Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Şubat '18

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
438
 

Hiçbir Zaman Anlatılmamış Olan CHP Dönemi Gerçekleri ve Öğretmenlerin Dramı

Hiçbir Zaman Anlatılmamış Olan CHP Dönemi Gerçekleri ve Öğretmenlerin Dramı
 

Bilgi, kendisinden yeni bilgiler üretildiğinde daha değerli olmaktadır.


1930-1931 Yıllarında yurdumuzda  büyük bir ekonomik bunalım başgösterir ve halkta huzursuzluk son haddini bulur. Bu durumu gören bütün milletvekilleri, Atatürk’ten bu hastalığa bir çare bulmasını istediler. 

“SERVETLERİNİZİ VERİNİZ...

1930-1931 yıllarında, yurdumuzda büyük bir ekonomik bunalım başgöstermişti. Ürün fiyatları düşüyor,  Devlet bütçesindeki açık genişledikçe genişliyordu. Genel bir ulusal ekonomi seferberliği olmadıkça, bu hal düzelemezdi. Her gün bir ya da birkaç tüccarın iflâs ettiği duyuluyordu. Huzursuzluk son haddini  bulmuştu. Bu durumu gören bütün milletvekilleri, Atatürk’ten bu hastalığa bir çare bulmasını istediler.  Hatta Nuri Conker :

'Paşa, vaziyet kötüdür. Böyle giderse, memleket mahvolur' diyordu.

O gün sofrada bulunan Yunus Nadi ve Hikmet Bayur :

'Paşam, bu işe ancak siz çare bulabilirsiniz' deyince, Atatürk şu cevabı verdi :

'Ben askerim. Vazifem olan şeyleri bilirim. Gerisine karışmam. Bu memlekette Yüksek Ticaretten mezun dünya kadar genç yetişiyor. Bunların arasından seçin bir tanesini, İktisat  Vekili yapın'.

Fakat Hikmet Bayur’un dediği dedikti :

'Paşam, bizim hiç bir işe sizin kadar aklımız ermiyor. Onun için her şeyi siz yaparsınız. Buna da siz çare bulacaksınız' dedi.

Atatürk bir iki saniye düşündükten sonra, Nuri Conker’e dönerek :

'Bu millet çok çabuk kurtulur ama, usulünü bilmek lâzım. İsterseniz sizi misâl alalım. Siz, Selanik’ten Türkiye’ye gelirken, Ankara’ya ne getirdiniz ? Tabii hiç bir şey. Şimdi neniz var? Yüzbin liralık bir apartman, Kütahya’da ikiyüzbin liralık bir kiremit fabrikanız. Hepiniz bütün mallarınızı millete verirseniz, bu dava kendiliğinden halledilmiş olur. İşte sana kurtuluş yolu'

Sonra, Yunus Nadi ile Hikmet Bayur’a dönerek :

'Ne buyrulur ?' Diye sordu. Daha onların vereceği cevabı beklemeden ekledi :

'Ben askerdim. Allahın inayeti, milletin yardım ve çalışmasiyle bugüne ulaşabildik. Memleket ve millet artık kurtulmuştur. Ben bir şey yapmadım ki. Benim vazifem, çekilip bir yana oturmak olmalıdır. Reisicumhurluğu bile üzerime almamam lâzımdı. Ne çare ki, hiç  istemediğim halde bu vazife her yıl benim üzerimde kalıyor. Benim kalmam, bu millet için belki zararlı olur' dedi.

Bir yıl kadar sonra, 9 Eylül 1932'de İş Bankası Genel Müdürü olan Celâl  Bayar, Çankaya Köşkü'ne çağırıldı. Atatürk, Bayar’a :

'Seni İktisat Vekili yapıyoruz' deyince, Bayar :

'Paşam, beni af buyurun. Ben yalnız İş Bankası'nda kalmak istiyorum. Bu iş bile bana fazla geliyor'  diyerek, üç sefer de yapılan isteği geri çevirince, Atatürk :

'Hem İş Bankası Müdürlüğünü yapacaksın, hem de İktisat Vekilliğini ' dedi. Bayar, bu isteğe uymak  zorunda kaldı.

Bunu duyunca çok sevindik. Sevincimiz daha çok şu bakımdan ileri geliyordu : Bayar eli açık, bol bahşiş verirdi. Hatırımızı sorar, yakınlık gösterirdi. “ (1)

* * *

Ekonomik sorunlar elbette bunlarla sınırlı değildi.

* * *

“…Kemalist tarihçiler, bütünüyle Cumhuriyet döneminin ve özellikle kuruluş ve 1930 yıllarının küçük Burjuva iktidarı olduğunu söylüyorlar. Söylerler, gerçeklere dayanmadan söylemek çok kolay. Fakat gerçeklerle söylenenleri yan yana getirmek de çok zor değil.

 Öğretmenler üzerine yazılmış bir çalışmada şu var :

'Hiç bir yerde öğretmenin karnı doymamaktadır. Muallimler Mecmuası'nın yazdığına göre, 1931'de İstanbul İlköğretim Öğretmenleri arasında 225 veremli sayılmıştır” (*)

Aynı çalışma, Muallimler Mecmuasının, 1932 yılında ait bir sayısında yer alan “Tekaütlük (emeklilik) ve Hasta Muallimler” başlıklı yazıdan şu alıntıyı yapıyor : 'Umumi zafiyetleri dolayısıyla sık sık muallimleri hasta olmayan, hemen hemen bir tek mektep yok gibidir'. Bu çalışmada şöyle bir bilgi de yer alıyor : 'Bir yazarın iddiasına göre, 1932'de bir ilkokul öğretmeni, yırtık pabuç ve yama tutmayacak kadar bir giysi ile ve yarı aç, öğrencilerinin önüne çıkmayı bilim ve haysiyetine hakaret sayarak intihar eder.'

Tabii sadece intihar etmez. Samsun'un Çarşamba ilçesinde, 1930 seçimlerinde bazı kadınlar, bir bayan öğretmene 'hangi fırkaya (partiye) oy verelim ?' diye sorarlar.

Bayan öğretmen de 'istediğiniz fırkaya verin' der.

Aç olduğu için özgürlüğünü kullanır.

Ancak aç karnına özgürlük kullanmanın, daha çok açlık demek olduğunu hemen öğrenir.

Çünkü görevinden uzaklaştırılır.

Küçük burjuva nitelikli sayılan bir rejimde, öğretmenlerin karınlarının doymamasını, yeterli ölçüde beslenemedikleri için yaygın bir biçimde verem olmalarını ve mevcut iktidara almaşık (seçenek) olarak çıkan Serbest Fırka ile Cumhuriyet Halk Fırkası arasında, en azından, bir fark görmemesini açıklamak çok zor. Fakat bunlar gerçekler. (2)

* * *

Halkın derdi bu kadarla bitiyor mu? Elbette bitmiyordu.

* * *

ŞİKAYETNAME

Konyalı bir âşık tarafından (1930’da) yazılan aşağıdaki manzume, kurulduğu günlerde Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın (Partisinin) başkanı Fethi Bey’e, köylülerin durumlarından yakınmalarını ve beklentilerini yansıtmaktadır:

Şikâyetnamemi yazdım huzura
Bizim halimizi bilsin Fethi Bey
Dokunmasın bir şey kalbe fütura
Bizim halimizi bilsin Fethi Bey


Yaşasın Fethi Bey kurdu bir Fırka
İyi namı gitti şark ile garba
Ne altta sergi var ne dalda hırka
Perişan halimi bilsin Fethi Bey


Tevazu kalmadı, düzen bozuldu
İcar (kira) nisbetinde evler yazıldı
Fakir fikaranın bağrı ezildi
Pek yaman haldeyim bilsin Fethi Bey


Rençber idi insanların yararı
Dört seneden beri etti zararı
Her tahsildarda var haciz kararı
Canımız yanıyor bilsin Fethi Bey


Sabahtan tahsildar dizilir bir saf
Ne tüccar kalmıştır ve ne de esnaf
Her gelen tahsildar etmiyor insaf
Malımız hacizde bilsin Fethi Bey


Hep zengin ağalar çıktılar hiçe
Tahsildar kıvrar hem gündüz gece
Yol parası aldı altımdan keçe
Böyle bir haldeyim bilsin Fethi Bey


Eska’yı açtılar yeni Daire
Bu da derdimize olmadı çare
Bir dönüm ekine üç lira pare
Onu da bulamam bilsin Fethi Bey


Düşünceler arttı derdime daldım
Ziraat Bankasından yüz lira aldım
Bunu veremeyip mükedder kaldım
Kederli olduğum bilsin Fethi Bey


Esnafın yarısı dükkândan kalktı
Buğdaycı tiftikçi büsbütün battı
Koyun tüccarları bütün top attı
Bundan da haberin olsun Fethi Bey


Maaş alanlarda fantezi çoktur
Parayı kazanan avukat doktor
Fukara rençbere hiç bakan yoktur
Bunların halini sorsun Fethi Bey


Okuyup mektubum ele alaydı
Fethi Bey derdime çare bulaydı
Olursa bir imdat senden olaydı
Ne yapsın dünyaya gayrı Fethi Bey


Fethi Bey de sözlerime bakaydı
Gazyağı da ucuzlayup akaydı
Şeker kibrit inhisarı (tekeli) kalkaydı
Millet size duacıdır Fethi Bey


Çalıştım çiftime yapmadım hile
Yüz elli dönümden çıktı on kile (ölçek)
Benim tohumluğa yetmiyor bile
Bankaya ne verem yetiş Fethi Bey


Aşık Mehmet senin sözlerin hakdır
Kimse kıymetini etmiyor takdir
Vergiye verecek on param yoktur
Ne satıp vereyim bilmem Fethi Bey (3)

* * *

CHP dönemi ile ilgili, çok kısa ve çok insaflı bir kısa kesit sunduk. Gerisi, okuyanın basiretine kalmaktadır.

www.canmehmet.com

Resim : Web ortamından alınmıştır.

Kaynaklar ve Açıklamalar :

(*) Türkiye'de Öğretmenlerin Toplumsal Değişmedeki Etkileri, 1848 - 1940. Doç. Dr. Yahya Akyüz. Ankara, 1978, s.241.  (Alıntı kaynağı : Türkiye Üzerine Tezler – 1.Kitap. Yalçın Küçük. s.134. 3.Basım, Tekin Yayınevi, 1980)

(1) Atatürk'ün Uşağının Gizli Defteri. Cemal Granda. Daha fazlası için bakınız : http://www.canmehmet.com/ataturkun-usaginin-gizli-defterinden-bu-hal-bana-cok-dokundu-yalnizligi-oylesine-huzun-vericiydi-ki-son.html

(2) Türkiye Üzerine Tezler – 1.Kitap. Yalçın Küçük. 3.Basım, Tekin Yayınevi, 1980.

(3) Destan’ın alıntı kaynağı : Kemal Zeki Gençosman, Türk Destanları, Hürriyet Yayınları, İstanbul, 1972. s.482-83).

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba, günümüzün şartlarıyla ve düşünceleriyle Cumhuriyetin ilk yıllarını anlatmak kolay...1930-31'de Genç Türkiye Cumhuriyeti büyük ekonomik kriz yaşadığını yazıyorsunuz ama 1929 Dünya ekonomik krizinden bahsetmiyorsunuz. Osmanlının küllerinden bir Cumhuriyet yaratmanın zorluklarından da bahsetmiyorsunuz elbette...Tüm bu anlattıklarınıza otuzlu yıllarda Dünyada hızlı gelişen 4 ekonomiden birinin de Genç Türkiye Cumhuriyeti olduğunu da...Bugün satışa çıkarılan şeker fabrikalarının daha önce satılmış olan Sümerbank dokuma fabrikalarını tüm kıt kaynaklara yoksulluklara rağmen Genç Cumhuriyetin yurtseverlerinin bir heyecanla şevkle kurduklarını da yazmıyorsunuz. Anlaşılan siz de Sarayın tarihçisi Kadir Mısırlı'dan çok etkilenmişsiniz...

Erdoğan Şahin 
 28.02.2018 11:34
Cevap :
Değerli Erdoğan Şahin, konuya ilginize ve paylaştığınız görüşlerinize teşekkür ediyorum. Bilirsiniz, bilgi ve hoşgörü ile tartışmak gelişmenin vazgeçilmezlerindendir. Osmanlı, Cumhuriyet’in yerleşmesi için acımasızca eleştirilmiş; Cumhuriyet ise, abartılarak aktarılmıştır. M.Kemal Paşa’nın “Bize savaşı kazandırdı” dediği (30.000 Km.) telgraf hattı Osmanlı yapımı olduğu gibi, Savaşan Paşalar, Osmanlının modern okullarında yetişenlerdir. 2. Abdülhamid'in, ülkesine 10.000 modern ilkokul hediyesi fazla bilinmez. “Çağdışı” denilen Osmanlı: 1855, Paris : 1862, Londra: 1863, Sergi-i Umumi-i Osmani: 1867 Paris: 1873, Viyana : 1889, Paris : 1893, Chicago: 1900, Paris Uluslararası fuarlara katılır. Son iki yüzyılda isyan ve savaşlarla yıpratılan Osmanlı, I. Dünya Savaşı’na girmesiyle üretimi durma noktasına gelir, 1923’den sonra ise tarım canlanır. “Canlanma”, sıfırdan büyümemizdir. 1950 Yılına kadar ülkede sanayi yoktur. Bu konuda meraklısı için geniş arşivimiz vardır. Sağlıcakla kalınız.   28.02.2018 17:17
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1038
Toplam yorum
: 2658
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1729
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster