Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Mayıs '10

 
Kategori
Bilim
Okunma Sayısı
2033
 

Hisler neyin ifadesidir.

Hisler neyin ifadesidir.
 

Descardes'dan bu güne çok şey değişti. Descardes'ın zihin beden ayrılığına dayalı görüşleri, nöröbiyolojideki gelişmeler paralelinde yanlışlığını ortaya koydu. 10 Yıl önce okuyup, önemli diye her satırını çizdiğim bir kitabı, bugün tekrar elime aldım. Bu satırlarla başladım yazmaya. Antonıo R. Damasıo bir çok popüler kitaba malzeme olan araştırmalarıyla ünlü bir nörolog. Güçlü argümanlarıyla soyut diye nitelendirdiğimiz hisler dünyasına evrimci bir bakış sunuyor. Hislerin diğer algılar gibi bilişsel olduğunu öne sürüyor. Örnekleri, meşhur Phineas Gage vakası yanında, çok sayıdaki hastalarından biri olan Elliot vakası. Her iki vakanın özelliği karar verme süreçlerinden sorumlu beyin bölümü, frontal korteksin nedenleri değişik olarak hasarlı oluşlarıydı. Örneklerde hastalar, yaşamları için en avantajlı olabilecek hareket tarzını seçme yeteneklerini kaybetmişlerdi. Zekaları yerinde olduğu halde, iş ve kişisel hayatlarında, çok kötü seçimler yapabiliyor, basit bir karar almada bile zorlanıyorlardı. Dr. Damasio bunun, duygusal beyin merkezlerine erişimin engellenmesi sonucu olduğunu izah ederek kesintinin hislerin karar verme süreçleri için ne denli hayati öneme sahip olduğunu ortaya koyuyor. Hislerin düşünce oluşmadan ortaya çıkmasının varkalımsal önemine vurgu yapıyor. Descartes'ın yüzyıllar öncesinden başlayan ve Kartezyen felsefeye dayanak yapılan görüşünün, yanıltıcı olduğu hipotezini ileri sürüyor. O'na katılmamak mümkün değil. Hisler düşünceden önce gelir. En basit bir organizmada bile, acıdan kaçınma, korunma içgüdüsü olarak ortaya çıkan ilk itkisel hisler, düşünceye eşlik eden sinir yapıları oluşmadığı halde vardır. Yeni doğan bebek, henüz düşünce üretme becerisine sahip değilken, (Bilinç, bebekte aniden ortaya çıkan bir fenomen olmayıp beyin büyümesine paralel olarak aşamalı gelişir.) acıya açlığa ve korkuya tepkisini ağlama ile belli eder. Acı hissi bizlere hayatta kalmak için en iyi korunmayı sağlar. Bedenimizle ilgili tehlikeler karşısında savaş ya da kaç tepkisi, beynimizin kadim duygusal merkezlerinin belleğine yerleşmiştir. Savaşmamız gerektiğinde( stres altındayken ) Adrenalin ve Nor adrenelin bizi savaş'a hazır acil duruma uygun hale getirmek üzere salgılanır. Sempatik sinir sisteminin bu mediatörlerinin, etkisinde kalp hızlanırkan daha güçlü olarak, pompalar. Kan akışı ellere ve ayaklara doğru yönelir, kaçmak yada saldırmaya yetecek güçte enerji, bu yoğun kan akışıyla sağlanır. Hareketten sorumlu organlar kaçmaya hazır hale gelir. Eğer kaçmayıp saldırılacaksa, eller düşmana vurmayı sağlayacak maksimum güce ulaştırılır. Öfkeyle, birine saldırmak üzere olduğunuzu düşünün. Elleriniz saldırıyı yapacak aleti sımsıkı kavramıştır. (Sıkılmiş yumruklar). Tehlike korku yarattıysa ve hissettiğimiz vücudumuzun korku haliyse, yüzümüzden kan çekilir donar kalırız.

Dikkat nasıl tepki vereceğimize odaklanır, çıt çıkarmadan bekleriz. Hepimiz bu tarz durumlarla karşılaşmışızdır. Rüyalarımızda bile kabusun ortasında kaçmak isteyip kaçamadığımız, haykırmak istediğimizde sesimizin çıkamadığını anımsayın. Ormanda yürürken, vahşi yırtıcı karşısında savaşa ve kaçmaya yönelik bu mekanizmalarla sağ kalmayı becerdi atalarımız. Bugün bile aynı mekanizmayla içiçeyiz. Stres tepkisi yaratan her türlü olayda Sempatik sistemin etkisinde kalırız. İmtihan kapısında beklerken, büyük bir dinleyici topluluğuna karşı yapacağımız konuşma öncesinde, vergi memurunun ani kontrolünde, sevgilisiyle ilk buluşmaya giden delikanlıda olduğu gibi. ilk atalarımızdan beri değişmeden devam eden aynı mekanizmalar, evrimsel süreç boyunca çeşitlenmiş, yaşamın getirdiği yeni olguları karşılayacak zenginliğe ulaşmıştır. Duygu repertuarımız modern yaşam tarzımıza uyarlanmıştır. Zengin iç dünyamızı oluşturan hisler, evrimsel gelişmeyle, sürekli ve ihtiyaca göre değişerek oluşmuştur. Başlarda sadece hayatta kalmayı direkt olarak ilgilendiren korku, acıdan kaçınma, zevke ulaşma, (üreme ve açlığı gidermeye yönelik) zihin ve vücut birlikteliğinin ileri aşamalarında değişerek, insana özel, geniş his yelpazemizi oluşturmuştur. Her insanda ortak bazı his kümeleri vardır.

Ebeveynlerin, cocuk bakımında ve uzun eğitim dönemlerinde işlerini kolaylaştırır. Sevgi, merhamet, fedakarlık, vicdan, sorumluluk, sebat, şefkat, ilgi, aşk gibi. Neslin devamını sağlayacak, varkalımsal katkıyı oluşturacak tarzdaki bu hisler, ebebeyn özgeciliğinin temelini oluşturur. Gazetelerde, anne ve babaların çocukları için hayatlarını hiçe sayan fedarkarlık hikayelerini okuduğumuzda şaşırmayız. Biz de aynı durumda aynı tepkiyi vereceğimizden yadırgamayız. Fedakarlık, yavrusu için ölümü göze alma, sürüngenlerin kendi yumurtalarını yemesinden çok farklı olarak, insan ebebeyninin sinir devrelerine sonradan ilave edilmiştir. Memeli oluşumuzdan itibaren.

Descardes'ın Yanılgısı kitabına yeniden dönersek yazar şöyle diyor:

Hisler de kaynaklandıkları duygularda lüks değildir. Onlar içsel rehberlerdir, başkalarından gelen sinyallere yanıt vererek iletişim kurmamız için bize yol gösterir. Dahası hisler fiziksel varlığı olmayan ya da belirsiz şeyler değildir. Geleneksel bilimin görüşünün tersine, hisler de en az diğer algılar kadar bilişseldir. Onlar, beynimizi vücudun tutsak seyircisi yapan çok garip bir fizyolojik düzenlemenin sonuçlarıdır. Hayranlık duymamız gerekir. Binlerce yıldır insan ruhu diye adlandırdığımız şeyin temelini hisler oluşturur.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 18
Toplam yorum
: 16
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1107
Kayıt tarihi
: 24.03.10
 
 

Gaziantep 1948 doğumluyum. Çocuk Doktoruyum Evrimsel Biyoloji ile ilgileniyorum. Populer bilim ve tı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster