Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Nisan '19

 
Kategori
Yoga / Meditasyon
 

Hindistan'ın Karanlık Yüzü

Uzun süredir bu blogda Hindistan’la ilgili yazıyorum. Çok sevdiğimden sürekli övüyorum oraları. Şöyle güzel, böyle güzel…. Sonra fark ettim ki belki biraz fazla toz pembe bir resim çizmişim. Hindistan’daki deneyimlerimi aktarırken, aslında yaşadığım zorluklardan hiç mi hiç bahsetmemişim. Ve onlardan öyle çok var ki! 

Bu yazımda Hindistan’ın daha karanlık yüzünü paylaşmak istiyorum. Elbette kendi penceremden. Gerçekten de her gidişimde beni çok zorlayan durumlar oldu. Geri dönmeme ramak kaldı demeyeceğim, hiçbir zaman biletimi erkene almadım, ama fena yıldığım zamanlar olmadı desem yalan olur. Çünkü Hindistan, her şeyiyle çok zorlayıcı bir ülke. 

İletişim: Hintlilerle anlaşmak mümkün değil. Hiç uğraşmayın, kesin bilgi. MÜM-KÜN DE-ĞİL! En ufak bir şeyi anlatmak, küçücük bir bilgiyi edinmek için inanılmaz çaba sarf ediyorsunuz. Sorunun yarısı, sokaktaki Hintlinin ingilizcesinin iyi olmamasından kaynaklanıyor. Esnaf, turizm acentesi, otobüs terminali, gar, havaalanı ve postanelerdeki personel de buna dahil. Sorunun diğer yarısı ise çok farklı bir zihin yapısına sahip olmaları. Son derece basit bir sorununuzu çözecek “zihindaş” bulamayabilirsiniz. Dilinizde tüy biter anlatmaktan, ama başarısız olursunuz. Hele yolculuğa çıkmadan Türkiye’den Hindistan’daki bazı organizasyonları yapmaya soyunursanız -ör: araba kiralama, yerel uçak bileti satın alma gibi- seyahate ayırdığınız tüm bütçenizi telefonda derdinizi anlatarak harcayabilirsiniz. Hindistan’da anlaşmak, zor, çok çok zor.  

Bürokrasi: Bizim ülkemizde bürokrasinin fazla olduğunu düşünüyorsanız, henüz Hindistan’ı görmediniz demektir. Akıl almaz bir bürokrasileri var. Her şey kağıt, kürek, belge. Resmi bir evrak almanız gerekiyorsa, bir damga için birine, başka bir damga için başkasına, kağıt anteti için ötekine, kaşe için ise dördüncü bir kişiye yönlendirilebiliyorsunuz! Ve tabi ki tüm işleriniz karşınızdaki memurun takdirine bağlı. Hiçbir şekilde uygulamalarda standart yok. Aynı işi bir memur filanca şekilde yaptırtabilir, bir diğeri ise falanca şekilde. Hindistan’ın bürokrasisi, insanı feci yaşlandırır. 

Ulaşım: Ülke devasa ve altyapı çok eksik. Dolayısı ile seyahat ederken mesafeler oldukça uzun. Uzun olmayan mesafelerse, yolların berbatlığından dolayı saatler sürebiliyor. Hindistan’da bir yerden bir yere gitmek genelde çok uzun zaman alıyor ve son derece zahmetli. Ulaşım araçlarınız kısıtlı, gideceğiniz yere doğrudan ve vakitlice gidebilmeniz büyük şans. Genelde oradan oraya, oradan oraya bavulunuzla sürükleniyorsunuz. Ulaşım araçları da alışık olduğumuz standartlarda değil. Otobüsle veya trenle seyahat etmek tam bir macera. İç hat uçuşları sürekli son dakika iptal ediliyor ve kimse zahmet edip size haber vermiyor. Sabah erken olan uçağınızın gece geç vakte veya başka bir güne ötelendiğini havaalanına gittiğinizde öğrenebiliyorsunuz. 

Aşram hayatı: Benim gibi aşramlarda kalıyorsanız, yani dergâhlarda -ki bunlar spiritüel yolcuların sıklıkla konakladıkları yerler- o zaman hayatınız tüm bu saydıklarımın ötesinde biraz daha zorlaşıyor. Kendi içinize dönmenizi ve yoga pratiğinizi derinleştirmenizi amaçlayan aşramlarda odalar son derece mütevazı. Sadece bir yatak, bir dolap ve bir masadan oluşan 8-10 metrekarelik taştan bir odaya sığmanız gerekiyor. Genelde pencereleriniz daracık olduğundan, odanız sürekli karanlık. Yatağınız pigmeler için yapılmış ve şilteler tahta kadar sert. Alışana kadar bedeninizin her yeri ağrıyor. Demir kapı ve pencerelerden giren rüzgâra rağmen uyumanız pek kolay olmuyor. Aşramlarda genelde ısıtma olmadığından, kış aylarında neredeyse hiç ısınamıyorsunuz. Yazın giderseniz sıcaktan baygınlık geçiriyorsunuz. Neyse ki bazı lüks (!) aşram odalarında geçen yüzyıldan kalma vantilatörler var. Şanslıysanız tuvalet ve duşunuz size özel olabiliyor ancak sıcak su, her aşramda maalesef mevcut değil. Odamda sıcak su olmadığında, öğlenin en sıcak saatini bekleyip buz gibi sularda yıkandıktan sonra ısınabilmek için kendimi güneşin altına attığım çok oldu. Ve odaların temizliği elbette ki bizim standartlarımızın çok altında. Siz ne kadar kendi temizliğinizi yapsanız da o oda bir türlü asgarî hijyen standartlarına erişemiyor. Uzun süre böyle bir ortamda yaşamak oldukça zorlayıcı.

Gündelik Kaos: Hindistan’da günler hep keşmekeş içinde geçiyor. Sürekli bir şeylere dikkat etmeniz gerekiyor. Yolda yürürken sağa sola bakamıyorsunuz çünkü son süratle gelen arabalar, rikshaw’lar ve motorlar var. Tüm araçlar aynı anda ve durmaksızın korna çaldıklarından, inanılmaz bir gürültü işkencesine tâbi oluyorsunuz. Kaldırımların olmadığını düşünürseniz, sürekli kendinizi kollamak zorundasınız. Yolda yürüdüğünüzde bir yandan araçların altında kalmamaya çalışırken, diğer yandan ineklerin serbest dolaştığı şehirlerde inek dışkılarına basmamak için oradan oraya zıplamanız gerekiyor. Araç egzosundan zaman zaman nefes almak çok zorlaşıyor, toz duman içinde kalıyorsunuz, ağzınızı burnunuzu kapatarak dolaşmanız tek çare. Sevimsiz deneyimler yaşamak istemiyorsanız, yediklerinize ve içtiklerinize hep dikkat etmeniz gerek. En ufak bir ihmal 3 gününüzü tuvalette geçirmenize neden olabilir. Şehirde yürürken sizi 10 metrede bir fotoğraf için durduruyorlar. Hintlilerin fotoğrafa karşı inanılmaz bir düşkünlüğü var. Tanımadıkları kişilerle fotoğraf çektirmeye bayılıyorlar. Ünlülerin hayatına özenmiyorsanız, bu kadar sık yolda durdurulmak fazla can sıkıcı. Yani sürekli bir bilgisayar oyununun içindeymişsiniz gibi, yolunuza çıkan engellerden can vermeden kurtulmanız gerekiyor.

Kazıklanma: Kazıklanmak, turist olmanın bence olmazsa olmazı. Az gelişmiş hangi ülkeye giderseniz gidin, turistseniz mutlaka kazıklanırsınız. Ama Hindistan’da durum biraz çığırından çıkmış durumda. Aynı malı bir yerde 10 rupee’ye bir başka yerde ise 100 rupee’ye görebiliyorsunuz. Aradaki uçurum çok fazla. Dolayısı ile bir şeyi fahiş bir fiyata alıp almadığınızı, ancak birçok yere sorduktan sonra anlayabiliyorsunuz. Ve tahmin edebileceğiniz üzere her yerde pazarlık yapılıyor. Bir örnek vermek gerekirse, 1000 rupee isteyen bir rikshaw şoförüyle 200 rupee’ye anlaşmışlığım var! Pazarlık yapmaktan yılmasam, sanırım fiyatı daha da indirebilirdim.

Taciz: Hindistan genelde güvenli bir ülke. Birçok yabancı kolaylıkla ülkenin bir ucundan diğer ucuna seyahat edebiliyor. Tek başına ülkeyi dolaşan çok fazla yabancı kadın turist var. Hintliler genelde sakin, güler yüzlü ve barışçıl olmalarına rağmen, son senelerde taciz ve hatta tecavüz vakaları artmaya başladı. Özellikle kadınsanız, bir yerden bir yere giderken ulaşımınızı güvenli bir şekilde ayarlamanız, şehirde dolaşırken tenha yerlere gitmemeniz gerekiyor. Hint erkekleri oldukça flörtöz tipler. Beyaz tenli kadın onlar için her zaman ilgi odağı. Üstelik Batı’dan gelen kadınların liberal oldukları ve her şeye “ay evet şekerim neden olmasın” diyeceklerine dair genel bir kanı var. Bu yüzden kafedeki garsondan tutun, araç şoförünüze kadar, çoğu erkek size yemek yeme, bir şeyler içme, Ganj kenarında dolaşma veya herhangi bir etkinliğe gitme teklifinde sıklıkla bulunabilir. Sizi ikna etmeye çalıştıklarından, durum zaman zaman çok can sıkıcı bir hal alabiliyor. Tecrübeyle sabit!

Zaman: “Hint saati” diye bir şey var biliyor musunuz? Yani birisi ile belirli bir saatte buluşacaksanız, o saati Hint zamanına çevirmeniz lazım. Yani bu genelde 45 dakika – 1 saatlik bir gecikme anlamına geliyor. Ve genelde kimse bunda bir sorun görmüyor, özür mözür dilemiyor. Olur da siz, saygılı bir insan olarak tam buluşma saatinde gittiyseniz, “Senin derdin ne arkadaş, burası Hindistan!” denebiliyor rahatlıkla!

Çok iradeli bir insan olmasanız veya belirli bir amaç için gitmiş değilseniz, uzun süre Hindistan’da kalmak, bizim standartlarımıza alışmış insanlar için çok zor. Benim de yukarıda saydığım zorluklara katlanma sebebim oraya eğitim için gitmiş olmam. Yoga’da derinleşmek, spiritüel gelişmemi teşvik edecek pratikleri deneyimlemek ve meditasyon teknikleri üzerinde yoğunlaşmak için gidiyorum. Bana kattığı zenginlikler sebebiyle Hindistan’a gitmek benim için her seferinde büyük mutluluk.

Yani ezcümle, ucunda “sevgili” varsa, yolun kötü taraflarını görmemeye çalışırsınız.  

NAMASTE.

ARYA Esra E. Karaosmanoğlu

“Acemi Yogi”

Mayıs 2019

YogaChiEsra@gmail.com

Instagram: acemiyogi

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 20
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 195
Kayıt tarihi
: 18.09.17
 
 

Esra E. Karaosmanoğlu Lozan'da doğdu. Lise ve sonrasında hukuk eğitimini Brüksel'de bitirdi. Ulus..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster