Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Temmuz '19

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
37
 

Hırsızı Yakaladık! 1

Aziz Nesin’lik gerçek bir öykü

Büyük kuruluşlardaki güvenlik işleri nasıl yürür bilirsiniz.

Kuruluş büyük, nüfus kalabalıktır. Giren çıkan belli değildir. Güvenlikçinin görevi gireni çıkanı denetlemek, içeride güvenliği sağlamaktır ama bu genellikle çok kolay olmaz. Farklı sosyal çevrelerden gelmiş olan, eğitim düzeyleri ciddi farklılıklar gösteren güvenlik görevlileri arasında işlerini fazlasıyla iyi yapanlara da, kültür eksikliği ya da deneyim eksikliği nedeniyle kendi kafasına göre yapmaya çalışırken çuvallayanlara da rastlanır. 

İşte onlar o eksiklikleri (ya da duruma göre fazlalıkları) olanlar, işlerini yaparken, duruma göre sık sık trajikomik olaylar da meydana gelir. Fazlalıkları olanlarla da sorunlar yaşanır çünkü onlar da kimi hallerde çokbilmiş tavırlarıyla dengeleri allak bullak ederler.

Bazen kuruma, kuruluşa girmemesi gerekenler ellerini kollarını sallayarak girip içeride cirit atarlar kimse farkına bile varmaz. Bazen de, Kurumun kuruluşun kendi adamları, personelleri ya da orada ikamet edenleri kendini uyanık sayan, deneyimsiz ya da havalı bir güvenlikçiye rast geldiklerinde takılır kalırlar.

Sözgelimi, güvenlikçi kardeş sağlam iş yapma adına unuttuğu için kimliği üzerinde olmayan bir lojman sakinini içeri almamakta direnir.  Nuh der peygamber demez. Yetmez, bir çözüm de üretmez, üretemez. İndirir araçtan bekletir.

Vatandaş kendini yiyip bitirirken hiç aldırmaz.

Sonunda adamı tanıyan bir amir devreye girer, aracı olur, duruma göre fırçasını çeker, iş düzelir.

Sonrasında o kurumun adamı kendine yediremez daha yukarılara gidip şikâyet eder, bazen bağırır çağırır, ortalık karışır, iş daha da gülünç hale gelir.

Üzerinde kurumun geçiş etiketi bulunan araçlar içinde kim olursa olsun, ne taşırsa taşısın bir geç işaretiyle duraksamaksızın geçer girerler içeri. Onların dokunulmazlıkları olduğu kabul edilir. Bunlara kurumda çalışan birinin aracıyken üçüncü kişilere satılmış, elden çıkartılmış olanlar da dâhildir.

Efendim, başka garip haller de yaşanır tabii.

Söz konusu güvenlik bölgesi belli mevsimlerde mesela kışın yoğun çalışılan, yazın işlerin azaldığı bir kuruma aitse ve bu kurumun da çokça lojmanı varsa güvenlikçilerin daha uyanık olmaları icap eder.

E, malum, yaz mevsimi olunca çalışanlar izne ayrılırlar, tatil için memleketlerine, sağa sola giderler. Lojmanlar boşalır.

Lojmanlar boşalır ve hırsız mevsimi gelmiş olur. Diğer bir deyişle, hırsızlara gün doğar.

Tıpkı bizim hikâyemizde olduğu gibi.

Hırsızlar ayaklanınca güvenlik görevlileri de ayaklanmak zorunda kalırlar.  Birileri çalma derdine düşer, ötekiler de yakalama derdine.

Arkasından ne gelir derseniz, yaşanmış bir örnekle anlatayım.

*

Tatil sezonunun başlamasıyla birlikte zaten tetikte olan hırsızlar vakit geçirmeden kuruma sızmış, lojmanlar bölgesine gelmiş, boş evleri bir şekilde belirlemiş sonra da birkaç lojmana dalıp soymuşlar. Yükte hafif, pahada ağır ne varsa alıp gitmişler.

Bu işlerin tamamını bir gecede mi yapmışlar, birkaç defada mı yapmışlar bana karanlık, onu bilmiyorum. Benim bildiğim hırsız ne yapmışsa yapmış, soymuş, kaçmış ama güvenlikçilerin ruhu bile duymamış.

Yani güvenlikçiler önemli görevlerinin birinden sınıfta kalmışlar. Elbette bize karanlık, belki de kendilerine göre haklı nedenlerle başarısız olmuşlar. Bina çok, güvenlikçi az. Her binaya bir güvenlikçi verilemez, verilse bile her güvenlikçi her an bütün daireleri denetleyemez. Bu doğru ve yerinde bir bahane olabilir.

Bir başka şey de güvenlikçilerin eğitim yeterlilik durumu. Güvenlikçiler eğer işsizliğin bol olduğu bir bölgede mesleki yeterlilik anlamında çok ciddi testlerden geçmeden görevlendirilmişlerse bu da ayrı bir sorun oluşturur.

Yani, her durumda, kalabalık kuruluşlarda yeteri kadar ve olabildiğince nitelikli güvenlikçi bulundurulması icap eder.

Hırsız her durumda sizden, siz kendi halindeki sıradan insanlardan daha uyanıktır.

Hırsız kurumda kaç güvenlikçi olduğunu, hangisinin nerede olduğunu sizden daha iyi bilir. Bilmezse zaten o mesleği icra etmez.

Efendim iki tane ev soyulmuş. Sağdan soldan öğrendiğimiz bu. İki ev soyulmuş, tutanaklar tutulmuş, polisler gelmiş, gitmiş, soruşturmalar sürüyor.  

*

Bu arada lojman sakinlerinin iki genç çocuğu, iki liseli yaz günü, gecenin bir vakti lojmanların orta yerindeki parkta oturup muhabbet eden gençlerden iki tanesi ellerindeki akıllı telefonlardaki videolardan esinlenerek yangın tüpü ile uygulama yapmaya heveslenmişler. Lojmanın birine, boş barakalara yakın olana girip oradaki açıkta bulunan tüpü alıp çıkmışlar. Amaçları tüpü barakaların arkasına götürüp sıkmak, nasıl sıkılıyor görmek.  

Lojman çıkışında kimse anlamasın diye de üzerini birinin hırkasıyla örtmüşler.  

Heves işte! Niye insanlara genç, çocuk diyorlar ki! Tam da onun için diyorlar.

Bunlar ellerinde yangın tüpüyle lojmanın kapısında belirince normalde olmayacak bir şey olmuş.  Son hırsızlık olayları nedeniyle kulakları çekilen devriye gezen güvenlikçilerle, hızlı güvenlikçi Vedat ve arkadaşı ile burun buruna gelivermişler.

Günlerdir beceriksiz bir şekilde hırsızlıklara seyirci kalan güvenlikçilere de bu sayede gün doğmuş.

O güvenlikçiler mal bulmuş mağribi gibi büyük bir coşkuya kapılmış, bir iki üstünkörü sorudan sonra asılmışlar ellerindeki telsizin mandalına. “Güvenlikçi arkadaşlara müjde, Doğu Lojmanlarında iki hırsız yakaladık. Haberiniz olsun.”

Doğal olarak, bölgedeki bütün güvenlikçiler derin bir nefes almışlar. “İşte buuuu!” demiş bir kısmı. Üzerlerindeki karanlık gölge nihayet kalkmakta olduğuna inanmışlar.

Güvenlik şefleri birbirlerine esprili, keyifli anonslar yapmışlar. Amirleri Turgut da telsizden duyup mutlu olmuş.

Birkaç tanesi hemen cep telefonlarına sarılıp ailelerini de mutlu etmişler. Başka bölgede görevli olduklarından hırsızları hiç görmemiş olan genç güvenlikçiler açtıkları telefonlarda biz yakaladık, bizim sayemizde yakalandılar demişler.  Eşleri onların ne vazifeşinas olduklarını düşünüp gurur duymuş.

Biri çantasından çıkardığı kola şişesi ve kekle arkadaşlarına ziyafet çekmiş.

Esas işin içinde olanlar madalya, ikramiye falan alacaklarını konuşmuşlar.  Telsizden böyle bir anons gelince ötekiler de “komşuda pişer, bize de düşer” demişler.

 İşi becermiş güvenlikçilerle amirleri oturup acilen bir tutanak tutmuşlar.

Hemen koşturmuşlar yetkililerine, amirlerine. “Amirim, yakaladık” demişler ki, telsizden duyan amirin zaten çoktan haberi varmış.

Amir durur mu? O da kendi amirinden paye alacak. Koşturmuş gitmiş kendi amirinin yanına “sayın amirim iki tane genç yangın tüpü ile yakalanmış, yani bu hırsız bunlar olabilir.”

Çoğumuz biliriz Türkçemizde “Eşeğini dövmeye, semerini döver” şeklinde bir söz vardır.  Bunu yapmaya hem de en acımasız bir şekilde yapmaya başlamışlar. Hırsızı bulamayanlar, iki gencin yakasını var güçleriyle tutmuşlar.

*

Devam edecek...

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 324
Toplam yorum
: 218
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 195
Kayıt tarihi
: 21.06.14
 
 

Yaşadığımız evrenin oldukça zengin bir yer olduğunun farkındayım.  Bu zenginliğin çok az bir kısm..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster