Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Ağustos '20

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
76
 

Hilafet Ve Papalık (2)

1911 yılında The New York Times gazetesinde yayınlanan aşağıdaki makaleyi, önemine atfen siyasetçilerin, akademisyenlerin ve meraklılarının okumasını öneriyoruz. Hilafet ve Papalığın siyasi gücü, bunlar bilinmeden hiçbir şekilde anlaşılmayacaktır...

* * *

Kaynak : 05 Mart 1911 tarihli The New York Times (yazarı "kıdemli bir diplomat" olarak tanıtılan makale, aşağıda tarafımızca özetlenerek verilmiştir).

"İngiltere, Türkiye’yi Mekke’den Çıkartmaya Kararlı.

(İngiltere), Arabistan’ın tam bağımsızlığını geri vermek ve Aşiretlerin Emir’lerinden bir tanesini gerçek Halife olarak tayin etmelerine yardım etmek için çabalıyor, - Büyük avantajlar bunun arkasından gelebilir-.

…İngilizler, hiçbir zaman Arabistan’ı kendi kontrolleri altına almayı hayâl etmediler. Amaçları, Arabistan’ın tam bağımsızlığını geri vermek ve Aşiretlere, –İslâm’ın kurucusu olan ailenin gerçek bir üyesi olması nedeniyle- kendi aralarından, Arap Aşiretlerinin bağlılığını ve dünyanın diğer tüm bölgelerindeki Müslümanların ruhani bağlılığını emredecek bir Emir’in  ‘Gerçek Halife’ olarak hükümdarlığını kurmasına yardım etmektir.

Bu şekilde dünyevi tahtı ve dini hakimiyeti elde edecek olan bir Emir’in, (Arapların) milli bağımsızlıklarının geri kazanılması ve Türklerin kötü yönetiminden kurtulmaları dolayısıyla, İngiltere’nin yardımı için minnettarlık duygularını aklında tutacağı ve bunun halkı tarafından da paylaşılacağı doğal olarak beklenebilir….

… İngiltere için Arabistan’ı, dahası Mekke ve Medine’yi elde etmek, bir Halife’ye düşman değil dost olarak sahip olmak, paha biçilmek bir avantaj olurdu. Yani Peygamber’in dünyadaki baş temsilcisinin, şimdiki Türk Sultanı ve ondan önce gelen üç sultan gibi (İngiltere’ye) düşman değil, İngilizlere karşı iyi niyet duygularıyla dolu bir Halife’nin olması…

… Sultan (2.) Abdülhamid’in, İstanbul’daki İngiliz karşıtı bütün entrikalara kendisini adamaya hazır olması ve İngiliz tavsiyelerini kabul etmekteki gönülsüzlüğü, bu uzun dönemde Kalküta (Hindistan) ve Downing Street (Londra Başbakanlık Bölgesi) devlet adamlarını, onun İslam’ın manevi lideri olarak sadece sürekli bir sorun kaynağı olduğuna değil, ayrıca İngiliz Tacı’nın Müslüman sömürgelerinde çok ciddi bir tehlike olduğuna da ikna etti.

Avrupalı güçleri birbirine düşüren Sultan’ın bulunduğu İstanbul’daki durumun umutsuzluğunun farkına varan… Londra ve Kalküta’daki İngiliz yetkililer, Türk Sultanlarının Halifelik iddialarının (temelinin) araştırılmasına başladılar ve İslâm dünyasının çok bilgili üyelerinin de katıldığı çok dikkatli bir incelemeden sonra,  Türk idarecilerinin (Halifelik) hak iddialarının asılsız olduğu, gaspa ve yanlış iddialara dayandığı sonucuna vardılar….

…İngiltere, Almanya’nın dostu ve müttefiki olan Türkiye’yi, Arabistan’dan ve İslâm’ın kutsal yerlerinden dışarıya çıkartmaya kararlı. Eğer Türkler Mekke ve Medine’yi kaybederlerse, Sultan’ın Halife olarak inananları itaat ettirme iddialarının son kalıntısı da ortadan kalkacak. Gerçekten de bu, şimdi yürürlüğe konulduğu gibi Türk İmparatorluğu’nun dağılması ve İstanbul’daki Padişah’ın geçmişte Müslümanlar üzerinde yararlanmış olduğu etkilerin, İngiltere’nin dostları olan –inançlarının beşiğinin yeni koruyucularına- geçmesi anlamına gelirdi...”

...

Yukarıdaki yazıdan anlaşılan şudur :

Araplar arkadan vurdu!” iddiası, kesinlik derecesinde bir İngiliz kurgusu ve yalanıdır; aynen Osmanlı Hükümdarları'nın İngiliz dostu oldukları veya “İngilizlerin çıkarlarına hizmet ettikleri” iddiaları gibi.

* * *

Şimdi de 04 Mayıs 1920 tarihli The New York Times gazetesinde yayınlanan bir haberi veriyoruz.

(26 Nisan 1920 tarihinde, Amerikalı bir gazetecinin Mustafa Kemal ile yapmış olduğu röportaj)

...

"(Mustafa) Kemal, Millicilerin Görüşlerini Ortaya Koyuyor.

(Kemal) Bir Amerikalı Gazeteciye, Sultan’ı Özgürleştirmek için savaştığını söylüyor. Diğer Müslümanlar’ın desteğine güveniyor. Onlardan 'Düşmanları Engellemelerini (zorluk çıkartmalarını)' bekliyor...

Mustafa Kemal’in Ankara’daki merkezine ulaşan Chicago Tribune muhabiri Paul Williams’ın telifli makalesindeki… 26 Nisan tarihli mülakatında (Mustafa Kemal) diyor ki :

'Biz halâ, İngiltere’nin ve Müttefiklerin önermiş oldukları barış şartlarının, saçma ve uygulanması imkânsız olduğunun farkına varmalarına dair umut taşıyoruz; fakat eğer bu umudu kaybedersek ve (bir) dış yardım olmazsa, bunları (şartları) gönüllü olarak kabul etmeyeceğiz'.

Bu cevap, benim 'Kendisinin lideri olduğu Türk Milli Hareketi’nin, Bolşevik Rusya’sı ile aynı eksene girme olasılığı' (hakkındaki) soruma karşılık olarak, bugün Mustafa Kemal Paşa tarafından verildi. İfadesi herhangi bir tehdit içermiyordu.

Siyasi olarak muhafazakâr olan diğer Türk Vatanseverleri ile yaptığım görüşmeler, ‘Müttefiklerin Türk Meselesi Hakkındaki Kararlarının’ tamamen vicdansızca olduğunu hissettikleri konusunda beni ikna etti ve Milliciler, Müttefiklerin programına engel olmaya yardım edecek herhangi bir organizasyona (birliğe) katılmakta haklılar.

Anadolu’nun kontrol etmekte oldukları büyük kısmında bir Hükümet kurmakta olan bu Milliciler, Türkiye’nin yok olmakla karşı karşıya kalan bir ülke olduğuna kesinlikle inanıyorlar. Türk sınırlarının doğusuna doğru hızlı şekilde çekiliyorlar ve San Remo anlaşması da Küçük Asya (Anadolu) konusunda haddi aşıyor. İstanbul’daki Sultan ve Halifeleri’ne, tamamen bir esir (olduğu) gözüyle bakıyorlar. Türkiye, Hristiyan kontrolüne geçmemiş olan son Müslüman ülkedir. (Milliciler) bu durumu, Halife’yi özgürleştirerek devam ettirmeyi deneyecekler. İslam’a inanan 350.000.000 kişinin herbirinden bir şekilde yardım bekliyorlar.

'İnandık' diye devam etti Kemal Paşa :

'İngiltere ve Müttefikler, bize göre halk olarak yaşamamıza izin verecek olan şartların ve sınırların gerekliliğini anlayabilirlerdi; bunu anlayacaklarına dair olan inanç(ımız) devam ettiği sürece, bilinçli olarak bir dış yardımı kabûl etmeyeceğiz. Bu tavrımızı ısrarla koruduk, aksi durumda Bolşevikler’den yardım almak kolay olurdu.'

Millicilerin, tüm Türkiye üzerinde bir Amerikan manda yönetimi kurulması hakkında nasıl hissettikleri konusu sorulduğunda, (Mustafa) Kemal :  'Bunu bir süre önce istemiştik. Sonrasındaki şartlar Amerika’nın mandayı alamayacağı şekilde olabilir' dedi (Canmehmet notu - Orijinal metin : “We asked for it some time ago. Later conditions may be such that America cannot take the mandate”).

'Millicilerin hedefi' diye devam etti Paşa : 'Türkler için Türk topraklarını elde tutmak, ateşkesin imzalandığı zamanki bütünlüğünü sürdürmek. Milliciler, (millici) görüşlerimizle çatışan antlaşma şartlarının uygulanmasına (karşı) direnirler. Bu (direniş) bir halk hareketidir. Halkın desteği olmazsa ölecektir. Biz de tüm İslâmların yardımına güveniyoruz. Türkler, özgür kalan son Müslüman ırktır ve İslâm, Türklerin özgür kalmasına yardım etmeye çabalayacaktır. Diğer topraklardaki Müslümanların, düşmanları engellemek için üzerlerine düşeni yapacakları konusunda büyük güvenimiz var. Çoğu, İngilizler tarafından ele geçirilmiş olan ülkelerde yaşıyorlar ve şimdi de İngilizler bizi ezmek istiyorlar. Onların İslâm’a karşı olan son Haçlı Seferlerine geldik ve bugün İslâm, tehlikeye karşı uyandı.'

(Soru) : 'Milliciler, İstanbul’daki Türk Hükümeti’ne hangi gözle bakıyorlar ?'

(M.Kemal) : 'İngiliz hakimiyeti altındadır ve onu tanımıyoruz'.

(Soru) : 'Peki ya Sultan ?'

(M.Kemal) : 'Bir İngiliz esiridir. Yayınladığı her emir, burada İngiliz emri olarak görülüyor ve Büyük Britanya bizim düşmanımızdır. Özgür bir idareci olmadığı sürece (Sultan), Halifelik güçlerini kullanamaz. Bildirileri (de) Müslümanlarca, İngilizlerden geliyormuş gibi kabûl ediliyor. Sultan da zaten kendisini şu anda olduğu durumda bulduğu sürece, tüm dünyadaki Müslüman liderler tarafından artık ‘İman’ın Lideri’ olarak görülmeyeceği konusunda bilgilendirildiği için, bunu bekliyordur. Şimdi Halifelik için bir halef (ardıl) tartışmasının zamanı değil. Halife’yi Avrupa etkisinden kurtarmak için mücadele etmeliyiz.'

(Kemal) Paşa, ‘İngilizlerin, kuruluş aşamasında Milli Hareketi destekledikleri’ hakkındaki raporları reddetti fakat, ateşkes gereğince Türkler tarafından teslim edilmiş olan silahların, deponun arka kapısından geri dağıtılmış olduğu örneğini verdi.”

... 

Yukarıdaki makalede anlatılmak istenen şudur :

- Sultan, İngilizlerin elinde esirdir ve yayınladığı her bildiri de (baskı ile yaptırılmış olan) İngilizlerin emridir ! (Aynı bilgiler, 27 Nisan 1920 tarihli Meclis Zabıtları'nda, İstanbul'dan yeni gelmiş olan Fevzi Çakmak Paşa tarafından da dile getirilmiştir).

- Bir süre önce (Millicilerin) Amerikan Mandası talebi olmuş, ancak "şimdi Amerikalılar'ın mandayı alamayacağı...” görüşü var.

- Mustafa Kemal Paşa, Sultan'ı esaretten kurtarmak istiyor ve bunun için de İslâm Alemi'nden yardım bekliyor.

* * *

Hayim Nahum (Naum)’un Hilafet / Halife Ve Lozan Antlaşması ile Olan İlgisi :

Hayim Naum (*), Londra’da, derhal Lord Kürzon ile temas aradı ve temin etti. O zamanki İngiliz politikasının nâzımı mevkiinde bulunan bu Lord, nesebinin bir tarafıyla Yahudi idi. Hahambaşı, dâvayı aynen kabul etmek için bütün şartlara malik bulunan Lord’u, ancak Türkiye’ye bazı ivazlar (ödünler) vermek ve istiklâlini kabul etmek mukabilinde, ona islâmiyete arka döndürtmenin mümkün olacağı mevzuunda ikna etti. Böylece Türkiye’de, İslâm Âlemi üzerinde nüfuz ve ehemmiyet ifade edecek hiçbir vasıf kalmayacaktı.

Hayim Naum, İngiliz Lord’una milyarlarca Sterling ve yüz binlerce insan feda ederek elde edilemeyecek bir kazancı, basit ve bedava bir formülle takdim ediyordu.

Hayim Naum’un son sözü şu oldu :

'Türkiye’nin mülki tamamiyetini (toprak bütünlüğünü) kabul ediniz; ben onlara İslâmiyet(in) temsilciliğini attırmayı kabul ve taahhüt ediyorum !'

...Hahambaşı'nın bu teklifi karşısında o kadar heyecana düştü ki, bir İngiliz politikacısına yakışmayacak bir tarzda hislerini belli eden bir taşkınlık gösterdi, elini hararetle uzatıp teklifi kabul ve Hayim Naum’u tebrik etti...

Hayim Naum derhal İsmet Paşa ile bir konuşma yaptı ve onunla geceleyin, geç vakitlere kadar beraber kaldı. Son derece nazik, gizli ve hileli bir dil kullanan Hahambaşı, teklifini Türk Murahhaslar Heyeti Reisine, mümkün olduğu kadar zehirsiz ve yumuşak şekilde bildirdi. Heyet Reisi, hayretler içinde, bu teklif ve telkine şu cevabı verdi :

'Meseleyi Ankara'ya bildirip, mütalâa ve direktiflerini aldıktan sonra size cevap verebilirim.'.

Ve İsmet Paşa, teklifi şifreyle Ankara’ya bildirdi.

Ankara’daki Devlet ve Hükümet Başı, haberi alır almaz derhal Hayim Naum’un Ankara’ya gelmesi talimatını gönderdi...

Lozan’da İsmet Paşa, maiyetinden birine, bir gece evvel Hahambaşının kendisine geldiğini şu, şu, şu tekliflerde bulunduğunu anlatıyor ve o zat ile Paşa arasında, aşağıdaki konuşma geçiyor :

- 'Yahu, bu kerata bize İslâm temsilciliğimizi kaldırtmak istiyor'

- 'Hiç olacak şey mi bu ?'

- 'Vallahi öyle...'

- 'Ya ne olacak şimdi ?'

- 'Ankara’ya yazdım; bakalım ne cevap verecekler ?'

Hayim Naum Ankara’da bir gece kalıp, derhal İstanbul’a dönüyor ve Ankara’dan aldığı talimatı hâmil olarak (taşıyarak) Lozan’a damlıyor.

Gerisi malûm… Lozan’daki Türk Murahhaslar Heyeti, resmen imzaladıkları muahede hükümleriyle, hiç de böyle bütün bir tarih ve hayata bedel fedakârlık ifadesinde bulunmadıkları ve sadece dürüst bir anlaşmaya imzalarını atmak vaziyetinde oldukları halde, birdenbire aradan her mâniin kalktığını ve anlaşmanın imkân safhasına girdiğini görüyorlar...

Hayim Naum, o gün bugün bir daha Türkiye’ye dönmemiştir. Yeni istikamet ve dâvalar peşinde başka iklimlere ulaşmış, Mısır Hahambaşılığına geçmiştir." (1)

* * *

Hatıraları ve Söylemedikleri ile Rauf Orbay (kendisi Cumhuriyet'in 3.Başbakanı'dır)

 “İsmet Paşa, anlaşıldığına göre Lozan’da İngilizlerle bir nev’i gizli arabuluculuk rolü oynayan İstanbul’un Hahambaşısı Hayim Naum Efendi'nin telkinleriyle, hilafetin artık ne şekilde olursa olsun Türkiye’de devamına müsaade edilmeyip derhal atılması lüzumu fikrini tamamıyla benimsemiş bulunuyordu. Peki ya dört-beş ay önceki hilafete bağlılık, hatta hilafetin kuvvetlendirilmesi düşünce ve kanaati ve bu yoldaki kat’i ifadeler ve İslam âlemine bunun duyurulması hususundaki telaş ve heyecan ne olmuştu ?" (2)

* * *

Şimdi diğer bir kaynağa, İngiliz Diplomatı'na geçelim.

Yazdıkları bir "Kehanet" mi, yoksa “Büyük Oyun” mu; okuyanlar karar vermelidirler : 

“İslam’ın Geleceği” isimli kitabın yazarı olan İngiliz diplomat Wilfred S. Blunt, aşağıdaki satırları Kahire’de, 15 Ocak 1882 tarihinde yazmıştır :

…Yalnızca bir zaman meselesi olacaktırBu yüzden inanıyorum ki İslâm, sadece Avrupa ve Batı Asya’daki bir siyasal kayba değil, ayrıca Rusya’nın yutacağı Müslüman nüfusunun bulunduğu Osmanlı topraklarının kaybına hazırlıklı olmalıdır.

...Tabii Avrupa’nın bunca asırdır Müslümanlığın simgesi olarak gördüğü  Osmanlı Türkleri'nin, bir gün    Müslümanlıktan çıkmaları, tarihin ilginç bir intikamı olacaktır. Yine de bu, çocuklarımızın veya torunlarımızın yaşayarak görebilecekleri bir intikamdır.

...Hilafet –artık bir imparatorluk değil ama hâlâ bağımsız bir hakimiyet olarak–  Britanya koruması altına alınmalı ve siyasal varlığı, Avrupa’nın başka saldırılarıyla rahatsız edilmeyecek şekilde resmen garanti edilmelidir…" (3)

* * *

Bu noktada kısa bir ara veriyor ve 1882 tarihinden, 3 Ekim 2018 tarihine geliyoruz :

"ABD Başkanı Donald Trump, Suudi Arabistan Kralı Salman'ı, ABD'nin askeri desteği olmadan 'iki hafta bile iktidarda kalamayacağı yönünde' uyardığını söyledi ve 'Suudi Arabistan'ı biz koruyoruz' dedi." (4)

* * *

Her şey ne kadar da açık değil mi ?

İlginç olan şey, bizlerin bu oyunlara satranç tahtasındaki piyonlar gibi, nasıl alet olabildiğimiz...

* * * 

İngiliz Diplomat Wilfred S. Blunt, 1882 yılında yazmış olduğu kitabında anlatmaya devam ediyor :

“Her halükarda artık Müslümanların geleceğine dair dramada, İngiltere’nin nasibine düşen rolden bahsetmenin tam zamanıdır. İngiltere, eğer tarihini doğru anladıysam, İslâm’a karşı aldığı konum itibariyle diğer Avrupa devletlerinden oldukça farklı bir yerde duruyor." (5)

“…Dolayısıyla Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünde, bu çöküş ne zaman gerçekleşirse gerçekleşsin, İngiltere’nin İslam’la ilgili rolü açıkça belirlenmiş bulunuyor.." (6)

...

Dün İngiltere'nin İslam Âleminde aldığı rol, bugün Amerika tarafından sürdürülmektedir.

... 

Devam edecek...

www.canmehmet.com

 

AÇIKLAMA VE KAYNAKLAR : 

(*) Hayim Nahum, Koç Holding’in büyük ortaklarından olan Jak Nahum ve Bernar Nahum’un babası, Jan Nahum’un da dedesidir (Kaynak : Vikipedi)

(1) Büyük Doğu Dergisi, 21-28 Ekim 1949, Sayı:2-3; (Vesikalar Konuşuyor, Büyük Doğu Yayınları, 1. Baskı / s. 96-104)

(2) Feridun Kandemir, s.96-97 (http://gercektarihvekultur.blogspot.com/2010/08/lozanda-turkiyeyi-neden-yahudi-din-adam.html)

(3) İSLAM'IN GELECEĞİ. Wilfred S. Blunt. s.96.

(4) https://www.cnnturk.com/dunya/trumptan-suudi-kralina-biz-olmasak-iktidarda-2-hafta-bile-kalamazsin

(5) İSLAM'IN GELECEĞİ. Wilfred S. Blunt. s.98.

(6) A.g.e., s.105.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1107
Toplam yorum
: 2706
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1725
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster