bir işe yarayacakmış gibi. Yok oysa sevgili varken başka bir dileğin gereği.

Belki bir gün bir yerde balık da tutmaya çalışılır oltayla. Sonra gülünür belki tutulamayan balıklara. Ya da tutulur da bir ziyafet hazırlanır, deniz kenarında yosun kokusunun eşliğinde yenecek bir akşam yemeği için.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 88
Toplam yorum
: 58
Toplam mesaj
: 27
Ort. okunma sayısı
: 878
Kayıt tarihi
: 26.07.06
 
 

1969 yılında Tarsus'ta doğdum. İktisat Fakültesi ve Su Ürünleri Fakültesi mezunuyum. Amatör olara..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster