Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Temmuz '19

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
39
 

Hırsızı Yakaladık! 2

Bu abiler, büyük kalabalık bir ordu şeklinde bir yerde çalışırken, maaşlarını da tıkır tıkır alırken biraz yetersizlik göstermiş her soygunda bir kere daha ve yeniden sınıfta kalmışlar.  Korumalı alanda ev soyan hırsızı ya da hırsızları yakalayamamışlar.

Yakalayamamışlardan vazgeçtik, doğru dürüst bir ipucu bile elde edememişler. Ortada hiçbir şey yok.

Yapıp ettikleri, yakaladıkları iki lise öğrencisi genç ki, onlar da soygun mallarıyla değil, lojmanda açıkta duran bir yangın tüpü ile yakayı ele vermişler.

Devriyedeki güvenlikçiler amirlerine gitmişler, amirleri de güvenlikçilerin en üst düzey amirini bilgilendirmiş.  İkinci gün sabah o kuruluşun en üst düzey idari amirine durum iletilmiş.

Tutanak devriyeler, amirler tarafından yazılmış, çizilmiş, düzeltilmiş “iş yaptık” kıvamına getirilip idari amirlerin en üst basamağında duran kuruluşun genel sekreterine iletilmiş.

Yani diyeceğim, devriyeler bu sıradan sayılabilecek vukuatı gençleri iyi sorgulayarak, kimlik bilgilerini alıp gönderebilecek durumdayken göndermemiş, ilk amirleri çağırıp bunu yapabilecekken yapmamış, ikinci amirleri elemanlarından durumu ayrıntılı öğrenip bu işin hırsızlıkla bir ilgisi olamayacağını söyleyip işi bitirebilecekken bitirmemiş, büyüttükçe büyütmüşler.   Sütten ağızları yandığı için kendilerince yoğurdu üfleyerek yemişler.

Tutanak yetkili güvenlikçiler tarafından en son haliyle sekreter beye ulaştırılmış.

Başkası ne düşünür bilmem ama bana sorarsanız genel sekreter de bu işin bir kara mizah haline getirildiğini hemen anlamış. Anlamasına anlamış da, karşısında büyük bir ciddiyetle dikilen ve görevlerini aslanlar gibi başarıyla yaptıklarını, lojman hırsızlığı konusunda ciddi bir ilerleme sağlanmasına katkıda bulunduklarını düşünen güvenlikçilerle amirlerini görünce hem onlarla çekişmeyi göze alamamış, hem de heveslerini kırmak istememiş. Daha başka bir şeyler yaparak onları başından savması gerektiğini düşünmüş.  

Onların gözündeki “bakalım en üst düzey amirimiz ne yapacak? Bundan sonrası için işi bitirmek adına bize ne talimat verecek? İşin ucunda bir ödül, mödül var mı?” mesajlarını okumuş.

İlle ki bir şeyler yapması gerektiği kanısına varmış.

Tam net olmamakla birlikte, işittiğimize göre o da kaldırmış telefonu ve kurumun tatilde bulunan en üst düzeydeki amirine durumu münasip bir dille anlatmış, destek istemiş.

Yine bize anlatıldığına göre en üst düzey amir de doğal olarak tatildeyken böyle bir nedenle aranmış olmaktan ötürü rahatsızlık duymuş.  Ne diyeceğini düşünüyorsunuz? Tabii ki, “madem öyle bir durum var, madem iş o kadar ciddi, hem soygunlarda da bir gelişme yok; açın soruşturmayı…” demiş.

Bu durumları sonradan, olayın ertesi günü oğluna “hırsız” etiketi takılmasın endişesiyle idareye giden, oradaki güvenlikçilerin yetkilisiyle konuşan lojman sakini, kurum çalışanı anneden öğreniyoruz.

“Mümkünü yok, iş adalete intikal etti” demişler. Kadıncağız iki gündür sinir krizleri geçiriyor.

Bu arada iki gençten birinin babasının olup bitenden hiç mi hiç haberi yok.

Aradan iki gün geçtikten sonra durumdan haberdar olan ve kriz geçiren hanımın eşi olan baba telefonla öteki gencin babasını arayıp olaydan haberdar olup olmadığını soruyor.

 “Yahu kardeşim demiş, senin oğlunla benim oğlum bir suç işlemişler, senin bu işten haberin var mı, yok mu?”

“Valla, yok!  Suç nedir ki! Hayrola, ne işlemişler?”

“Efendim, bunlar yangın tüpü ile yakalanmışlar, bunlarla ilgili tutanak tutulmuş. Benim hanım krizler geçiriyor, bunalıma giriyor, sıkıntılar yaşıyor. Ben de ciddi anlamda sıkıldım. O gece gittim ilgili güvenlikçileri buldum. Yahu kardeşim, etmeyin eylemeyin. Bizim böyle bir şeyle ilgimiz yok. Bir yangın tüpü mü çıkarmışlar, size iki yangın tüpü parası vereyim, bu işi dallandırmayın da dedim, bir işe yaramadı.”

Karşıdaki anlamakta güçlük çekmiş. Çocukların tüp çalmaları söz konusu olamayacağına göre iki tüp almak da nereden çıkmış, anlamaya çalışmış.

“Biri seni çağıracaktı, gece vaktidir, adam yatıyordur uyandırmayın ben buradayım dedim. Adamlar o gece bana bundan bir şey çıkmaz, önemli değil dediler, beni gönderdiler ama şimdi de öğrendik ki tutanak genel sekreterdeymiş ve en üst düzey amir mahkemeye verin demiş.”

  E, şimdi güler misiniz ağlar mısınız?

Adam “ben çok sıkılıyorum, bu iki gündür bayağı bir sıkıntıya girdim. Hanım zaten bunalımda” gibi sözlerle konuşmasını sürdürüyor.

Gel de işin içinden çık! Böyle bir durumda ne denir?

Öbür çocuğun babası da bütün bu anlatılanları dinledikten sonra biraz da celallenerek “Yahu aha,  senin çocuğun hırsız mı? Benim çocuğum hırsız mı? Yoook. Sen çocuğundan emin misin? Hee. Ben de eminim. E, tamam, versinler mahkemeye yaw. Versinler. Ne halleri varsa görsünler.” demiş.

Demiş ama hemen düşünmüş ki, “yahu bu iş mahkemeye giderse, bir de mahkemede avukat mavukatla bu işi takip etmek lazım. Ama demiş, bir avukat tutmamız gerekecek.”

Karşıdaki, dünden razı.  Adamın canı yanmış, eşi kriz geçiriyor, düşünür mü? “Yahu olsun hocam, bir avukattır tutarız!”

İşin tam burasında durumu yeni öğrenen baba gülecek mi, ağlayacak mı karar verememiş. Sonunda ne gülebilmiş, ne de ağlayabilmiş. Aklına ünlü yazarımız Aziz Nesin gelmiş.

Aziz Nesin gelmiş çünkü olay tam da onun hikâyelerine benziyormuş.

Düşünmüş ki, o gece bir lojmanın açık yerinden, kapak dolap açılmadan getirilen bu yangın tüpünü iki lise öğrencisi, lojman sakini gencin elinde gören görevlinin yapması gereken ilk şey; tüpü yerine bıraktırmak ve gençleri göndermek olmalıydı. Haydi, onu yapmadı, görev duygusu ağır bastı o gençlerin adlarını, babalarının adını ve telefonunu alıp ailelerini haberdar ederek bunu yapmalıydı.

Haydi, o kendine güvenemedi, bunları yapmadı oturdu bir de tutanak tutup o geceki nöbetçi amirine götürdü yukarıda sayılan şeyleri bu amir yapmalıydı. Haydi, o da yapmadı güvenlik biriminin başkanına bildirdi, ikinci gün yukarıda sayılanları bu birimin başkanı yapmalıydı.

Haydi, o da bunca hırsızlığı gözden kaçırmışken bir iş becermiş havasıyla kuruluşun genel sekreterine gitti yukarıda yapılması gerekeni genel sekreter yapmalıydı. Yani çocukları ve ebeveynlerini çağırıp uyardıktan sonra göndermeliydi.

Bütün bunların hiç biri olmamış. Herkes el birliğiyle kendi amirine işi götürmüş ve sonunda tatildeki kurum yöneticisine kadar yetiştirmişler.

Durumdan yeni haberi olan baba o an için bir spor etkinliğinde olan oğluna açmış telefonu, durumu sormuş.

“Lan oğlum, siz lojmanların birinden tüp mü aldınız?” diye sormuş.

“Evet, baba” demiş çocuk.

“Peki, benim niye bundan haberim yok?”

“Baba, önemli bir şey değildi ki, yangın tüpüydü yerine koyduk, onun için sana söylemedim. Hem söylesem sen kızacaktın da, sanki cinayet mi işledik, uyuşturucu mu kullandık?”

Evet, çocuk korkmuş da. Biz çocukları hemen her bahane ile korkutan bir toplum olduğumuz için korkmuş, söyleyememiş.

“Oğlum, önemli olmadığını kim söyledi sana?”

“Herkes baba, ben bir polise bile sordum. Yangın tüpleri toplumun kullanımı için değil mi? Biz de merak ettik kullanmak istedik. Güvenlikçiler de görüp elimizden aldılar. Tüpü açmadık bir şey etmedik!”

“Ama oğlum, sizi hırsızlıkla suçluyorlarmış.”

“Niye baba lojmanın tüpünü çıkarınca hırsız mı oluyoruz? Niye hırsız olalım?”

“Oğlum, lojmanın tüpüyle hırsız olmazsın da, biliyorsun bu ara lojmanlarda hırsızlık olayları oluyor.”

Çocuk kızıyor. “Ne alaka baba, bizim onlarla ne ilgimiz var?”

“E bak şimdi diyorlar ki, bunlar, lojmanlardaki hırsızlarla ilişkili.

Baba olur mu yaw? Bizim gitmediğimiz, bilmediğimiz o lojmanlarda parmak izlerimiz yok ki.  Nasıl bizi hırsız olarak gösterecekler?

E doğru.

Bu defa çocuk soruyor:

“Böyle bir şey söyleyebilirler mi baba?”

Baba da bilmiyor. Söyleyebilirler mi?  Bu babanın da ilk tecrübesi. Hiç belli de etmez!

Bizde bu Vedat gibi güvenlikçiler, bu ara yetkililer varken söylerler, söylerler.

Hele iş sonunda bir de öyle uyanık çokbilmiş iki polise, arkasından da iş bilir bir yargıca giderse olmayacak şey değil.

O zaman delikte de bulursunuz kendinizi. 

Olmaz olmaz!

Ne de olsa Aziz Nesin’in memleketinde yaşıyoruz.

*

Kuruluşun yetkilisi güvenilir bir personelini soruşturmacı tayin ediyor, çocuklarla, aileleriyle, güvenlikçilerle görüşülüyor, soruşturma tamamlanıyor ve sonunda en baştan söylenmiş olması gereken şey söyleniyor. Çocukların soygunlarla hiçbir ilgisi yok.

Kurum amiri çocukların babalarını çağırıp konuşuyor.

Babalardan o sonradan haberdar olanı, amire “sayın amirim” diyor, “ben ilk andan itibaren basit bir vukuat olduğundan emindim. Gelip size söyleyecektim ama gördüm ki bazıları işi öylesine ciddiye almışlar ki gelip konuşmam halinde, sanki ben onları aklamaya çalışıyormuşum görüntüsü verecektim, bu da işime gelmedi. Ben çocuğumdan da, arkadaşından da eminim.  Gerekiyorsa çağırsınlar polisleri, alsınlar çocukların ifadelerini de iş sağlam olsun, çocukların üzerinde oluşturulan bu gölge kalksın diye düşündüm, gelmedim,” diyor ve çoktandır aklında olan soruyu soruyor. “Efendim peki siz neden polis çağırmadınız?”

Amir büyük bir ciddiyetle, “polis çağırmadık çünkü kurumumuzun adı söz konusuydu!”

Baba anlıyor ki, amirin konu ile ilgili kuşkuları bitmemiş, ikna olmamış ya da öyle görünmek işine geliyor. Bunu aklından geçiriyor ama artık “böyle eğitimli biri, böyle basit bir konuda bile nasıl bu kadar sığ olabilir” sorusunu sormuyor kendisine.  

Babaları uğurlarken kurum amiri tembihte bulunmayı ihmal etmiyor:

“Çocuklarınıza dikkat edin, bundan sonra herkesin gözü üzerlerinde olacak!”

Odadan dışarı çıktıktan sonra soruyu soran baba yüksek sesle “ey Aziz Nesin, neredesin?” diyor.

Öbür baba acı acı gülüyor.

 

07.08.2017

17:15

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Selamlar Şahbettin bey, İki bölüm bloğunuzu okuyunca 80’li yıllarda gerçekleşen bir olayı aktarayım istedim. Bir kamu kuruluşuna ait büyükçe bir araziyi yeni yetme müteahhitlerden korumak için önce 2 güvenlikçi alınır. Sonra izin, rapor vs durumlar için 3. bir güvenlikçiye ihtiyaç duyulur. Sonra 3 kişinin başına bir amir lazımdır diyerek bir de güvenlik amiri alınır. Sonra bu personellerin maaş, izin vs kaydını tutmak için bir personelci, bir de tahakkuk elemanı tahsis edilir. Bitmedi :))) Sonra o arazinin belli bir kısmına gösterişli bir bina dikilir. Sonra bunlara nizam intizam versin diye bir müdür atanır. Sonra müdür bey toplantı, izin vs.de olduğunda hizmet aksamasın diye 2 Md. Yrd.cısı atanır. Gel zaman git zaman ülkede ekonomik kriz baş gösterir. Hükümet, kemer sıkma politikası ilan eder. İlan edilen kemer sıkma politikası gereği personel giderleri çok bulunan birimin 3 güvenlikçi ve 1 güvenlik amirinin işine tazminatları ödenerek son verilir. “Ört ki ölem” Sağlıcakla Kalın...

Yorum Dükkanı 
 30.09.2019 18:42
Cevap :
Kıymetli Dostum maalesef yurdum insanının bulunduğu her yerde pek çok akla ziyan şey yaşanır. Küçük alanlarda yaşanan ilgiç şeyler orada kaldığı için herkesin haberi olmaz. Okuduğunuz hikaye de aslında gerçek bir olaya dayanmaktadır. Katkınız için çok teşekkür eder, sağlıklı, mutlu günler dilerim.  02.10.2019 16:50
 

Şahbettin Bey, evet gerçekten trajikomik bir olay. Ben bile ders çıkardım. Yazarken epey emek verdiğiniz belli oluyor. Kalemine ve emeğine sağlık tekrar. Selamlar.

Dr Atanur Yıldız 
 10.09.2019 14:37
Cevap :
Haklısınız Doktor Bey, Çok emek verdim. Defalarca yazdım ve aslına bakarsanız en son halinin bile çok iyi olmadığının farkındayım. Bu yaşanmış olayı hikaye tadında da olsa başkaları da bilsin istedim. Bizde kimbilir gün ışığına çıkmamış ne hikayeler var. Kıymetli değerlendirmeleriniz için ayrıca çok teşekkür ederim.   10.09.2019 19:06
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 325
Toplam yorum
: 223
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 196
Kayıt tarihi
: 21.06.14
 
 

Yaşadığımız evrenin oldukça zengin bir yer olduğunun farkındayım.  Bu zenginliğin çok az bir kısm..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster