Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Mart '18

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
55
 

Heyecan, Çekinilecek Kadar Ciddi midir?

Heyecan, Çekinilecek Kadar Ciddi midir?
 

3K Tekniği ile Diksiyon


Heyecan; diş ağrısı, karın ağrısı gibi bazı bedensel rahatsızlıklara benzer. İnsan; dizlerinin bağının çözüldüğü nü, ağzının ve boğazının kuruduğunu hisseder. Kalbi çarp maya başlar. İçimize rahatsızlık, sıkıntı gibi garip bir his girer. Bütün bu hisler, gayet doğaldır. Bunların hiç birinde bir gariplik yoktur. Çünkü bu saydıklarımız korkunun değişik versiyonlarının yansımasından başka bir şey değildir.

Her tecrübesiz asker ilk savaşa girdiği zaman işte bunları duyar. Fakat savaşa onuncu defa girdiği zaman bu korkuları yenmiştir. Çünkü birkaç tecrübe atlatmıştır.

Heyecanın en büyük sebebi; acemiliği ve beceriksizliği zihnimizde hissetmekten başka bir şey değildir. En iyi konuşmacılar, en iyi söz söyleyenler de yeni başladıkları zaman heyecan ve korku duydular, utandılar, çekindiler.

Benjamin Disraeli, Britanyalı politikacıdır, ilk konuşmasında hiç başarılı olmadı. Ünlü bir konuşmacı olarak tanınmış pek çok kimse de başlangıçta heyecan ve korku duydular. Fakat siz bugün duyduğunuz heyecanı, bugünkü korkunuzu ve gücünüzü ölçmeye kalkmamalısınız.

Herkes ilk başladığı herhangi bir sporda acemidir. Denizde yüzmeyi ilk denediğinizde kendinizi güçlükle su üstünde tutabiliyordunuz, değil mi? Boksa başladığınız zaman ilk önce adamakıllı dayak yediniz. Bisiklete binmeye kalkınca hemen yere yuvarlandınız. Bütün bunlardan daha doğal bir şey olamaz.

Biz bugün ne biliyorsak onların hepsini daha önceden öğrenmiş, sonra da uygulamaya kalkmışızdır. Daha küçük bir çocukken yürümeyi öğrendik. Yemek yemeyi, giyinmeyi, kısacası bugün bize gayet kolay ve gayet basit görünen ne varsa onları öğrenmeden önce yapamıyorduk.

Acemi ve beceriksiz olduğumuz da kesinlikle doğrudur. Herhangi bir işte acemi olanlar kendilerine güvenemezler. Söz söylemeyi öğrenmemiş olan bir kimse de doğal olarak nasıl duracağını, nasıl nefes alacağını, ellerini nasıl kullanacağını, sesini nasıl çıkaracağını bilemez. Fakat bunları öğrendikten sonra yavaş yavaş bu acemilik duygu su kaybolur.

Kesin ve doğru olan bir şey varsa o da herkesin; bazı şeyleri gayet çabuk, bazı şeyleri de gayet yavaş öğrendiğidir. Aslında bizim için de bazı şeyleri yapmak oldukça kolayken, bazı şeyleri yapmak da zor olabilmektedir. Tıpkı bunun gibi, bazı kimseler çok kısa bir zaman içinde gayet iyi konuşmacı olurlar, bazıları da uzun süre çalışıp çabaladıktan sonra ancak şöyle böyle bir konuşmacı olabilirler. En zeki, hatta dâhi dediğimiz kimseler de aynı yoldan geçmek zorundadır. Onların da çalışmadan, öğrenmeden, denemeden her şeyi yapabildiklerini zannetmek, her zaman düştüğümüz hatalardan biri olur.

Giuseppe Verdi, bir müzik dehâsıdır. Fakat buna rağmen ders almaya, armoni kurallarını öğrenmeye mecburdur. En güzel sesli Péche-Melba da şarkı söyleme konusunda bir deha idi. Fakat doğru dürüst şarkı söylemeden önce senelerce şan dersi alması gerekmişti. Joseph Mallord William Turner de zeki bir ressamdı. Fakat önce çizgi çizmeyi, resim yapmayı öğrendi.

Genelde dâhi dediğimiz, mesleğinde ilerleyerek başarıyı elde eden adam, yetenekli olduğu alanda senelerce çalışan, eğitim, gören kimsedir. Dünya onu eğitim sürecinde görmez. Ancak başarıyı yakaladıktan, çalışmasının meyvelerini verdikten sonra görür, değerinin büyüklüğü karşısında ona dahi der. Fakat bu deha gökten inmiş değildir. Uzun yılların, tükenmez çalışmanın ürünüdür.

Her şeyde asıl dikkat edilecek nokta, başlangıçtaki başarısızlıktan yılmamak ve bunu kesin ve sürekli bir sonuç gibi algılamamaktadır. Şundan kesinlikle emin olup kendi kendinize söyleyebilirsiniz; siz şimdikinden çok daha iyi söz söyleyebilirsiniz. Hatta belirli bir amaç uğruna çalışacak olursanız çok iyi bir konuşmacı olabilirsiniz.

Bunun için hemen, şimdiye kadar sizde kökleşmiş olan düşüncenizi değiştirin. Kendi kendinizin cesaretini kıracağınıza kendinizin başarılı olacağına inanınız. Sizi dinleyenlerin karşısında “nasıl söz söyleyeceğim” diye sıkılacağınız, boş yere heyecana kapıldığınız yere böyle dinleyiciler bulma fırsatından faydalanarak konuşma gücünüzü deneyin, her toplantıyı gelişme alanı gibi görün.

Başlangıçta çok acemi olan çırak birdenbire ustalaşır, yavaş yavaş güzel söz söylemenin zevkini ve şuurlu bir kendine hâkim olma duygusunun sevincini duymaya başlar. Korku, heyecan, sıkılganlık sizin henüz iyi söz söyleme sanatını öğrenmediğinizin birer kanıtıdır. Ve insan doğası, dinleyicileri korumak için acemi konuşmacılara işte bu korkuyu vermiştir. İyi söz söylemeyenleri her yerde ağızlarını açmadan alıkoyan, işte bu korku, bu heyecandır.

Şimdi artık ne yapacağını, nasıl hareket edeceğini öğrenmiş ve çıraklıkla ustalık arasındaki farkı da görmüştür. Korku ve heyecanı bundan başka yok edecek ilaç henüz keşfedilmemiştir. Eğer bu yoldan gitmeyip de başka çare arıyor ve onu bekliyorsanız böyle bir ilacı bulamayacaksınız. Sizi bu korku hastalığından kurtaracak böyle bir çare vardır, diyen olursa ona inanmayın.

Biz size, bu heyecanın tamamen önüne geçeceğiniz sözü vermiyoruz. Bu nokta yanlış anlaşılmasın. Çünkü bu, bir karakter meselesidir. Ve karakter öyle kolay kolay değişmez, fakat bu karaktere hâkim olmak, ondan nasıl faydalanılacağını öğrenmek mümkündür.

Birçok ünlü konuşmacı ve aktör de dinleyicilerin ve seyircilerin önüne çıkmadan önce sinirlidirler. Fakat sinirleriyle başa çıkmayı, heyecanlarına hâkim olmayı öğrendikleri için bu heyecan onlara hiçbir zaman yarı yolda bırakacak kadar başarısızlık getirmez.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 51
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 314
Kayıt tarihi
: 22.02.08
 
 

Eğitimle Geliştir Kendini           Eğitimci-yazar olarak halen Kişisel Gelişim, Liderlik, Beden ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster