Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ağustos '08

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
571
 

Hissetmiyor musun?

Gecenin bir yarısı uyandı uykusundan. Ruhunda yoğunlaşmış bir acıyla. Uykusu kör bir bıçakla kesilmiş gibi. Son bir kaç aydır, geceleri bir duvar saatinin sarkacı gibi geçmiş ile bugün arasında sallanıp duruyordu sürekli. Sanki araların da zaman uyumu olmayan iki boyut arasında gezinerek, kendisi ile saklambaç oynuyordu. Kimin ebe, kimin saklanan olduğunu bilemeden.

Uykusu tamamen kaçmıştı yine. Yatağından kalktı ve banyoya yöneldi. Musluktan akan soğuk suyu avuçlarına doldurup ardarda bir kaç kez suratına çarptıktan sonra bakışlarını istemeye istemeye lavabodan aynaya doğru yavaşça kaydırdı. Bunu yaptığında başına gelecekleri bile bile. Kaydırması ile birlikte yine ayna da ki, onunla konuşmak için sabırsızlanan yansıması ile göz göze geldi. Gözlerinin içine bakarak “Hala anlayamadın mı? Neden bunları yaşadığını.” diye sordu ona, ayna da ki görüntü. Belki susar umuduyla, bakışlarını tekrar lavaboya kaydırdı? Ama o, bakışlarını ondan kaçırarak kendini yaşadığı bu monologdan ne kadar kurtarmaya çalışsa da, duyduğu ses konuşmasına devam etmekte kararlıydı o gece. “ Hissetmiyor musun? Artık zamanı geldi. Yaşantının tavan arasına girip, orayı temizleyerek, sırtındaki yüklerden kurtulmak için artık hazırsın. Hadi cesurca gir oraya ve kurtul onlardan.”

Daha fazla durmadı banyo da. Yatak odasına girip, hızla üstündekileri değiştirdikten sonra kendini arabasına attı. Bu yaşadıklarını kendisine kimin, neden yaşattığını düşünmekten kaçarak kendini şehrin ışıldayan caddelerine bıraktı. Acaba dediği gibi gerçekten hazır mıydı! Şehir meydanını geçerken kaldırımlar da ki alkol duvarını aşmış insanlara, onların bu tükenmiş hallerini, ortaya seren sokak lambalarına baktı. İnsanların yaşadığı bu rezilliğin açık ve net olarak herkes tarafından görülmesini sağlayan, aynı zamanda da bu insanların karanlıklara gömülerek kendilerini saklama özgürlüklerini hiçe sayan sokak lambalarına.

Karşıdan gelen arabanın uzun farları gözlerini kamaştırdı. Tam yanından geçerken ona doğru sinirli bir şekilde bağırdı. Ama arabanın içindekileri gördüğü an da ağzından çıkmakta olan cümle yarım bir halde havada asılı kaldı. Soluk alışverişi hızlandı. Bir kaç saat önce uykusunu bölen o hain kör bıçak bu defa gelip tam kalbinin üzerine saplandı! Bütün bedeni titremeye başladı.

Bu…. Bu….. olamazdı?

Yanından geçen arabayı kullanan da yine kendisiydi. Yanındaki koltukta oturan kişi ise karısının sorunlu hamileliğinin son döneminde birlikte olduğu Juliet’ti. Kendini o arabanın içinde görmesiyle, yaşadığı o gece hafızasında bir an da tekrar canlandı. Ardından da o geceyi tekrar yaşamaya başladı. Ama bu sefer sanki kendisinden bir adım geride durmuş yaşadıklarını izliyor ve olanları yıllar önce yaşadığı o ilk günden çok farklı bir şekilde algılıyordu. Juliet’e karısıyla ilişkilerinin uzun bir süredir aslında pek yolunda gitmediğinden uzun süredir zaten duygusal anlamda çoktan bitmiş olan bu ilişkiyi bitirmek istediğinden bahsediyordu. Bu konuşmayı yıllar sonra tekrar dinlerken, onu nasıl bencil ve bir yığın yalanla dolu sözcüklerle yaptığını görüyor, yalanlarının ardına gizlediği esas niyetinin o berbat kokusunu alabiliyordu. Bu sefer arkasına gizlendiği o ikiyüzlülük perdesi tamamen ortadan kalkmıştı. Bu sefer yaşadığı bu iğrençliğin zehir gibi tadı boğazını yakıyordu.

Gözünden süzülmeye başlayan yaşları silmeye çalışırken gözlerini yavaşça kapadı. Açtığında ise kendini yıllar öncesinden, şimdiki zaman boyutuna geri dönmüş olarak buldu. Arabasının radyosu açıktı ve radyoda banyo da duyduğu o ses konuşuyordu.

“Kendini bağışla.” diyordu. “Kendini suçlamaktan ve geçmişte yaşadıklarına bağımlı kalmaktan vazgeç. Sana sürekli acı veren geçmişini ancak kendini bağışlarsan iyileştirebilir, onu gün ışığına çıkartıp farklı bir algılama düzeyiyle değiştirebilirsin. İnsanlar çok üzücü bir olay yaşadıkları için değil, bu yaşadığından dolayı üzülmesi gerektiği onlara öğretildiği için üzülürler. Kendini endişelere ve korkulara kapılmaktan kurtarabildiğinde geçmişin de iyileşecek. Kendini yürekte bağışlamakta budur zaten. ”

Kendini farkında olmadan girdiği bir tavan arasındaymış gibi hissetti. Elini kalbinin üzerine koydu ve içten gelen bir istekle huzurlu bir şekilde gülümsedi...

10 Ağustos 2008
Haşim Arıkan
http://hasimce.blogspot.com/

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

tavan arsını temizledikten sonra anahtarını da yok etmenin bir yolu var mıdır? Çok güzeldi, teşekkürler...

Eymil 
 14.08.2008 16:01
Cevap :
Temizledikten sonra kendimize bir keyif alanı yaratabiliriz belki orada ne dersiniz? :)) Esas ben teşekkür ederim. Sevgilerimle..  15.08.2008 11:46
 

geçmişinden ancak onu anlatarak önce kendine ve sonrada bir başkasına anlatarak kurtulabilirsin ve onu geride bırakabilirsin diyor Zahir'de...

beenmaya 
 11.08.2008 16:21
Cevap :
Yahu sen Zahirle beni bir tanıştırsana:)) Sevgilerimle  12.08.2008 0:04
 

işte dostum o an, şunu da anlıyorsun, ne gereksizmiş öfkelenmek. Kendine ve insanlara. Gariptir hep sonralarda gelir öğrenilenler ve sen bunu sadece kendine dersin ve önemlisi geleceğine.

Engin Allı 
 10.08.2008 23:54
Cevap :
Çok teşekkürler Engin. Yine okudun:))  11.08.2008 10:19
 

Hayat zaten farkında olmadan girip yaşanması gerekenleri yaşadığımız eskilerle dolu, tozlu ama bize ait bir yer degilmi? Sevgilerle,

Tülin Karaman 
 10.08.2008 23:16
Cevap :
Yaşanması gerekenler! İçlerin de bize özel hep küçük bir zarf gizleyenler değil mi? Çok teşekkürler. Sevgilerimle:))  11.08.2008 13:05
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 110
Toplam yorum
: 1899
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1082
Kayıt tarihi
: 05.02.07
 
 

Kimliksiz bir yazanım aslında... Bazen benim, bazen senim, bazen de herhangi biriyim. Belki d..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster