Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Eylül '07

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
705
 

Hiperaktivite ve dikkat eksikliği salgını

Son yılların moda psikolojik rahatsızlıklarıdır hiperaktivite ve dikkat bozukluğu ile panikatak. Hangi yetişkine sorsanız panikatak, hangi yetişkinin çocuğunu sorsanız hiperaktif.

Benim görüşmelerimde tesbit ettiğim bir şey var ki, danışanlar bu teşhisi kendileri koyup sonra ben hastayım, hastalığım da bu diyor. Çoğukez tek bir kriter yeterli hiperaktif ya da panikatak olmak için onlara göre.

Aşağıdaki metinde sizlere bir hiperaktivite bozukluğu vak’ası anlatmaya çalıştım. Hiperaktivite ve dikkat eksikliğinin nasıl geliştiğinden, hangi semptomların rol oynadığından bahsetmeye çalıştım. Daha başka bloglarda daha başka ruhsal bozuklukların vak’a örneklerinde buluşmak üzere.

Kasım ayının ortalarında Ken’in annesi kliniğe telefon etmişti.

Ken 7 yaşında ilkokul 1. sınıf öğrencisiydi.

Ken’in annesi Ken’in okulda hem derslerle ilgili hem de sosyal açıdan sıkıntı yaşadığını açıklamıştı.

Okul psikoloğu, Ken’in beyin hasarı ya da hiperaktivite sorunu olduğunu düşünmekteydi.

Ken ve anne babasına bir sonraki hafta için bir ilk görüşme ayarlandı.

Kliniğin bekleme odasında anne babayı karşılayan stajjer bir psikoloğa verilmişti.

Hepsiyle kısa bir konuşmanın ardından stajer psikolog, öncelikle anne babayı yalnız görmek istediğini, daha sonra biraz da Ken’e vakit ayırmak istediğini söyledi.

Bay ve bayan Wilson 12 yıllık evli, orta sınıfa mensup, beyaz bir çiftti.

Bay Wilson 37, bayan Wilson 36 yaşındaydı.

Üç çocukları vardı. Ken ortancalarıydı. Ablası 9, erkek kardeşi 4 yaşındaydı.

Görünüşte her iki kardeşiyle de sorunu yoktu.

Bayan Wilson Ken’de tam süreli bir hamilelik süreci yaşamıştı.

Doğum komplikasyonsuz geçmiş olmasına rağmen, doğum sancıları oldukça uzun sürmüştü. (14 saat)

Özgeçmiş bilgilerini alan terapist, var olan sorunun şimdiki durumuna ilişkin genel bir bilgi istediğini açıkladı.

Anne babasına göre Ken’in sorunu ana okulunda başlamıştı.

Öğretmeni sık sık sınıfta yaşanan disiplin sorunlarıyla ilgili eve notlar göndermekteydi.

Aslında Ken’in 1. sınıfa başlamasına ilişkin önemli bir sorun vardı.

Sonuçta deneme amaçlı geçirilmişti.

Herkes Ken’in 1. sınıfta daha olgun ve daha iyi olacağını umarken onun davranışları daha yıkıcı bir şekil almaya başlamıştı.

Ken’in annesi okulun ilk iki ayında öğretmeninden defalarca şikayet aldığını ifade etmişti.

Ken’in öğretmeni Ken’in ödev yapmasından, sınıf düzenini bozmasından ve saldırganlığından yakınmaktaydı.

Sonunda okul psikoloğu tarafından değerlendirilen Ken’e bir dizi resim gösterilerek öykü anlatılmasının istendiği, çocuklar için algı testiyle bir dizi geometrik desenin kopyalanmasının istendiği Bender Gestalt testi uygulanmıştı.

Okul psikologuna göre, Ken’in öyküleri içinde bulunduğu duygusal karışıklığa ve dürtü kontrol eksikliğine işaret etmekteydi.

Bender Gestalt Testinde yaptığı çizimler olgunlaşmamıştı. (immature)

Bu durum olası beyin hasarı tanısının temelini oluşturmaktaydı. Ardından terapist anne babanın evdeki Ken’e ilişkin algılarını ve Ken’in gelişimsel tarihçesini değerlendirmeye başladı

Anne babası Ken’i ablasından daha zor bir bebek olarak tanımlamışlardı.

Bebekken sürekli ağlıyordu.

Çocuk dokturu tarafından da karın sancısı çeken bir bebek olarak tanımlanmıştı.

İştahlı olmayan Ken’in uykusu da genellikle düzensiz ve huzursuz bir şekilde seyrediyordu.

Annesi Ken büyüdükçe daha fazla güçlükler yaşadıklarını ifade etmişlerdi.

Ken hher şeyle ilgiliydi. Azarlamalar kız kardeşinin davranışları üzerinde etkiliyken, Ken’in davranışlarında hiçbir etkisi yokmuş gibi görünmekteydi.

Anne babası Ken’in bir şeyler yapmasını engellemeye çalıştığı zaman (örneğin pahalı bir vazoyla oynaması, fırını açıp kapatması gibi) öfke nöbetine (temper tantrum) girerek eline geçeni fırlatır, oyuncaklarını kırar ve bağırırdı.

Kız kardeşiyle olan ilişkisi de zayıftı.

Birçok kez kız kardeşini dövmüştü ve onun başını derde sokmayaçalışmaktan keyf alıyor gibi görünmekteydi.

Buna benzer davranış örüntüleri komşularının çocuklarıyla olan ilişkilerinde de meydana gelmekteydi.

Pek çok ana baba çocuklarının Ken ile oynamasına izin vermemeye başlamıştı.

Ken’in ana babası, Ken’in engellenmeye törelansının düşük ve dikkat uzamının kısa olduğunu söylemişlerdi.

Terapist ana babaya ne demek istediklerini sorduğunda, ana baba birtakım somut örnekler verebilmişti.

Ken birkaç dakikadan uzun süre yapboz oyuncağının başında duramıyor, oyunlarda kalamıyor ve gösterdiği kısa süreli çabalarını başarıyla sonuçlanmadığı zaman sıklıkla öfkeyle tepki veriyordu.

Ken’in lokantalardaki yanlış davranışlarından dolayı ana baba için akşamları bir yere yemeğe gitmek olanaksızlaşmıştı.

Evdeki yemek vakitleri bile nahoş olmaya başlamıştı.

Aslında, Ken’in ana babası Ken ile nasıl başa çıkacakları konusunda sık sık tartışmaya başlamışlardı.

İlk seansın sonuna doğru Ken’in ana babası kliniğin görüşme odasında beklerken, terapist Ken’i kendi ofisine götürmüştü.

İlk başlarda Ken neden klinikte olduğunu anlamamıştı ama daha sonraları okulda başının birçok derde girmesinin bunun nedeni olduğu kendisine söylenmişti.

Yanlış davranışlarıyla ilgili bir şeyler yapmaya çalışmanın muhtemelen iyi bir fikir olacağını kabul etmişti.

birincigörüşmenin sonlarına doğru, Ken ve ana babası bir araya getirilmiş ve terapist tarafından kendilerine, sonraki birkaç görüşmenin evlerine ve Ken’in okuluna yapılan ziyaretleri de içeren daha derinlemesine değerlendirmeler doğrultusunda devam edeceği bildirilmişti.

Ken’in ana babası terapistin çocuk doktorundan ve Ken’in okulundan bilgi alabilmesi için gerekli olan formları imzalamışlardı.

Daha sonraki bilgiler bu kaynaklardan ve ana baba ile yapılan sonraki görüşmelerden derlenmiştir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İlginç gelecektir çocuğu olan ailelere. Böyle önemli konulara çocuk psikolojisine zaman ayırıp paylaştığınız için kutlarım sizi. Diğer bloglarınızı da okudum. mesleğinizi severek yaptığınızı düşündürdü yazdıklarınız. tekrar kutlarım ve çalışmalarınızda başarılar dilerim.. Selam ve sevgiler.

Ezgi Umut 
 26.11.2007 2:14
 

bilgi ve deneyimlerini  paylaştıgın için teşekkürler..:)

erol aslan 
 29.09.2007 1:49
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 15
Toplam yorum
: 34
Toplam mesaj
: 18
Ort. okunma sayısı
: 1682
Kayıt tarihi
: 25.08.07
 
 

29.01.1983 Adana doğumluyum. Çocukluğumun geçtiği fakat çok net hatırlamadığım pek de sevemediğim bi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster