Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Şubat '08

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
277
 

Hiç kızmayan öğretmen

Hiç kızmayan öğretmen
 

HİÇ KIZMAYAN ÖĞRETMEN


Köyümüz iki, dağ arasına kurulmuştur. Köyün tam ortasından küçük bir dere geçer. Üzerinden iki kişi yan yana geçemeyecek kadar dar ve kısa küçük bir köprü vardır.

Adım Fatma. Bu köydenim. Hangi köy mü? Bizim köyden. Yani Muş`un Dağarası Köyü’ndenim.

İkinci sınıfa gidiyorum. Sekiz kardeşiz. Evimiz okulun karşı yamacındadır. Evet dereden geçip okula gitmek zorundayız ablam ağabeyim ve ben Fatma.
Sabahtan akşama kadar okuldayız. Okumayı tatilde unuttum. Neden mi? Tütün tarlasına gitmekten, davarlara çobanlık etmekten diyeceğim. Ama siz buna karşı çıkacaksınız. Eline günde ika kitabını alamaz mıydın demez misiniz? Dersiniz elbet dersiniz. Okulumuzda üç öğretmenimiz var. İkisi yeni geldi. Biri bizim öğretmenimiz. Beni çok seviyor. Köpeklerden çok korkuyor. Bizim buralarda köpekler bağlanmaz. Bağlanırsa azgın olurmuşlar. Köyün bakkalına, camisine, kahvesine gitmek için köy meydanına gitmek zorunda. Çünkü okul köyün tepesinde. Öğretmenimiz bizden köpekler var diye yardım istiyor. Yolda kocaman köpekler onu ısırmasın diye tabii ki...

Okulumuzda üç sınıf var. Sınıfımızda hem biz ikiler hem de üçler var. Öğretmenimiz bir ders bizimle bir ders üçlerle ders yapıyor. Buna birleştirilmiş sınıf denirmiş. Ne bileyim canım bize öyle anlattı öğretmenimiz. Öğretmenimiz bizimle türkü söyler, top oynar, koşu yapar. Sanki çocuk! Hanımı da var. Okulun evinde kalıyorlar. Evin adına “lojman” diyorlar.

Fatma, Ayşe, Ali, Hâkim ve Fesih bir ay sonra tekrar okuyacaklar. Onlara hediye alacağım diyor. Çok çalışıyoruz. Öğretmen bize çikolata, şeker, bisküvi veriyor zaten.

Okul açılalı iki ay oldu. Çok mutluyum. Keşke tatiller olmasa diyorum siz gibi. Artık soğuklar başladı. Rüzgâr ‘vuu vuu vuu ‘diye çok bağırıyor. Bazen pencerelerden bakmaya korkuyorum. Sabah hemen olsun diye dua ediyorum Allah`a.
Sabah olunca hemen elimi yüzümü yıkıyorum. Önlüğümü giyiyorum. Kahvaltı yapar yapmaz ablamı ve ağabeyimi beklemeden koşarak okula gidiyorum. Ali’yi, Ayşe’yi ve Hâkim`i evlerinden çağırıyorum.

Okula ilk biz geliyoruz. Okulun kapısını yine bizim öğretmen açmış. Dışarıda sıra oluyoruz. Hem en önde yine biziz. Vakit gelince Andımızı söylüyoruz. Sonra tekrar sınıflara giriyoruz.

Hava soğudu demiştim ya günler artık okulun açıldığı ilk ay gibi uzun değil. Çabuk hava kararıyor. Bizim sizin gibi sokak lambalarımız yok. Ne mi yapıyoruz karanlıkta? El fenerlerimiz var. Onunla yolumuzu aydınlatıyoruz. Akşam ezanı okunurken eve varıyoruz.

Okula gelince hemen akşam olmasın diye teneffüslerde çok oynuyorum. Tabi böyle olunca hemen acıkıyorum. Beslenme yapıyorum sizler gibi. Ama yine de acıkıyor bu Fatma arkadaşınız.

Yine bu çabuk akşam olan günlerde derslerime de çok çalışıyorum. Harıl harıl mı dediğinizi duyuyorum gibiyim. Evet, evet harıl harıl.

Öğretmenimiz bizimle çok ilgileniyor. Bazen teneffüse geç bile çıkıyoruz. Olsun o bizimle ilgilensin, bizi sevsin de hiç çıkmasak da olur.

Öğretmenimiz elinde bir poşetle geldi bu sabah. ‘Günaydın’ dedi bizlere. Biz de ‘Günaydın’ demedik! Ne dedik? Elbette ‘Sağ ol’ dedik. Yoklama yaptı. Sonra sınıfa her zaman olduğu gibi gülen gözlerle baktı. Birini arıyormuş gibi baktı. ‘Fatma, canım’ dedi.

Adımı duyar duymaz masaya koştum. Öğretmenimiz:
- Fatma bugün okumaya geçti, dedi.
Nasıl olur? Daha dün öğretmenimiz; ‘yarın okuma geçmek ister misin?’ demişti. Ben de:
—Evet. Demiştim. Allah Allah esastan okuyor muydum ben?
—Şimdi tahtaya; ‘Fatma bugün okumaya geçti’ yazacak deyince öğretmenimiz sınıftan bir alkış koptu.
Tahtanın yanına gittim. Tebeşiri aldım. Adımı yazdım önce ‘Fatma’. Biraz durdum. Sınıftan:
-Haydi Fatma! Haydi Fatma! Seslerini duyunca içimden heceleyerek yazmaya başladım.

‘Bu-gün o-ku-ma-ya’ ayaklarım titriyordu. Düşüp bayılacak gibiydim. O anda öğretmenimin elini başımda hissettim. ‘Haydi Canım! Ben biliyorum; sen yazarsın, arkadaşlarında biliyor haydi!’ deyince sihirli heceleri yazmaya devam ettim ‘ geçti’.
Ohhh! Sanki üzerimden kocaman bir kaya kalkmıştı. Kuşlar gibiyim, sanki uçuyordum. Arkadaşlarım beni ayakta alkışlıyorlardı. Adımı bağırıyorlardı:
—Fatma! Fatma!
Bir süre devam etti bu güzel davranış.
Öğretmenimiz poşeti eline aldı:
— Şimdi Fatma`nın hediyesini vereceğiz, dedi.
Poşetin içinden bir paket çıkardı. Paketi bana vereceğini zannettim. Ama paketi masaya bıraktı. Cebinden kırmızı bir kurdele çıkardı. Onu da masaya koydu. Paketi bana verdi. Gözüm ağrımıyordu ama gözlerimden yaşlar akıyordu.
Paketi aldım. Elini öptüm. Başımı okşadı. Sınıfın `Aç! Aç!` sesleri arasında paketi bir çırpıda açtım. Şaşkınlığımız artmıştı. Yeni bir önlük! Yeni bir yaka! Demek öğretmenimiz benim yakamın ve eskimiş önlüğümün farkındaydı. Öğretmenimiz:
—Senem, arkadaşını al. Öğretmenler odasında yeni önlüğünü giymesine yardım et, kızım dedi.

Senem üçüncü sınıfa gidiyordu. Senem ile beraber odaya gittik. Hemen eski önlüğümü çıkardım. Yeni önlüğümü giydim, yakamı taktım. Elindeki bir şeyi önlüğümün sol tarafına taktı. Bu masadaki kurdele değil miydi?
O günü asla unutamam. Diğer arkadaşlarım da birer birer okumaya geçtiler. Hediyelerini aldılar. Hiç kuşku yok ki öğretmenimiz hepimizi çok seviyor.
Okulun açılmasının üzerinden üç ay geçmişti. Günler daha kısaydı artık. Ben yine acıkıyordum.

O gün açlığa hiç dayanamıyordum. Karnımdan gurul gurul diye sesler geliyordu. Hatta arkadaşım Esra da karnından gelen bu sesleri bir keresinde duydu.
Ne olduysa o an oldu. Hemen ayağa kalkıp:
—Kurban olam ööretmenim! Ne olur bir yol izin ver. Eve gideyim. Çok açıkmışam.
—Çok mu?
—Hee. Ne olur kurban olam izin ver he mi?
—Olmaz eviniz çok uzak. Hava kararmaya başladı. Köpekler var.
Ben ısrarla `Kurban olam Ööretmenim` derken zil çaldı.
İzin vermediği için önce kızdım. Senem beni okulun bahçesinde buldu:
—Haydi, öğretmenimiz çağırıyor, dedi.
—İçimden bana ne demek geçiyordu. Ama onu çok seviyordum.
Usulca yerimden kalkıp okula gittim.
Sınıfta öğretmenimiz masaya bir tepsi, tepsinin içinde peynir, yumurta, zeytin, ekmek ve ayran getirip koymuş. Tüm sınıf oradaydı. Öğretmenimiz:
—Fatma’nın Kurban olam demesi beni çok etkiledi. Sizler öğretmenlere kurban olursanız öğretmenler de size kurban olmazlar mı? Dedi.
Sesi titriyor ve ağlıyordu. Yemeğimizi yedik. Bir ders sonra evlere gittik.
Canım öğretmenim biz size kurban olmaz mıyız? Sizin şahsınızda tüm öğretmenlerimizin ellerini öpmez miyiz?
KURBAN OLURUZ ÖĞRETMENLERİMİZE!

NEDİM TAKTAK
www.hickizmayanogretmen.com
nedimtaktak@gmail.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 51
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 310
Kayıt tarihi
: 22.02.08
 
 

Eğitimle Geliştir Kendini           Eğitimci-yazar olarak halen Kişisel Gelişim, Liderlik, Beden ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster