Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Nisan '08

 
Kategori
İstanbul
Okunma Sayısı
356
 

Hislerimin dokunuşları

Hislerimin dokunuşları
 

Öncelikli olarak İstanbul çok güzel bir şehir ve insan hayran kalıyor ve ayrılmakta çok zor geliyor ordan. Bundan önce bir emeklilik şirketinde çalışırken gerek eğitim gerekse sınav ve toplandı dolayısıyla çok sık İstanbula gelmiştim ve hayatın da ilk kez gelen biri olarak çok hayran kalmış ve en çok İstanbul boğazını ve vapura binmeyi hayal etmiştim. Televizyonda insan görünce çok heyecan duymuyor ama kendisi yaşayınca gerçekten harika hissediyor. İlk gidişimde arkadaşlarla beşiktaşta gezerken biryerler de oturmuştuk ve bizi almalarını beklerken insanları izlemiş ve sabahın ilk saatlerinde olmasına rağmen insanların koşuşturmalarını ve karşıdan karşıya geçerken koşuşturduklarını ve ışıkların yanmasıyla beraber sırf ona yetişmek için koştuklarını görünce çok gülmüş ve bunlar ne yapmaya çalışıyorlar demiştim. Trafiğin çok yoğun olması beni ilk giden biri olarak çileden çıkarmış ve bir yerden bir yere gitmek için 2 saatimin yollarda geçmesine acayip sinir olmuş ne biçim şehir bu ya diye kendi kendime söylenmiştim. Ben iki saatte Adana'dan Mersin'e gider gelirim demiştim kendime. Eğitim için gitmiş olmamızdan dolayı çok fazla gezememiştim ve ancak boğazı, dolmabahçe sarayını, sultan ahmeti sadece arabada giderken görmüştüm. Hele ki en büyük şaşkınlığımı karşı tarafa geçerken yaşamış olup kız kulesi bu mu ya demiştim. Televizyonda öyle güzel allayıp pullayıp ve görsel ziyafete çeviriyorlar ki insanın onun bu olduğuna inanası gelmiyor. Hayalimde canlandırdığım istanbul gitti yerine başka bir istanbul geldi. O an ben bu şehirde asla yapamam dedim. Ne kadar imkan çok olsada o kadar da insanı yoran ve zamanın anlamını bilmeden hayatımı bu şehirde bu şekilde geçiremem dedim.

İnsan İstanbul da kendini kaybeder. Tabi insan neyi nasıl görmek isterse o şekilde görürür ama ben ne görmek istediğimi biliyordum ve onun heyecanını yaşıyordum. İstanbul süprizlerle dolu bir şehir.İnsan ne zaman neyin başına geleceğini bilemiyor. İlk deneyimimden sonra diyer gidişlerimde artık istanbulu tatma zamanı geldi dedim ve hiç bilmediğim bir şehirde bu sefer tek başınasın deyip Anadolu yakasında inip vapurla karşıya geçmeye karar verdim ve birazda korktum. Çünkü ben ilk kez bir vapura biniyordum ve dalgaların vapura çarpması benim midemi buluandırırmıydı acaba başıma birşey gelirmiydi diyerek içimden dualar ederek binmiştim. Sanki ben üniversiye yeni başlayan bir çöm misali insanların beni izleyeceğinden ya da bunu onlara hissettirmekten korkuyordum. Acaba bana bakarak kendi içlerinde bana gülerlermiydi. Vapura bindikten sonra onlar beni değilde ben onları izledim. Sanki insanlar birbirlerinden habersiz sanki kimse yokmuş gibi hareket ediyorlardı. Herkes kendi halinde kendi iç dünyalarında hangi sorunlarıyla boğuşuyordu acaba diyerek düşünmekten kendimi alamadım ve onlarla empati kurmaya çalıştım. Ama bu yaptığım nafileydi. Çünkü artık insanlara güven duygularını kaydetmiş bir kapalı kutu misali duruyorlardı ve kimse kimseye günaydın bile demiyordu. Biranda burda insanlık ölmüşmü diye düşündüm. Hele bir yaşlı amca bir beye saati sorduğunda ben burda saatçi başı mıyım diye bir laf edince buna canım o an çok sıkıldı ve amcaya ben söyledim saatin kaç olduğunu. Bunda ne var ki dedim kendi kendime acaba sabahım mahurluğumu var diyerek düşündüm ve buda olsa o kişinin bunda NE SUÇU VARDI Kİ ?

Daha sonra vapurun tadını çıkarmaya karar verdim ve elimde olan simitleri martılara atmaya başladım. Bir yandan dalgalar vuruyor ve vapur bir o yana bir bu yana sallanarak yoluna devam ediyordu.Harika bir duyguydu bu benim için. Şuan bu yazıyı okuyanlar belki bunun neresi güzel diyebilir biz hergün vapura biniyoruz ve çokta önemli değil diyebilir. Ama bunlar benim ilk tatmış ve hissetmiş olduğum duygulardı. Ve keşke daha uzak olsaydı gideceğimiz yer dedim. Çünkü hemen rıhtıma gelmiştik. Ben zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştım bile.

Artık bu heyecanı azda olsa yaşadın dedim kendime. Daha zamanın var nasıl olsa düşüncesinden yola çıkarak şu İstanbul'u gezme zamanı diyerek ilk iş olarak Taksim ve istiklal caddesine indim. Ama gündüzünü değil ben gecesini hayal ediyordum ve eğitim esnasında da gecesinide görme fırsatım oldu ve hayalimden daha muhteşemdi. Tabiki İstanbul'u 5, 6 gidişimde tamamen gezmem imkansızdı ama ben görmeği arzu ettiğim her yeri gördüm ve bu bile azda olsa yetti bana.

Ey İstanbul senin uğruna ne şiirler, şarkılar ve hikayeler yazıldı. Herkesin gözünde sen çok farklı bir yerdesin. Benim gözümde hayalimde kaldığın gibi olacaksın. Ne sensiz ne de senden bihaber yaşanılmaz ama ben seni yine görmeye geleceğim ve bu sefer iş için olmuyacak. Seni tatmak, hissetmek ve duymak için seninle olacağım. UMarım bu en kısa zamanda olur ve son olarak şunu da eklemek istiyorum. Benim yerimede bu yazıyı okuyanlar İstanbul simiti yiyin emi. :)) Ben her alışımda martılara ikram etmiş olmamdan dolayı canım çok istiyor. :((

Saygılarımla

:)))))

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 13
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 579
Kayıt tarihi
: 27.03.08
 
 

1981 yılında Kadirli'de doğdum. Konya Selçuk sosyoloji mezunuyum. Şuan ailemle beraber yaşıyorum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster