Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Ocak '10

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
457
 

Hiç ve kağıttan kayık

Hiç ve kağıttan kayık
 

Bir varmış bir yokmuş diye başlasaydı keşke bizim yaşam öykümüzde deriz hep. Ama hayatın hala bilmememize karşı dillendirdiğimiz gerçekleri hep miş’li geçmiş zamanlarda pişmanlıklarımızda gösterir kendini… Hayatın gerçekleri masal masalları gerçek olsa keşke sayıklamalarıyla da avutmaya çalışırız gönlümüzün kiracısı ruhumuzu da.

Bir varmış bir yokmuş bir barmen cüce, akşamları yorgunluk kadehleri ve iki tane yüzü olmayan el varmış bar sakinlerinin önünde. Birde bar sakinlerinin içinde hepsinden sakin her akşam gördüğünde şehvete kapıldığı kadını görmek için ay sonunu getiremeyen evde hiçliğin öğününe teslim aşık bir adam. Bu bir varmış bir yokmuş masallardan fırlayan kadın kırmızı elbisesi içinde o akşam uğrunda turuvaya saldırılacak kadar çekici, şairlerin bütün mısralarını örtecek kadar kör ediyormuş herkesi. Aslında hiçliği öğün yapmış adamda bu aciz aşkını gizlemek zorunda olduğunun bilinciyle kadına yaklaşıp kırmızı elbisesinin içinde güneşi doğurmayı hayal ediyormuş. İşte bir varmış bir yokmuş hikaye ya neyse… Kırmızı elbisesiyle bardaki gürültüyü derin bir sessizliğe gömen kadın ve hiçlik öğünüyle beslenmiş bu yakışıklı ama yokluk zengini adam birde istediği içki bardağında yüzü olmayan ama bardakta etli ellerinin bıraktığı parmak izlerini görüyordu bar sakinlerinin kanını emen sinek… Kadınla erkeğin bakışmaları birazdan şehvetli bir tango resitalinin başlangıcı gibi duruyordu bakışlardaki gözlerin avlusunda. Adam tam kırmızı elbisesiyle kızıl denizin sularına atılacağını düşünürken kağıttan bir kayık yanaştı kadının önüne, gıcır gıcır bir yüz dolar uzattı yüzü olmayan el barın arkasından. Adam birden kadının bakışlarının gözlerinden uzaklaşıp kağıttan kayığa bindiğini gördü, barın limanından ayrılırken kadın yanın da barın sahibi cüce Osman vardı. Düşlediği hayatının kadınını ki her akşam sadece onu görmek için hiçlik öğününe talim bu adam gerçekten bir hayat kadını olduğunu fark edince bir hışımla dışarı attı kendini. Yağmur çoktan başlamıştı dışarıda, ellerini gökyüzüne açıp derin bir ohhh çekti ve dünya varmış dedi kendi kendine. Aşkın bilinmez dehlizinden ışığa çıkmıştı…

Kaybolurken sokağın sonunda yüksek sesle “1-bir varmış, bir yokmuş” dedi kendi kendine. Taksici adama dönüp : -bir şey mi dediniz beyefendi. dedi -bir şey yok. dedi adam hiçlikten başka bir şeyi yoktu zaten adamın, zaten o da bu hiçliğini kaybetmediği için mutluydu, kayboldu gitti sokaktan sanki hiç oraya gelmemiş gibi…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

'hiç' olabilmeyi bilmek gereklidir ilk önce, ondan sonra anlamaya başlıyor insan hayatın A'dan Z'ye tüm hallerini. Güzeldi okumak, sağlıkla kal

kevser şekercioğlu akın 
 08.02.2010 20:02
 

"titrek bir mum alevinin havada bıraktığı is/ ve göz gözü görmez bir sis değildik biz/ beni bilimle anla iki gözüm beni felsefeyle anla/ ve öyle yargıla"... umut nekadar çoksa mutluluk olasılığı okadar fazla.. keşke :) hiç keşkelerimiz olmasa.. tebrikler...

tutaste 
 08.01.2010 17:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 75
Toplam yorum
: 71
Toplam mesaj
: 17
Ort. okunma sayısı
: 461
Kayıt tarihi
: 12.11.07
 
 

"Her umut bir olasılıktır" Her sabah evin eşiğinin kenarında duran çiçeğin her sabah orda olma ol..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster