Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Ekim '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
802
 

Heykelin “müstehcen” olduğuna karar verildi..

Heykelin “müstehcen” olduğuna karar verildi..
 

Heykel kırmak, parçalamak modaydı, biliyorduk da yakılmışına da tanık olduk ELHAMDÜLİLAH !..


Sanırım, benim gibi hepiniz şu Antalya’da yakılan heykel haberini okumuşsunuzdur. Ama okumamış olanlar için haberi özetleyelim..

Antalya Büyükşehir Belediyesi, kendine yakışır bir biçimde sanata ve sanatçıya önem ve destek vererek, Antalya’nın en işlek noktalarına bir hafta kadar önce toplam 46 adet Venüs heykeli yerleştirmiş. Venüs heykeli, bildiğiniz üzere “güzellik tanrıçası” ve güzelliğin, duruluğun simgesi. Aynı zamanda da Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin de simgesi olarak kabul edilmiş. Şimdi, hem festivalin, hem de tarihe göre mitolojik bir simge olması açısından, turizm’in başkenti ve Türkiye’nin dünya’ya açılan kapısı Antalya’da şehrin görülebilecek en işlek yerlerine bu heykellerin yerleştirilmesi, çok önemli bir olay. Fakat gelin görün ki, festivalin açılışına 15 gün kala, bu heykellerden biri bu sabaha karşı, kimliği belirsiz kişi ya da kişiler tarafından kaidesinden indirilerek yakılmış. Heykel bugün kullanılamaz durumda. Gerekçesi de Venüs “heykelinin fazlaca müstehcen “ bulunması.. Sırada diğerleri de var mı acaba?

Şimdi, düşünün bir kere.. Yirmi birinci yüzyıldasınız. Antalya gibi dünyanın her tarafından insanın geldiği, gezdiği ve dolaştığı yere, heykeller yerleştiriyorsunuz. Üstelik tarihsel niteliği ve mitolojik bir anlamı olan, estetik bir heykel. Canlı bile değil üstelik. Ama birileri, fazlaca tahrik olup, müstehcen olduğuna karar veriyor ve heykeli kaidesinden söküp, ateşe veriyor. Belki ateşe vermeden önce tecavüz bile etmiştir bu mahlûkatlar. Buna hiç de şaşırmam. Behey geri zekâlı herifler, heykelin müstehcen olduğuna nasıl karar verdiniz. Sırf bacakları ve memeleri görünüyor diye hemen tahrik mi oldunuz? Ya da, bu heykeller sizin gibi geri zekâlıların haricinde bütün toplumu, hele ki, dünyanın dört bir tarafından gelen insanları da mı tahrik eder, baştan çıkarır zannettiniz. Sizi bu yola sevk eden “heykelin içine tüküren zihniyetler” gibi, ben de heykele değil de “sizin sıfatınıza” tüküreyim..

Şimdi bu zavallılara ‘fazlaca tahrikkar vatandaş’ mı diyeceğiz. Yoksa daha basit bir şekilde ‘heykel düşmanlığı’ mı ? Bakın neresinden bakarsanız bakın, aynı kapıya çıkar. Ama bu Antalya’daki zavallı insan yada insanların davranışlarının altında ‘Din taassubu’ yatmaktadır. Daha geniş bir anlamda, yanlış dinsel inanışların ve yönlendirilmelerin derin etkileri yatmaktadır. Biraz geçmişe gidelim. Hatırlayınız lütfen. 1973 siyasi iktidarına oturmuş olan CHP-MSP koalisyon hükümetinin Erbakan tarafının icraatlarından, hatta en çok patırdı kopartan icraatlarından biri, Karaköy’deki ‘Güzel İstanbul’ heykelinin ‘müstehcen’ göründüğü gerekçesiyle kaldırılmasıydı. Daha ileriki yıllarda, benzer uygulamalar da görülmedi değil. Gelelim günümüze, 2000’li yıların AKP’nin hükümet olmasından sonra da bu ve buna benzer uygulamalar oldukça fazlalaşmışlardır. Bugün Antalya’da heykel yakan zihniyetin ağa babalığını, dönemin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in Azade Köker adlı sanatçıya ait olan ‘Tutku’ ve Mehmet Aksoy adlı sanatçıya ait olan ‘Periler Ülkesi’ isimli heykellerini insanların ‘orgazm olduğu’ gerekçesiyle kaldırtarak “Ahlaksızlığın adını sanat koymuşlar. Ben, böyle sanatın içine tükürürüm” diyen biri yapıyor. Ve bu eylemler, özellikle AKP hükümeti zamanında fazlasıyla artmış, heykel ve sanat düşmanlığı, sanat geri kafalılığı sanki, siyasi bir eylemmiş gibi, Ankara’dan hemen hemen AKP’li birçok belediye Başkanı’nın icraatı olmuştur.

Düşünebiliyor musunuz? Seksen küsur yıllık geçmişi olan Cumhuriyetimizin kurulduğu bir kentin, başkentimizin büyükşehir belediye başkanı heykellere ‘ahlaksızlık göstergesi’ ve ‘müstehcen’ olduğu gerekçesiyle, hem saygısızlık ediyor, hem içine tükürebiliyor, hem de heykelleri yerlerinden söktürebiliyor. Bu ilk değil tabiki, bugünkü olayın olduğu Antalya’da da eski AKP’li belediye başkanı görevde olduğu süre içinde heykelleri kaldırtmış ve yerlerine koydurmamıştı, kimi belediye başkanları da bazı heykelleri söktürmüştü.

Heykel nefreti ve heykel düşmanlığı yalnızca kendi edepli deyimleri ile ‘müstehcen’ olduğu öne sürülen heykellere değil, Atatürk heykellerine de karşı da yapıldı bu ülkede. Hani biraz daha yüz bulsalar, ülkedeki tüm Atatürk heykellerini ortadan kaldırabilecek bir zihniyet var bu ülkede.. Bu zihniyetteki insanlar, yetiştirilirken yada içinde bulundukları toplum ve cemaatlerde sanat kültürü aşılanmamış olarak yetiştiriliyorlar. Aslında dini bile yaşlık anlayıp, yanlış uyguluyorlar. Sanatın her türlüsünün İslam’a aykırılığı, belki de İslam’ın ilk zamanlardaki heykele bakış açısından kaynaklanıyordur. Kim bilir?

Öyle ya da böyle, işin içinde İslam ve Müslümanlık olsa bile, kendi düşüncelerini daha açık ve saydam bir hale getirmemiş insanlar, içinde bulundukları toplumları da izole ederler ve bu neticede çağdaş, gelişmiş, sanatı seven, çevreyi ve doğayı seven bir halk oluşturamamasını da sağlar. Çıplaklık, heykelde olsa bile, biz insanoğullarının yaşamının bir parçasıdır. Her bir insanoğlu yaşama çıplak gelir.

Çıplaklık cinselliğin bir göstergesi olsa da, soyut kavramlardan cinsel tepkime oluşturmak ve bundan etkilenmek, zihin ötesi sapkınlığın bir göstergesi olsa gerek. Başta politikacılar, alimler, bilim adamları, toplumun ileri gelenleri, İslam’ı anlamadan, öğrenmeden, başkalarına öğretirlerse, o öğrenenler de İslam’ı kendilerine kılavuz değil de, araç ve kalkan yaparlarsa, işte böyle ‘heykel düşmanlığı’ kültürü oluşur ve seviyesiz, patavatsız bir insan kitlesi çığ gibi büyür. .

./..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ìslamda resim ve heykel yasaktir. Daha dogrusu görsel olan hersey yasaklanmistir. Televizyon bile bu yasaktan nasibini almisti bir zamanlar. Hatta S. Arabistanda sinema yasagi yeni kalkmistir. Ciplaklik tabudur. Insan giyindiginde (örtündügünde) insan olur felsefi ögretisi sorgususzca kabullenimistir. Oysa ciplaklik dogalliktir. Fakat bu günahkarlik olarak adlandirildigindan, insani yanlis yola sevkedecegi sanilan her türlü görsellik yasaklanmistir. Ne diyelim herkesin uzagi I$IK yili olmuyor malesef. Uzagi I$IK yili olanlar Mars´ta, bizlerin en uzak mesafesi ise Mekkedeki kutsal yapi Kabe´de. Kücücük bir nüans farki sadece.

Utku Aksu 
 07.10.2009 3:39
Cevap :
Bu nüansı göremediğimiz sürece, cahilliğin pençesinden asla kurtulamayız ? Bu söylem ve eylemlerden kurtulmak için vatandaşla değil, vatandaşı bu hale getiren 'Din Bezirganlarını' susturmak gerekir. Yani bir anlamda 'sivrisinek-bataklık' ilişkisi..  07.10.2009 18:14
 

Bunları Norveçte heykeller parkına götürmek lazım. biz ceza verdiğimizi zannedeceğiz ama bu sahtekarlar cennete geldik diye sevinirler. Bunlarla bir arada yaşama, aynı vatanı, aynı cografyayı paylaşma zorunluluğu kahrediyor. Bunlar yaşamımda bana verilen ceza olmalı.

Ahmets 
 03.10.2009 12:52
Cevap :
Sizinle aynı fikirdeyim. Bu zihniyetteki insanlarla aynı şehir, aynı ülke ve aynı coğrafya'da yaşama zorunluluğum olmasından dolayı hicap duyuyorum...  03.10.2009 14:24
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 671
Toplam yorum
: 745
Toplam mesaj
: 86
Ort. okunma sayısı
: 2532
Kayıt tarihi
: 26.06.06
 
 

Anadan doğma bir İzmirliyim ve bu şehirli olmaktan gurur duyuyorum.. Hem bu şehirde doğmuş, hem b..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster