Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Ağustos '20

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
40
 

Hilafet Ve Papalık (3)

"İstanbul Üniversitesi’nde görevli olan Alman asıllı Prof. Neumark (*), öğrencileriyle Boğaz'da bir geziye çıkarlar ve bu gezide bir talebesi, Prof. Neumark’a şu soruyu sorar : 'Avrupa bizi neden sevmez hocam ?'

Prof. Neumark şu cevabı verir :

'Çok samimi olarak itiraf edeyim ki; Avrupalı, Türkleri sevmez ve sevmesi de mümkün değildir. Asırlardır kilisenin Türk ve İslam düşmanlığı, Hıristiyanların hücrelerine sinmiştir.

Sebeplerine gelince: Müslüman olduğunuz için sevmez ama faraza lâiklik şöyle dursun; Hıristiyan olsanız da, size düşman olarak bakmaya devam eder.

Sizler farkında değilsiniz ama onlar şu gerçeğin farkındadırlar : Tarihten Türk çıkarılırsa, tarih kalmaz. Osmanlı arşivi tam olarak ortaya çıkarsa, bugünkü tarihlerin yeniden yazılması gerekir.

…En az 400 yıl, Avrupa’da sırtımızda ve ensemizde at koşturdunuz.

Selçuklular Anadolu’yu, Osmanlılar ise Orta Avrupa ve Balkanları Haçlı ordusuna mezar ettiler.

Sizi silah ile yenemeyenler, sizleri kendilerine benzeterek hâkimiyet sağladılar. Önce ahlaki değerlerinizi yıpratmaya başladılar; giyiminizden yaşantınıza kadar…

Sonra kendi içinizde sizi bölmeye başladılar.

Selçuklu ve bilhassa Osmanlı, İslamiyet uğruna her şeyini feda etmeseydiler, İslamiyet bugün belki sadece Hicaz’da varlığını devam ettirirdi. Kaldı ki Vehhabiliği kuranlar da İngiliz Dominyon Bakanlığı’nın adamlarıdır.

Batı her yerde İslamiyet’i, sapık inançlara yönlendirdi. Ama Osmanlı, Asr-ı Saadet’i devam ettirdi.

Kilise size kin kusmaktadır. Ve sebepleri yukarıdadır.

Ben Türkiye’ye geldiğimde 2 üniversiteniz vardı, şimdi 19 üniversite var. Osmanlı zamanında ise her yerde bir medrese vardı; tarihinize bakın, her medresede bilim eğitimi vardı.

İlk denizaltıyı Osmanlı’nın yaptığını çoğunuz bilmiyorsunuzdur belki de. Ama Avrupa bunu biliyor. Sizler gerçek hüviyetinize döndüğünüz an, Avrupa’nın refahı ve medeniyeti yıkılır. Ama sizde bunun olması bu şartlarda çok zor.

Yine sizler, Avrupa’nın tarihi düşmanısınız ve daima düşman olarak kalacaksınız” (1)

* * *

"Neumark’ın bu değerlendirmesinde, İngilizler’in Türklere yönelik düşmanlıkta öncülük yapmasının katkısı büyüktür. Bunu kanıtlayan sayısız söylemler ve çok sayıda savaşların olduğu malûmdur. Burada, bu bölüme, biraz daha açıklık getireceğini düşündüğüm Halil Halid’in İngiliz Başbakan William Edward Gladstone (1809-1898) için yaptığı bir değerlendirmeyi örnek olarak veriyorum: (**)

'Gladstone, gayrimüslimlere eyaletlere uygun bir şekilde muhtariyet (özerklik) verilmesini sürekli olarak Türkiye’ye tavsiye edegeldi. Doğu Anadolu’da Ermeni ve Kürt devleti kurulması için Ermenilere yardım etmiş ve 1880’den sonra sürekli olarak Osmanlı’ya Doğu Anadolu’da ıslahat görünümü ile baskı yaparak imparatorluğu parçalamayı hedef almıştı' ” (2)

* * *

İNGİLİZLER'İN İLK VURDUĞU NEŞTER !

Vahabilik

“…Öncelikle bu reform tamamıyla gericiydi. Modern düşüncenin gelişimi için hiçbir çaba sarf etmiyor ve doğrudan doğruya Arabistan’ı zorluklarla yüz yüze bırakıyor(du)… (ve) Peygamber’in sağduyusu sayesinde ve verdiği şevk ile savuşturduğu ıvır zıvır şeyler üzerinde çok gereksiz bir katılık sergilemesiydi.

Abdülvahab, minareleri ve mezar taşlarını lanetledi çünkü hiçbiri İslam’ın ilk yıllarında var olan şeyler değildi. Minareler bu nedenle her yerde yıkıldı ve kutsal mekânlar takipçilerinin eline geçince, yüzyıllar boyu hac yolculuğunun önemli bir nişanı olarak saygı gören azizlerin mezarları dümdüz edildi.

Peygamber’in mezarı bile harap bir hale geldi ve oradaki hazineler İbni Suud’un askerleri arasında dağıtıldı.

Bu, tüm İslam dünyasında infiale yol açtı ve Vahabilik’in talihinin dönmesine sebep oldu. Başlangıcında saygılı hislerle onlarla beraber olanlar, şimdi tamamıyla karşı tarafta olduklarını ilan ettiler ve Vahabiler bir daha asla ahlâki ve toplumsal reformcu konumlarını geri kazanamadılar." (3)

* * *

Canmehmet :  İngilizlerin perde arkasındaki bu oyunlarla asıl amaçladıkları, İslam’ın özünde olmayan uygulamaları “varmış gibi” göstererek ve yaygınlaştırarak, kamuoyunun İslâm hakkında yanlış hüküm sahibi olmasını sağlamaktır.

Günümüzdeki Taliban oluşumu da bu kapsamda değerlendirilmelidir.

Osmanlıların büyüme döneminden itibaren Hristiyan Batı, (Şii) İran ile Osmanlıların aralarına sürekli nifak sokarak, her iki devletin de büyümesini (kalıcı olmasını) engellemişlerdir. Osmanlı Hanedanlığı 1922'de, İran Kaçar Hanedanlığı da 1925'te kaldırılmıştır. Ancak bunlar bizim medyamızda / akademisyenlerimizce gündeme getirilmez. Getirilmediği gibi, her iki komşu halk arasında sürekli suni düşmanlıklar beslenir.

* * *

İngiliz diplomat Wilfred Blunt'un, 1882 yılında yazdıklarına bakalım :

İNGİLTERE VE İSLÂM

“…Esas nokta şu ki, İngiltere, Asya’daki iyi şeyleri yok etmeyi değil; geliştirmeyi benimsediğine dair güveni telkin etmelidir.

Ne İslâm’ı yok edebilir ne de onunla olan bağını koparabilir. Bu yüzden, Tanrı aşkına, bırakın İslâm’ı ele alsın ve fazilet yolunda iyice yüreklendirsin.

Çünkü tek değerli ve tek akıllı yol bu, hatta diyebilirim ki tüm haçlı seferleri çağından daha değerli ve daha akıllı bir yoldur." (4)

...

“… takdir eden ve anlayan çok az kişi arasında Mehmet Ali (Mısır valisi) de vardı. Bu Arnavut maceracı, İngiltere Mısır’ı Osmanlı için kurtardığında Mısır’ın hâkimiyetini ele almıştı.

Bonaparte onun örnek aldığı kişiydi ve ondan, en büyük hayallerinden birisi olan, yeni bir hilafet görüşünü miras almış, bunu gerçekleştirmek için sürekli çalışmıştı." (5)

“Abdülaziz döneminin ilk günlerinde bir devlet adamı, hakiki bir deha sahibi, hem Avrupa hem de Doğu bilgisi olan ve özellikle de İslam’ın dini tarihi üzerinde derinlemesine uzman bir adam İstanbul’a geldi. (Cemalettin AFGANİ)

Baş Vezir Rüştü Paşa'nın ve Genç Türkler (Jön Türkler) hizbindekilerin arkadaşıydı. Bu hiziptekiler adil veya kötü, her tür yöntemle İmparatorluğun merkezi otoritesini yeniden organize etmek ve güçlendirmek istiyorlardı.

Bu adam, hem Genç Türklere hem de daha sonra bir görüşmesinde Sultan'ın kendisine, bir taraftan eyaletleri denetleme aracı olarak diğer taraftan (da) Avrupa diplomasisine karşı silah gibi kullanabilmek için Halife olarak Sultan’ın ruhani otoritesinin biraz daha öne çıkarılmasının, Osmanlı Hükümeti için getireceği faydalar konusunda ısrarla tavsiyelerde bulunmuştu." (6)

İngilizler, Osmanlı için sonlanma kararı konusunda müttefikleri ile anlaşmışlar ve bu arada İslam’da reform adı altında bir şeylerin hazırlıklarına başlamışlardır.

Bunun için kullandıkları kişi, Cemalettin Afgani’dir.

“…Dolayısıyla Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünde, bu çöküş ne zaman gerçekleşirse gerçekleşsin, İngiltere’nin İslam’la ilgili rolü açıkça belirlenmiş bulunuyor.

Hilafet –artık bir imparatorluk değil ama hâlâ bağımsız bir hakimiyet olarak- Britanya koruması altına alınmalı ve siyasal varlığı, Avrupa’nın başka saldırılarıyla rahatsız edilmeyecek şekilde resmen garanti edilmelidir." (7)

“Bütün bunlarsa, Muhammedi dünyanın daha iyi şeylere ilerleyişinde takdir-i ilahi olarak ona yol göstericilik konumunu devam ettirmekle mümkün kılacaktır. Görev zor ve kabul edilmeye fazlasıyla değer, eldeki araçlar da başarılması için yeterli.

Bu görevi reddetmesi, vahim sonuçlardan ve yakın tehlikelerden münezzeh değil. Muhammedi dünya, tarihinde olmadığı kadar siyasal ve ahlâkî tehlikelerle burun buruna gelmiş durumdadır; ismi cismi ne olursa olsun davasını benimseyebileceği bir önder arıyor. Böylesi muazzam bir kuvvete yön verme imkânına, -eğer İngiltere bu imkânı terk ederse-, daha kararlı bir komşusunun sahip çıkacağından hiçbir şüphemiz yok." (8)

...

“…Bugünkü haliyle reformun karşısına dikilen büyük zorluk şu : Şeriat yahut kanunun yazılı şekli, Ortodoks İslam içinde halen şüphe edilemez olarak görülüyor. Kanun, kendi içinde enfes bir kanundur ve Allah korkusu olan dürüst kişilere itaat etmeyi tavsiye ediyor, ancak bazı noktalarda İslam’ın gereksinimleriyle bağdaşmıyor. Fakat yasal bir şekilde değiştirilemiyor…”

* * *

Canmehmet :  Yukarıdaki ifadelerde satır aralarına gizlenen asıl niyet şudur : İslam’da  r e f o r m yaptırmak.

Ellerinde nasılsa önceden yaptırdıkları bir Vehhabilik örneği de bulunmaktadır.

...

Yukarıdaki alıntıyı tekrar edersek :

Böylesi muazzam bir kuvvete yön verme imkânına, -eğer İngiltere bu imkânı terk ederse-, daha kararlı bir komşusunun sahip çıkacağından hiçbir şüphemiz yok.“

İngiliz diplomat olan yazar, hangi kararlı komşunun sahip çıkacağını düşünmektedir ?

Örneğin bakalım bu komşu Fransız mı ya da Alman mı olacaktır ?

* * *

Bu noktada bir ara vererek, “Cemalettin Afgani”ye bakalım : Kimdir ve ne ile görevlendirilmiştir ?

Cemallettin Afgani

“1838 senesinde Afganistan’da doğup, 1897'de İstanbul’da vefat etti. Din bilgisi azdı… Bir aralık Ruslar tarafından satın alınarak, anavatanı olan Afganistan’a karşı casusluk yaptı. Dinine ve vatanına hıyanet etmekten çekinmedi. İngiliz masonları ile de işbirliği yaparak zengin oldu ise de, Osmanlı Şeyh-ül-İslam'ı Hasan Fehmi Efendi, onun cahilliğini…ortaya koydu…

Mısırlı Edib İshak, Ed-Dürer kitabında, bunun Kahire mason locası reisi olduğunu yazmaktadır. Bütün masonlar gibi, çeşitli kılıklara girerek, İslamiyet’i içerden yıkmaya çalışmıştır.

Dr. Muhammed Reşad, dört yüzün üstünde önemli kaynaktan hazırladığı 'Efgani Etrafında Makaleler' isimli kitabında özetle diyor ki:

'…Efgani, hem Türkçü, hem İslamcı görünmeyi başarmıştır. Mehmet Emin Yurdakul, Ziya Gökalp, A.Agayef hep Efgani’den destek görmüştür. Mesela M.Emin Yurdakul’un 'Ben bir Türküm, dinim cinsim uludur' şiirini, Efgani çok beğenmişti.

O zamanki İslamcı Sebil-ür-Reşad dergisi, ırkçılığı tenkit eden makaleler neşrederken; ırkçılar da Efgani’nin ırkçılığı öven makalesini tercüme edip yayınlayınca, İslamcıların sesleri - solukları kesilmişti.

Efgani, makalesinde diyordu ki : 'Irkçılık dışında saadet yoktur. İnsanları birbirine bağlayan iki bağ vardır : Biri dil, biri de din birliğidir. Dil birliği, ırk ve milliyet birliği demektir. Şüphesiz (ki) bu birliğin dünyadaki beka ve sebatı dinden daha devamlıdır.”

Efgani, Mısır'da da Arap ırkçısıdır. 'Arap ırkının sınırını belirleyecek ölçü din ve mezhep değil, Araplık ölçüsüdür' demiştir.

…Cennetmekân Abdülhamid Han, keskin görüşüyle Efgani’nin hain maksatlarının farkına varıp, kirli emellerine fırsat vermediği için, Efgani’nin yandaşları Ulu Hakan'a diş biliyorlar.

Cennetmekân Ulu Hakan, hatıratında diyor ki :

'Hilafetin elimde olması İngilizleri hep tedirgin etti.

B l u n d adlı bir İ n g i l i z ile E f g a n i adlı bir maskaranın el birliğiyle İngiliz Hariciyesi'nde hazırladıkları bir plan elime geçti.

(Canmehmet : Burada bahsedilen 'Blund', ilginçtir ki bizim de kitabından alıntılar yapmış olduğumuz Wilfred Blunt adlı İngiliz diplomattır)

Efgani’yi yakından tanırdım. Tehlikeli bir adamdı. Bana bir ara, Mehdilik iddiasıyla bütün Orta Asya Müslümanlarını ayaklandırmayı teklif etmişti.

Derhal reddettim. Bu sefer Blund ile işbirliği yaptı. Kendisini İstanbul’a çağırttım. Bir daha İstanbul’dan çıkmasına izin vermedim." (9)

* * *

Canmehmet : Cemallettin Afgani’ye İngilizler tarafından verilen bir görev de, İslam’da reform yapılmasına aracılık etmesi ve Türkçülüğü, ırkçılığı ön plana çıkarmasıdır.

Gerek İttihatçıların, gerekse Milli Mücadele Dönemi (ve) sonrasında "Milliciler"in, Yeni Devletin oluşturulmasında felsefe olarak "Türkçülük" esasını dikkate aldıkları mutlaka hatırlanmalıdır.

İngilizlerin İslam ve Hilafet konusundaki çalışmalarını burada bıraktıklarını düşünmek saflık olacaktır.

* * *

Napolyon’un önce Müslüman olmayı, sonra da Halife olmayı düşünmesi

“...İngiliz hasımları, onu kendi düşünce ölçeklerine göre yargılamakta ve çılgın olarak niteledikleri 'Hindistan’ı Persiya (İran) üzerinden işgal etmek' gibi bayağı bir tasarıyla onurlandırmaktaydı.

Hâlbuki aslında, Hindistan onun planlarının sadece bir parçasıydı.

Kahire’de açık açık Kelime-i Şehadet getirdiğinde ve İslam inancını açıkladığında, onun lideri olmayı amaçlıyordu.

Üç yüzyıl Önce (Yavuz Sultan) Selim için mümkün olan onun için de mümkündü. Hatta Müslüman dünya da, 1799’da Bonaparte’ın halifeliğini kabul etmesi istendiğinde, aynısının 1519’da Osmanlı için istenmesinden daha fazla hayrete düşmedi." (10)

* * *

Canmehmet : Napolyon’un amaçları arasında "Müslümanları İngilizlere karşı kullanmak" ve "İslam dininde reform yapmak" vardır.

Gerçeğinde ise Alman İmparatoru 2. Wilhelm, I. Dünya savaşında Napolyon’un 1799’daki düşüncesini gerçekleştirmiş, Müslümanları İngilizlere karşılık kullanmak istemiş. Ancak bunun bedeli, Almanlardan daha ağır olarak bizlere ödetilmiştir.

* * *

Türklere Düşman Olmanın Diğer Bir Nedeni

“Tarih boyunca Hıristiyan din adamlarının kin, nefret ve emelleri, özellikle İstanbul’un fethiyle daha da derinleşmiştir.

Bilindiği gibi Ortodoks papazları, inançlarına göre, 1453’te İstanbul’un fethinden ve Bizans’ın yıkılmasından sonra siyah cübbe giyerler, uzattıkları saçlarını arkadan düğümlerler.

Bu inanca göre düğüm, İstanbul’un yeniden Ortodoksların başkenti olunca açılacaktır.” (11)

* * *

Türkler Müslüman Olmasaydı ?

“Ne yazık ki, Hıristiyan Batı’nın Türklere yönelik (olan) düşmanlık birikimi, etkilerini inanılmaz bir şekilde hâlâ sürdürmektedir. Türkiye’nin Müslüman bir ülke olması ve dört halife döneminden bu yana, Hıristiyanlığa karşı İslam’ın en etkin bir şekilde gelişmesini sağlaması, bu düşmanlığın temel unsuru olmuştur.

Nitekim, Tarihçi Prof. Dr. Neumark'ın : 'Eğer Türkler Müslüman olmasaydı, Müslümanlık Hicaz’da kalırdı' sözleri de, İslamlaştırmada Türklerin önemini ortaya koymakta, dolayısı ile düşmanlığın nedenlerinden biri ve en önemlisine parmak basmaktadır. (Prof. Dr. Neumark’ın İtirafları, Yalçın Bayer / Hürriyet, 1 no.lu kaynak)

* * *

Yukarıdaki aktardıklarımız toparlanırsa :

1- İngilizler, İlk adımda Hilafet Kurumu’nun kaldırılmasının imkansızlığını bildiklerinden İslam üzerinde “yozlaştırma çalışmaları” yapmışlardır. Bu çalışmalar, -1922-1924 yıllarındaki- I.Dünya Savaşını takip eden (yeniden yapılandırma amacı taşıyan) "Barış Dönemi"nde hız kazanacaktır.

2- İleride belgeleri ile açıklanacağı üzere, Napolyon ve Mustafa Kemal Halife olmak istemişlerdir. Napolyon, Hilafet kurumunu kullanarak, İngilizlere kaybetmiş olduğu Hindistan’ın intikamını almak için Mısır’ı işgal ederek bir hamle yapmak istemiş; Mustafa Kemal de Lozan görüşmeleri öncesinde “Hilafet konusunu gündeme getirmiş ve Hilafet kaldırılarak, Halife de Hanedan Üyeleri ile birlikte sürgün edilmiştir.

...

Bu noktada, Milliyet Gazetesi'nin 2014 yılındaki bir haberini aktarıyoruz :

"Vatikan’dan Atatürk’e ‘Halifelik’ övgüsü

Vatikan, Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) terör örgütünün, Irak’ın kuzeyinde Ezidiler'e yönelik saldırıları ve Hıristiyanları yaşadıkları yerlerden sürmelerine ilişkin açıklama yaptı…

Açıklamada, başta Müslüman otoriteler olmak üzere dünyadaki tüm dinlerin temsilcilerine, bu barbarlığı kınamaları çağrısı yapılırken, 'Tüm dünya, modern Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün 29 Ekim 1923’te sonlandırdığı halifeliğin, yeniden diriltilmesini hayretle izliyor' ifadeleri kullanıldı…" (12)

...

Canmehmet : Batılıların yaklaşık 1000 yıldır Doğu'nun zenginliklerini (petrol-hammaddelerini) yağmalamak üzere Ortadoğu’da ne işleri olduğunu sormayalım bu noktada !

...

Alman Cumhurbaşkanı ve Papalık seçimleri...

Alman medyasında 2005 yılında çıkan bir haber :

"Papa 16. Benedikt'e kutlama mesajları

Papa 2. Jean Paul’ün yerine seçilen Alman Kardinal Joseph Ratzinger 16. Benedikt adını alarak bugün Sistine Şapeli’de sadece kardinallerin katıldığı özel bir törene katıldı...

Alman Cumhurbaşkanı Horst Köhler, 16.Benedikt’e gönderdiği kutlama mesajında '16. Benedikt’ten beklentiler büyük. Onun bu beklentileri çok özel şekilde, büyük bir zeka ve sağlam bir inançla yerine getireceğinden eminim' dedi. Alman Cumhurbaşkanı Horst Köhler’in Pazar günü Vatikan’a giderek 16.Benedikt’in göreve başlayacağı ayine katılacağı bildirildi." (13)

...

Yukarıdaki tebrikten anlaşılan şey : Bir dini temsil eden, temsil edilmek üzere seçilen din adamları, Lâik ülke Cumhurbaşkanı tarafından tebrik edilebiliyor ve seçilmesini kutlamak üzere ayine de katılıyor, bu da (Lâik bir ülkede) kimse tarafından yadırganmıyor ?

Peki, bu durum Alman Cumhurbaşkanı ile değil de, bizim Cumhurbaşkanımız ile ilgili olsaydı, dış ve iç basında nasıl bir rüzgar estirilirdi ?

...

Kaldığımız yerden devamla :

3- Sultan 2. Abdülhamid, dünyadaki tüm İslam ülkelerine bir Halife olarak sesini duyurmak için gayret etmiş ve bunda da epeyce ses getirerek, İngiliz-Fransız ve Ruslara korku yaşatmıştır.

4- Osmanlı'nın bu ve benzeri çabaları, İngiliz-Fransız ve Rusları, Osmanlı-Hilafet düşmanlığında birleştirmiş ve Hristiyan dünyasındaki bu Güç Birliği, hem Osmanlı İmparatorluğu'nun, hem de Hilafet Kurumu’nun sonunu getirmiştir. (Ruslar, Milli Mücadele’ye 'hayrına' yardım yapmamıştır !)

5- İngilizler (ve Hristiyan Dünyası), ince siyasetleri ile yaklaşık 500 yıldan beri yenmeyi bekledikleri Osmanlıları, bir oya misali işledikleri oyunda, çayın taşı ile çayın kuşunu vurmuş; kendilerine ecel terleri döktüren “Hilafet Kurumu"nu, tereyağından kıl çekercesine birkaç aşamalı planla (Lozan Antlaşması Döneminde) kaldırtmışlardır.

Devam edecek...

- Biz Toplum olarak bize açıkça yapılanlar karşısında kabullenerek uyuyor muyuz, yoksa zamanı geldiğinde uyanmak üzere “uyuyormuş(!)” görüntüsü mü veriyoruz ?

* * *

www.canmehmet.com

* * *

Resim : Web ortamından alınmıştır.

AÇIKLAMA VE KAYNAKLAR : 

(*) Prof. Fritz Neumark; “Türkiye’de iktisat öğreniminin gelişmesinde ve gelir vergisi yasalarının hazırlanmasında önemli katkıları olan Yahudi asıllı Alman iktisatçı’dır.. 1900 yılında doğan, Neumark, 1936’da Hitler Almanya’sından Türkiye’ye göç ederek, İstanbul Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev almış ve 1952 yılı başına kadar Türkiye’de kalmıştır. Türkiye’den ayrıldıktan sonra Frankfurt Üniversitesinde uzun yıllar görev yapan ve rektörlüğünde bulunan Prof. Neumark, “Boğaziçi’ne Sığınanlar isimli Nazi Almanyası’ndan Türkiye’ye gelmiş bilimadamlarını anlatan bir de kitap yazmıştır. Prof Neumark, Tanınmış birçok ilim insanımızın da hocasıdır."

(**) BİTMEYEN HESAP. Yaşar Yazıcıoğlu.

(1) Prof. Neumark’ ın İtirafları. Yalçın Bayer, 09.06.2002, Hürriyet Gazetesi.

(2) İNGİLİZLERİN OSMANLI'YI YOK ETME SİYASETİ, s.40-41. Halil Halid.

(3) İSLAM'IN GELECEĞİ. Wilfred S. Blunt (İngiliz diplomat). s.33. (Kitabın yazım tarihi : 15 Ocak 1882, Kahire).

(4) Aynı eser, s.109.

(5) Aynı eser, s.47.

(6) Aynı eser, s.49.

(7) Aynı eser, s.105.

(8) Aynı eser, s.109.

(9) http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=816

(10) İSLAM'IN GELECEĞİ. Wilfred S. Blunt. s.47.

(11) BİTMEYEN HESAP. Yaşar Yazıcıoğlu. s.59.

(12) https://www.milliyet.com.tr/gundem/vatikan-dan-ataturk-e-halifelik-ovgusu-1924905  (13.08.2014 - 02:30)

(13) https://www.dw.com/tr/papa-16-benedikte-kutlama-mesajları/a-2525021

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1094
Toplam yorum
: 2699
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1727
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster