Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Mart '12

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
567
 

Hiç bitmeyen yol

Çok yol alırsın, hep yol alırsın ve yine de bütün yollar yalnızlığına çıkar..Tüm yolların sonu yine de kendi yalnızlığındır..

Bazen bilmediğin yollara girersin, çok zaman bildiğin tanıdık yollardan geçersin. Bazen alışkanlıklarını alırsın yanına, bazen bilinmeyeni, bazen eski bir yol arkadaşını bazen yeniyi ama bütün yollar kendi yalnızlığına çıkar.

Geçtiğin ve yürüdüğün, aynı sona varan tüm yollara baktığında, gördüğün tek şey iyi olan tek yolun gerçek fiziksel yol olduğudur.

İnsan dağa vurmalı kendini, ormana, denize, yeşile..Ama fiziksel olana. İçine insan kattığın, içine duygu kattığın içine hikaye kattığın her yol, seni yine kendi bildik mutsuzluğuna getirir. Belki başka bir yolu bilmediğin için, belki sana hiç başka yol açılmadığı için. Oysa gerçek yol öyle değildir..Önce ana arterlerde ilerlersin, sonra yavaş yavaş azalır evler..Sonra tek tük ışıklar başlar. İnsanı kaybedersin; yerini yeşil alır, yerini, mavi alır, yerini uçsuz bucaksız tarlalar alır. Yerinin özgürlük alır, yerini sen alırsın, yerini yanında taşımak istediklerin alır. Ne vaat vardır, ne ima ne de kaygan olan. Sadece asfalt olur. Yolda birkaç tabela, biraz ıssızlık, biraz karanlık biraz aydınlık. Ama muhakkak ki kocaman özgürlük. Ayağını bağlayan ne varsa geride kalmıştır artık.  Sessizliğin sesi sana sadece senin bildiğini fısıldar ve o ses en tanıdık olandır, en az şaşırtan, en az hayal kırıklığına uğratan..Çocuklaşırsın, trencilik oynarsın.

Bazen içinde kat ettiğin yola bakarsın, en kötü yol odur. Çünkü dünyada kilometrelerce yol alırken, kendi içinde hiç yol alamadığını görürsün. Hep aynı kısır yollarda döner durursun. İster Çin’de ol, ister Amerika’da istersen Afrika’da..Dünyanın bir ucuna gittiğinde, hiç gidemediğini görürsün. Kendi çıkmazlarını taşırsın her yeni otel odasına. Kendi şarkılarını dinler, kendi bildik ezber sözlerini tekrarlar, kendi hikayelerini okursun başka başka kitaplarda. Yeni mekanlarda eski alışkanlıklarını tekrarlarsın. Yeni ülkelerde, yeni yüzlerde eski suretlerin izlerini görürsün. En alınamayan ve hiç alınamayan yol kendi içindeki yoldur.O en zor olandır. Dünyanın hangi köşesine kaçarsan kaç, o yol senin çıkışını kapatandır.

Bazen başkalarının yalnızlığının yollarında yürürsün, onun yalnızlığını yol yaparsın kendine. Kendi yolun daha kolay aksın daha anlaşılır olsun diye. Ta ki o yalnızlığını bırakana kadar. O zaman yine eski tanıdık yalnızlığın daha çok büyür içinde. Senin artık kabul ettiğin ve edildiğini sandığın yolun, ufak bir sokak kesişmesinde kaybolur. Suyun aktığı yolun rengini almayacağına inanırken, aldığını görürsün.  Suyun rengi değişmiştir artık. Sana başka bir şey anlatıyordur..

Sana yanlış saçağın altına sığınmış göçmen kuş olduğunu anlatıyordur. Yanlış saçaklarda, yanlış zamanlarda dinlenmiş, yolunu kaybetmişsindir. Yolunu kaybeden kuşun altına saklandığı sıcaklık, gerçek yolun soğukluğundan daha çok üşütür.

Kendi yalnızlığında yürümeliydin oysa, kendi soğuğunda üşümeli, kendi gerçeğinde soluklanmalıydın. O zaman takkeni eline alıp başını öne eğdiğinde belki daha mutlu olacaktın, belki gerçek diyarlara uçacak, gerçek özgürlüğe kanat çırpacaktın. Yalancı saçaklara sığınmış her kuşun sonudur, uçma yeteneğini kaybetmek ve ait olduğu diyarlara uçamamak…

Çocukken Nils’i izlerdim uçan kazın sırtına oturmuş dünyayı gezen. Ne Nils olabildim ne de uçan kaz. Belki en çok çocuk hayalleri saklamak gerekiyordu, unutuldu gitti yol telaşlarında..

Tülay EKER bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Toplam blog
: 34
Toplam yorum
: 31
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 920
Kayıt tarihi
: 18.03.12
 
 

Edebiyatı, okumayı ve yazmayı çok seviyorum... Günlük hayata ve kavramlara dair söyleyecek sözüm ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster