Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ocak '10

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
1999
 

Hıristiyan Şiirin Başlangıcı

Hıristiyan Şiirin Başlangıcı
 

Yunan Hıristiyan şiiri M.S. II. yy’da İskenderiyeli Klement ile başlamış ve sonraki yüzyıllarda yazılan şiirler onun örneğini izlemiştir. M.S. 450’lere kadar yazılan tüm şiirlerin en iyileri Gregory Naziansus’a aitti. Bir Suriyeli olan Efraim ilk Hıristiyan ilahilerini yazmış ve bunlar kısa bir süre sonra Yunan şiir biçemine çevrilmişlerdir. Hıristiyan Latin şiirine ise Yunan şiirsel ölçüsünün ilkeleri getirilmiştir. Yunan yaratısı olan her şeye büyük bir saygı gösterildiğinden eski şiir tipi yazarlar tarafından dikkate alınmasa da halk arasında yaşamayı sürdürdü. M.S. 250’lerde Commodian bir dizi kaba şiir yazdı. Bu şiirlerde Yahudilerin ve Putperestlerin tanrılarına saldırarak, Hıristiyanlara inanç yolunu izlemeleri için öğütler verdi. Commodian şiirlerinde o güne dek bilinmeyen keyfi uyak kullanımına başvurdu. Bu erken Hıristiyan Latin Şiirlerinin yazınsal olarak bir değeri olmasa da dilbilimsel olarak önemlidir çünkü onlarda görülen yeni şiir yazım biçimi, zamanla şiiri değiştirecektir.

M.S. IV.yy’da Hıristiyan Latin Şiiri gelişme gösterdi. Poitersli Hilary ve Ambrose bu dönemde şiirsel ilahiler yazmışlardır. Halktan çok eğitimli orta sınıf için yazan Prudentius, ilk büyük Hıristiyan şairdir. Gereç olarak klasiksel mitolojiden İncil’i kullanmış uzun ilahiler, kısa epikler ya da baladlar biçiminde, şehitlerin yaşamını anlatmıştır. Şiirlerinden en ünlüsü Psychomachia (Ruhun Çatışması) bir epiktir ve erdemin, ılımlılığın, alçakgönüllülüğün; kusur ve öfkeye karşı savaşımını anlatır. Şiirlerinden bir kaçı iyi yazı düzeyine yükselir. Bunlarda Roma’ya ve klasiksel ekine duyduğu sevgi ile Hıristiyan coşkusu uyum içinde karışır.

M.S. 450’den önceki Yunan ve Latin Hıristiyan şiiri bir bütün olarak alındığında, sıradanlığın üstüne pek yükselemez. Ama ilahi tipi yaratılmış, Prudentius tarafından Hıristiyan tarih, efsane ve alagoriyi şiirde ele alma yoluna gidilmiştir.

Bizans Şiiri

Bizans dinsel şiirinin başlangıcı geriye, M.S. IV. yy’a, Gregory Naziansus’un vurgulu şiirlerine gider. Dinsel liriğin görkemi M.S. VI. yy’da Romanos’un ilahilerinde görülür. Bir Suriyeli olan Romanus’un yılın bayramlarını, İncil’in öykülerini ve azizlerin yaşamlarını kutlayan binin üzerinde şiir yazdığı söylenir. Bu şiirlerin sekseni saklanmış olup, kimilerinin dramatik bir niteliği vardır. Romanos, büyük Hıristiyan şairlerinden biridir. İlahilerinin, müziklerinin çoğu kaybolmuştur. Bu dönemde dinsel lirik şiirin yanında, dinsel olmayan şiirler de üretildi. Bunlar büyük ölçüde gelenekseldirler:

“ Sevinçle fışkırır topraktan yumuşak nergis ve şiirin, altın-çiçekli çiğdem ve gelincik,

Tükenmeyen şarkısını söyler kırlangıç,

Ve şafakta yuvasında bir genç kız gibi şakır.”

Lirik şiirin halksal biçimleri; yergiler, alay ve övgü koşukları, öğretici ve yakarıcı şiirlerdir. Ama Bizans’ta liriğin en iyi biçimi, Bizanslının beğenisini doyuran yergi idi. Önde gelen yazarların çoğu bir oyalanma olarak yergi yazdılar ve kimi Bizans yazarları, ünlerini bütünüyle yergi yazarak kazandılar:

“ Çok konuşur, ama hemen soluktan düşensin

Sessiz ol, ve henüz yaşarken ölümü incele.”

Latin Batı Şiiri ( M.S. V.-X. yy )

Ortaçağ boyunca Latin şiiri çok üretilmiş ve iyi saklanmıştır. M.S. XII. yy’a gelinceye dek özgün dünyasal Latin şiirinin varlığından söz etmek biraz güçtür. Ambrose ve Prudentius ilk büyük Ortaçağ Latin şairleridirler. Özgünlükleri Hıristiyan konuları ele alma yeteneklerinde yatıyordu. Yapıtları daha sonra dinsel şiirin modeli oldu. Onlara koşut giden ve dünyasal şiir yazan bir dizi erken Hıristiyan şairi de vardı. Hiçbiri birinci sınıf sanatçı olmamasına rağmen, Ortaçağ yazarlarından büyük saygı gördüler. Ausonius “ilk dünyasal Ortaçağ şairi” olarak bilinir. Şiirleri şairin özyaşam öyküsüdür. Ephemeris’i (sıradan işlerin günlüğü) yazmıştır. Bu şiirde şair, okuyucuyu uyanışıyla başlayan tipik bir günde yanına alır. Bir okul müdürü olan Ausonius yergileri ve sözcüklerle şiirsel hileler yapmayı severdi. En iyi bilinen şiiri uzun bir şiir olan “Mosella” dır. Bu şiirde bir ırmağı ve onda yapılan bir yolculuğu betimler. Ausonius’un öğrencisi Nolalı Paulinus basmakalıp temalarla gösterişli şiirler yazmakla başlamış olsa da daha sonra dinsel temalarla, azizler ve şehitlere övgüyle şiirler yazmıştır. Gali Apolinaris Sidonius toplu mektuplar ve şiirleri ile tanınır. Sıradan ve zarif şiirleri Roma kentliliğinin ölmekte olan yankıları ve ince yaşam sevgisi ile doludur. Bir putperest olarak kalan Claudion’un n iyi bilinen yapıtı, Proserpine ve Pluto’nun şiirsel anlatısıydı.

Antik Çağ'ın sonuna ve Ortaçağın başlangıcına düşen bu şairler, büyük ozan olmaktan çok, başarılı bir di uzmanı olmuşlardır. Ama daha sonra Ortaçağ insanları, büyük göçler sırasında yaşamış bu Latin şairlere büyük önem verdiler ve bu şairler tüm sonraki Ortaçağ kuşaklarınca büyük saygı gördüler ve onlara model oldular. Göçlerin fırtınası geçtikten sonra Latin şiiri Fontunatus ile bir kez daha canlandı. İtalya’da doğmasına rağmen, hayatının çoğunu Gal’de geçirmiş olan Fortunatus, daha sonra Poitiens piskoposu oldu. Burada kadınlar manastırına çekilmiş bir Frank kraliçesi olan Redegund ile karşılaştı. Şiirlerinin bir çoğu kraliçenin isteği üzerine ya da onun onuruna yazılmıştır. Fortunatus son derece verimli bir şairdi: rastlantısal şiirler, azizlerin yaşamlarını, şiirsel mektuplar ve inanç şiirleri yazdı. Şiirlerinden iyi bilinenlerinden biri, Doğu imparatoru tarafından Poitiens’te ki kadınlar manastırına gönderilmiş olan haçın üzerine yazılmıştır. Şiir, tıpkı günah ve ölümün dünyaya cennet bahçesindeki ağaç yoluyla girmiş olması gibi, çarmıha geriliş olayında da dünyanın kefaretini bir ağacın sağlama bağlamış olması teması üzerinde gelişir. Şiirleri biçim olarak henüz klasikseldir ama rastlantısal uyak ve esinin duygusal niteliğinde Ortaçağ havası görülür.M.S. XII. ve XIII. yy’da dinsel şiirde oluşacak olan geleneğin gelişimine katkıda bulunmuştur.

Dinsel olmayan şiir alanında çok sayıda rastlantısal şiir, şiirleştirilmiş bilmeceler, nükteli dizeler ve şiirsel mektuplar saklanmıştır. Alcuin, bahar üzerine şiirler yazmıştır. Şiirlerinde guguk kuşunun sesi ormanda çınlar, çiçekler açar, asmalar yeşermeye başlar. Tüm bunlar Latin şairlerin anlatım öğeleridir. Walafrid Strabo “Hortulus” adlı şiirinde Reichenau’daki manastırın bahçesindeki atları ve çiçekleri, bunların güzellik ve iyileştirici özelliklerini betimler. Bu şiirlerin sönük ve bir ölçüde bilinçli olarak Ortaçağ kasvetine karşı bir savaşım verdiği görülür. St. Gall manastırından I. Ekkehart , Atilla’nın zamanında geçen heyecan verici bir serüven ve kavga öyküsü olan, “Waltharius” un yazarı olabilir. Bu şiirin yaygınlaşması ulusal duygunun geliştiğini ve bir tarih bilincinin oluştuğunu gösterir. Saklanan el yazmalarının çokluğu yaygınlığını doğrular.

Bu dönemin Latin yazarlarının arasında en ilginci, Gondersheim’de bir rahibe olan Roswitha’dır. Soylu bir Saxon ailesinin kızı olarak iyi bir eğitim görmüştür. Azizler ve şehitler üzerine şiirler yazmıştır. Bunlardan biri, şeytanla sözleşme yapmış bir rahibi anlatır. Ayrıca iki tarihsel şiir yazmıştır. Bunlardan biri, Otto’nun yaşamı, öteki Gondersheim manastırının kuruluşu üzerinedir. Bununla birlikte altı oyun yazmıştır. Bunlarda konular İncil’den ve Roma tarihinden alınmıştır. Amaç, ahlaksal dersler vererek, özellikle bekâr kalmanın erdemlerini aşılamaktır. 1000 yılından az önceki dönemden kalan derleme, şu anda Combridge’de saklanan “ Combridge Şarkıları”nı oluşturur. Yaklaşık elli Latince lirikten oluşur. Bunlardan biri “ Rahibenin Yakınması” tüm Ortaçağ liriklerinden en güzellerinden biridir:

''Gelir densiz oyunlarla bahar,

Bürünür rengarenk giysilerine,

Tarlalara çiçek parıltısı saçar,

Örtünür korular yaprak yeşiline.

Eşeler yazlık inlerini;

Hazırdır yuvaları küçük kuşların,

Bahara hoş geldin der türküleri

Altında yapraktan örtülerin.

Duyduğum her şey, gördüğüm her şey tılsım solur, ama ah ben!

Dolarım gözyaşları ve kederle,

Taşarken dünya sevinçten.

Otururken yalnız hücremde,

Dilsiz düşüncelerle solgun,

Eğer kaldırsam kafamı birdenbire,

Dalınçta ki gözler ve kulaklar ölgün.

Kulak ver şirin bahar kulak ver,

Ve bana biraz olsun huzur ver,

Diriyken yapraklar ve parlarken çiçekler,

Ruhumsa üzüntüyle solgun.''

Uzun süre saklanabilmiş şiirler arasında gezgin bir ozanın ve koruyucularının yaşamını anlatan “Widsith” ve kendini yazgının tüm insanlara acımasız olduğu düşüncesiyle rahatlatan bir insanın öyküsü olan “ Deon’un yakınması” vardır. Hıristiyan etkilenmeyle oluşan bir dizi ağıt da yazılır: “Yıkık Kent” yıkılmış bir kente ağıt yakan: “Kadının Yakınması” bir kadını sevgilisinden ayıran kötü dillerin acı bir öyküsüdür: “Gemici” karanlık kuzey denizlerini, soğuk rüzgarları, fırtınalı denizlerin uğultusunu anlatan ve arkasından baharın sevimli bir betimlemesini sunan bir masaldır. Daha az ilginç olan dinsel şiirler ise İncil’den derlemelerdir. Bunların en erken örneklerinden biri, Bede’ye göre bir gece tanrısal bir ses tarafından yaratılış öyküsünün şarkısını söylemeye çağrılan inek çobanı Caedmon’un yapıtıydı. Genelde İncil’den yapılan bu özetlemeler ateş ve güç doludur. Kimileri İncil’deki olaylara eklemeler yaparlar.

Anglo-Saxon şiirleri arasında en tipik olanları kavga şiirleridir. “Branunburh Savaşı” M.S. 937’de Wessex Kralının bir utkusunu anlatır. Bununla birlikte Anglo-Saxon yazınının en iyi örneği, bir Northumbrian keşişi tarafından MS. 700 sıralarında yazılmış olan, epik “Beowulf” tur. Öykü, Danimarka ve İsveç’te geçer. Beowulf, insan yiyen bir dev olan Gendel ile savaşta Danimarka kralına yardım etmek için, İsveç’ten denize geçer. Birkaç gösterişli kavgadan sonra Beowulf, hem canavarı hem anasını doğrar. Elli yıl sonra, kendi ülkesinde kralken, bir başka canavarı yenilgiye uğratır, yaralanır, halkını kurtarmanın mutluluğuyla ölür. Canavarlar, ilkel insanların en korktukları şeyleri temsil ederler. Beowulf’un en belirgin yanı, yazarın tam anlamıyla işleyemediği Hıristiyan inancının ve yeni ideallerin başlayacağı bir zamanın habercisidir. Beowulf, epik (büyük erdemlerin anlatıları) türünde yazlmıştır. Epikler tarih ve halk efsanelerini birleştirmiş özgün yazı türleridir. Hemen hemen tüm epikler kavga öyküleridir. Fiziksel yüreklilik için büyük bir hayranlık, fiziksel korkaklık içinse iğrenme duygusu gösterirler.

X.-XV. Yüzyıllar Arası Şiir ( Batı’nın yeniden dirilişi) :

Bu dönemde epik geleneği sürmüştür. Düzyazıda ve şiir dilinde yazılan İskandinav edda ve sagaları gelir. Tanrıların ve insanların bu öyküleri yaklaşık M.S. 900-1250 yıllarında başlar ve yalnızca İzlanda el yazmalarında saklanmıştır. Büyük bir olasılıkla en eskisi “Yaşlı” ya da “Şiirsel Edda” dır. Şiirsel Edda, Greko- Romen ya da Hıristiyan düşüncelerden çok az etikilenmiştir. Bize erken Germenik halkların kafa yapılarını iyi bir şekilde anlatır. Bu şiirde tanrısal esinle dolu bir kadın peygamber, dünyanın yaratılışı ve onu bekleyen yok oluş ile daha sonra nasıl yeni bir yeşil dünyanın arıtıcı bir ateşten doğacağı ve bu yeni dünyada tanrıların ve büyük sarayların bir parlaklığa bürüneceğini anlatır.

Daha epik bir nitelik gösteren, M.S. 1175 ve 1250 arasında yazılmış olan ve İzlanda’da yaşayan insanların öykülerini anlatan sagalar vardır. Sagalar tarih, mitoloji ve efsaneyi karıştırırlar. Şiirsel Edda’da olduğu gibi Sagalarda da sevgiden çok kavga ana temadır. Erken Germenik yazın tarihinde Nibelungenlied önemli bir yer tutar. Bilinmeyen bir Avusturya ozanı tarafından M.S. 1200 sıralarında yazılmıştır. Ozan, erken Germenik efsaneler ile M.S. V.-VI. yüzyıl Hunlarına ilişkin başka masallar üzerine çalışmış ve bunlarla, Fransa’dan yeni alınmış şövalye romansını birleştirerek, tuhaf bir karışım oluşturmuştur.

Bir ikinci Alman epiği olan Gudrun, Nibelungenlied’e bağlanır. Fransız “chanson de geste” leri M.S. XII. ve XIII. yy’lara aittir. Seksenden fazlası saklanmıştır ve bunlardan yaklaşık 30 kadarı Charlemagne ve atalarıyla, bunların İtalya ve İspanya’daki savaşlarıyla, başkaldıran soylularla ve Charlemagne’nin kutsal ülkeye yolculuğuyla ilgilidir. Bunların bir çoğu yasasız bir toplumun kaba, yabanıl, dindar ve boş inançlı bir tablosunu verirler. Kilisenin ve hükümetin barışı sürdürmekte ki yeteneksizliğini gösterirler. Bu Fransız epiklerinin en büyüğü ve Ortaçağ'ın en iyi yapıtlarından biri, Charlemagne’nin büyük bir dinsel önder olarak yüceltildiği ‘Chanson de Roland’ dır. Büyük bir olasılıkla M.S. 1100 sıralarında, Normandiya’da bir keşiş tarafından yazılmıştır. Kahramanlık ve Hıristiyan inanç üzerine büyük bir öykü anlatmanın yanı ıra, Filistin’deki yeni haçlı devletlerini sürdürme konusunda ilgi yaratmak için de yazılmış olabilir. Bu epik, haçın hilale karşı yaptığı kutsal savaşı anlatır. Epikler ve kahramanlık öyküleri, daha sonra ki şovalye romansları gibi, bir kaleden bir başkasına ve kasabaların gelişiminden sonra, bir pazaryerinden bir başkasına dolaşan gezginci oyuncular tarafından yayıldılar. Batı Avrupa’da epikler M.S. XII. ve XIII. yy’da güncelliklerini yitirdiler ve yerlerini şövalye romanslar aldı.

M.S. XII. ve XIII. yy’larda üniversitelerin ve Gotik sanatın doğuşuyla yeni yazınsal biçimler oluştu. Golliordik şiir dinsel olmayan en ilginç Latin şiiridir. Bu şiir türü eski katedral okullarının ve gelişmekte olan üniversite öğrencilerinin yaşamlarını yansıtır. Goliardik ozanlar, klasiksel dili ve Hıristiyan Latin ozanlarının dilini, Pazaryerinin ve meyhanenin dili ile karıştırdılar, Ünlerini, yaşama sevinci ve erişilmez açık saçıklıkta olan kimi şiirleri yoluyla sürdürdüler. M.S. XII. yy’ın büyük dinsel şiirleri arasında Morvallı Bernard’ın Ortaçağ din kitapları için gözde yapıtı olan “Dünyayı Küçümseme Üzerine” adlı şiiri vardır.

M.S. XII. yy. Latin dinsel şiirinin en başarılı yapıtı, St. Victor Adam’ın ‘Dizeler’idir. Paris’te ünlü bir manastırda keşiş olan Adam’ın bu dinsel şiirleri, sıkı sıkıya örülmüş içeriği ile göze çarpar. Bunlar büyük ölçüde simgecilik gösterir ve tanrıbilimsel öğeleri kapsar. Konu, bir Lavari'nin orucu ya da bir şehit, Meryem, Paskalya ya da Noel şenlikleridir.

Fransisken devrin Latin şiirlerinin en iyi bilinenlerini Stabat Mater ve Dies Irae’yi üretmiştir. Haçın dibinde yatan Meryem üzerine bir yakarı olan 'Stabat Mater' (Anne Duruyordu), büyük bir olasılıkla Jacopone Todi’nin çalışmasıdır. Fransiskanlar incilin öykülerini özellikle Bakire Meryem ve İsa’nın acılarını hem sanat hem de yazında insansallaştırdılar. Hazreti İsa bundan böyle kral değil, acıların insanıdır. Dikenler kaşını parçalar ve yaralarından kan akar.Meryem, üzüntüden bitmiş, gözleri ağlamaktan kızarmış olarak sunulur:

''Hüzünlü gece ibadetinde, haçın başında

Duruyordu hıçkırarak kederli anne,

Asılıyken kurtarıcı haçın üzerinde;

O derin elem saatinde,

Acının kılıcı delip geçiyordu

Acıyla burulu yüreğini

Dağla, ey ana, yüreğine

Yaralarını, acılarını

Cezalandırılan kurtarıcımın;

Sen ki yitirdiklerime kefaret için

Haç üzerinde kanını akıtmayı çok görmedin,

Bırak paylaşayım cezanı. ''

Celanolu Thomas’ın Son Yargı ile ilgili bir şiiri olan ‘Dies Irae’ (Gazap Günü), Latin dilinde yazılmış en büyük şiir olarak adlandırılmıştır. St. Victor’lu Adam’ın Dizeler’i, Stabat Mater ve Dies Irae Ortaçağ'ın başarılı yapıtları olarak, Gotik Katedralin ve Tanrısal Komedya’nın yanında duracak denli değerlidirler.

M.S. II. yy’ın sonunda kendilerine ‘troubadour’ diyen insanlar tarafından yazılan, tutkulu bir aşk şiiri tipi görülmeye başladı. M.S. XII. yy’da yarısı soylu yaklaşık beş yüz troubadourun adı bilinmektedir. Bu şiirler inceliği ve kadınların etkisini iyi tanıyan, aristokratik dinleyiciler için yazılmıştır. Bu ozanlar ayrıca müzisyendirler ve şiirlerini çoğu kez, bir viyal ya da ut eşliğinde söylerlerdi.Traubadourların temaları çoğunlukla aşktı.Gözde tema, hanımın evlenip mutsuz olması ve ozanın ona bağlılığını gizlice sündürmesiydi.Sevginin gizli tutulması gerekirdi.Seven hiçbir zaman hanımının adını açıkça kullanmazdı.Aşığa daha sonra hanımı tarafından bir yüzük verilir, kendisi ona bir bağlılık yemini eder ve hanım aşığın efendisi olurdu.Hanımın en küçük dileğine boyun eğme ve paylamalarını kabul etme, aşığın göze aldığı biricik erdemlerdi.Sevenin hanıma bağlılığı feodal serfin efendisine bağlılığından bir şeyler almıştır ki, aslında troubadour aşk anlayışı ‘aşkın feodalleştirilmesi’ olarak adlandırılmıştır.Troubadourların önde gelen biçimleri arasında, bir aşk şarkısı olan canso, şafakta ayrılıp giden aşığın şarkısı olan alba ve kadın kahramanı bir çoban, aşığı ise bir soylu olan pastorela vardır.Bu şiirlerin kimilerinde eşsiz bir dirilik vardır.Tıpkı önde gelen troubadourlardan olan Berrant de Ventadorn’un aşağıdaki parçası gibi:

''Ne zaman parlak kanatlarıyla tarla kuşunu

Işıklı gökte çırpınır görsem güneşe doğru

Öylesine tatlı ve özgür sevinçte yiterek,

Uçmayı unutup düşünceye dek

Ah görünce böylesini mutluluğun

Bana öyle gelir ki dayanılmaz acıdan

Özlemli yüreğim hemen kopuverecek ''

M.S. XIII. yy.da Fransa’nın güneyini yakıp yıkan Albigonse Seferi sonunda, bu yazınsal tür solmaya başlamıştır. Yine bu dönemde Almanya ve Avusturya’da halk şiir türü gelişmiştir. Alman minnesingerlerin ilk ürünü vaaz şeklindedir ve burada vaiz, yeni şovalye yaşamının iki yanı olan, cinsel aşka ve silahşor yiğitliğine, boş gurur ve günah olarak saldırılır.

İtalya’da ise bu dönemde yazın geç gelişmiştir. İlk İtalyan şair Sordello idi. XIII. yy’da dinsel lirik fransisken devriminin etkisini gösteriyordu. Önde gelen aşk şairleri Folgore da San Gimignano, Cavalcanti, Guinicelli ve Dante ‘dir. Bu şairler için aşk, yüreği ateşle arındırır ve bu aşk, tanrısalı yansıtır. M.S. XIV.yy’da şiir biçiminin değişmesiyle, Petrarch şiirler yazmıştır. Dizelerinde dünyasal bir bakış açısı vardır. Latin klasiklerinden etkilenmiştir. Dante ise genel bakış açısıyla Ortaçağ'lı olmasına rağmen, büyük Yunan ve Latin yazarlar için derin saygısında, yurtseverliğinde ve coşkusunda yeni bir yazın çağının başlangıcını göstermiştir.

KAYNAKÇA

Art Frederick, Ortaçağların Tini, (çev. Aziz Yardımlı), İstanbul, 1990.

Wright F.A ve Sinclair T.A, A History of Later Latin Literature, Londra, 1931.

Lindsay J., Madiaeval Latin Poets, Londra, 1938.

Hussey J.M., Church an Learning in the Byzantine Empire, Oxford, 1937.

Anon, The Seven Great Hymns of the mediaevel Church, 7.basım, Newyork, 1868.

Raby F.S.E., A History of Christian Poetry, Oxford, 1927.

Kennedy C.W., Beowulf, Oxford, 1940.

Shumway D.B., The Nibelungenlied, Boston, 1909.

Manitius M., Geschichte der Lateinischen Literaturdes Mittelalters , Münit, 1911.

Morey CR., Mediavel Art, Newyork, 1942.

Smythe B., Troubadours, Londra, 1911.

Chaytor H.J., The traobadours, Cambridge, 1912.

Lewis C.S., The Allegory of Love, Oxford, 1938.

Symonds J.A., The Renaissance in İtaly, 7 cilt, Londra, 1898.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 22
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 12169
Kayıt tarihi
: 24.07.07
 
 

YAZI VE MAKALELERİ ÇEŞİTLİ DERGİ VE GAZETELERDE YAYINLANMAKTADIR...

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster