Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Nisan '15

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
332
 

Hıyarlığa diploma verilmez! Sorun; insan malzemesindeki kalite eksikliğidir

Hıyarlığa diploma verilmez! Sorun; insan malzemesindeki kalite eksikliğidir
 

Sormuşlar yoksula: “Zengin olsan ne yapardın?” diye…


O da “Soğanın hep ‘cücüğünü’ yerdim!” diye yanıtlamış!


Durun! Hemen büzmeyin dudaklarınızı…


Kaşınızı kaldırıp “Eğitim şart efendim!” demeyin! Hem sonra “eğitim” derken neyi kastettiğiniz oldukça muğlak! “Mektep medrese” derseniz sınıfta çakarsınız! “Kavram” tanımlamalarıyla aramız pek iyi değil, biliyorum!


O sizin dediğiniz “öğrenimdir”, okulda veya bir meslek okulunda ve evet bir “ustanın” yanında edinilir…

Biraz da zorunludur yani!


“Eğitim” ise anne karnında başlar ve hayatın her safhasında ömür boyu sürer!


“Öğrenimin” kabataslak amacı geçinecek parayı kazanmaya yöneliktir!


Kazandığınız parayı nasıl değerlendireceğiniz ise aldığınız eğitimle ilgili bir konudur!


Seçimlerinizde belli olur aldığınız eğitimin niteliği!

Hasbelkader klavye başına oturmuş "tüccar" kafalılara anlatamazsınız bunları!

Sorun, "ölçü" sorunudur. Moktandır terazileri...Dirhemleri de tezekten!


Şatafatlı bir villanın bahçesinde yatıyorsa son model “Mersedes’ler, Porsche’ler, Lamburginiler, Ferarri’ler ve bilmem kaç çekişli cipler”… Hem de çifter çifter…


“Ah ulan ah paranın gözü kör olsun” mu dersiniz? Yoksa yine her zaman olduğu gibi:


“Eğitim şart efendim” mi dersiniz?


Mektep medreselerde dirsek çürütmüş sanatçısı da böyle, topçusu da, popçusu da, iş adamı da böyle…

Lüks araba tutkusu ortak bir “hobi” sizin anlayacağınız.


Cafcaflı bir kaporta ve güçlü bir motor ne verebilir ki insana?


Almış olduğu “öğrenim” ne kadar yüksek olursa olsun soğanın “cücüğünü” tercih edenler çoğunlukta…

Bu durumda pek havada kalıyor o “eğitim şart efendim” söylemi!


Hani yani bakkalda, markette veya cafcaflı AVM’lerde satılsa ve mümkün olsa parayla edinmek…


Amenna!


Ama şöyle üç, dört kuşak öncesine dayanmıyorsa… Yıllara dayalı bir “süzülmüşlüğü” yoksa aldığınız eğitimin! O lüks restoranda “sen” diye hitap ediyorsanız garsona… Direksiyon başında canavara dönüyorsanız; sıra ve kapı kültürünüz “kereste” kıvamındaysa… Bitiniz kanlanınca kimsecikleri “tikinize” takmıyorsanız… Kafanızı bozan birini “Seni evinden aldırırım” diye tehdit ediyorsanız… Gösterişe meraklı bir “marka” tutkunuysanız… Elinize bir tespih gibi yapışmışsa o bilmem ne marka “akıllınız”… Ve “beğenilerinizi” “Takdir ediyorum” diye ifade ediyorsanız pervasızca… Ne yapsanız boş!


Daha alt katmanlarda… Hani yani biraz palazlanınca…


Önce bir araba ve akabinde evdeki hatunu boşama…


Milli gelenek!


Para etmiyor işte bilmem ne üniversitesini bitirmek, master yapmak ve doktora!


Kimileri tüm yoksulluklara, mahrumiyet ve sürgünlere rağmen “Halikarnas Balıkçısı” olabiliyor Cevat Şakir gibi… Ölümsüzlüğe kavuşuyor…


Kimileri yazdığı kitaplardan elde ettiği serveti kimsesiz çocuklar için harcıyor, Aziz Nesin gibi!


O yaşlı ve para babası müteahhit ise altında son model Ferrari’si ve kolunda yirmilik hatunla bir kapının önünde “tozlu bir paspas” bile olamıyor!


Sevişmek güzeldir elbette ama insanın “parasını şaapması”( sevişme yerine) nasıl bir duygudur bilinmez!


“Varlıklı” olmayı seçenlerin ve bunu başaranların “ortak” dramıdır bu!


Söyle bir sorsak:


Paraya para demeyen, sırtında pespaye bir tişört ve dötünde evde bile giyilmeyecek bir şortla Etiler’in en lüks restoranında misafirlerini ağırlayan o “program yapımcısı mı” zengindir?


Yoksa efendim:


Neyzen Tevfik mi, Orhan Pamuk mu, yoksa Nazım mı?


Kuşaktan kuşağa aktarılması gereken birikimlerle elde edilebiliyor bazı yaşam ve davranış biçimleri.

Kokuşmuş alışkanlıklardan kurtulmak, uzun ve bedeli ödenmiş yıllara dayalı bir damıtımın sağladığı süzülmüşlüğe kavuşmak pek o kadar kolay değil!


Temel ve üst düzey gereksinimler beraberce filizlenmedi mi, odanızın duvarını süsler sadece üniversite diplomanız ve inanın hiçbir işe yaramaz doktoranız!


Sonuçta “öğrenim” şöyle veya böyle cehaleti alır! (Ve elbette şarttır)


Ama bazı şeyler “baki” kalabilir!


Böyledir hayat!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Eskiden buralar hep dutluktu :) Selam ver muhabbetle

Murat HACIOĞLU 
 24.04.2015 21:49
Cevap :
Evet sayın doktorum, dutluktu. Hıyar bostanı sonraların işi:) Selamlar,saygılar:)  24.04.2015 22:37
 

Vardır..Hıyarlığın milliyeti vardır...Örneğin bizim hıyarlarımızın kabukları yenir...Şuna değdi,buna değmedi derken hepsi yenir efenim...

ali açıköz 
 24.04.2015 19:42
 

"Ümitçe", yazdığınız doğruların altına, imzamı atıyorum sayın yazarımız... Yalnız başlıktaki "milliyet" sözcüğünün yerine "diploma" olsa daha mı iyi olurdu acaba diye, sormadan edemedim kendime :) Ben de sık sık değiniyorum yazılarımda: "İnsan" olmak ayrı bir şey, tahsille veya varsıllıkla ilgili bir alan değil kesinlikle... Arada bir gelen temizlikçi kadının olgunluğunu, pişmiş halini, dediğiniz gibi; son model mercedesi olan bilmem nerelerden diplomalı insanda göremiyorum... Elbette, en az üç kuşak entellektüel geçmişi olanın hali başka fakat yine de "maya" faktörü de var sanıyorum :) Ancak görmesini bilen gözler; her tavırdan, her bakış ve oturuştan anlayabiliyor böylesi güzel insanları. Sayıları giderek azalıyor ne yazık ki... Saygı ve selamlarımla...

Nur Eşmeli 
 24.04.2015 19:20
Cevap :
Aslında yazının başlığı bir başka yazıyla bağlantılı ve uyumluydu. Sevgili Solohan'ın blog kategorisindeki yazısı ilham vermişti bana (Amerikan hıyarı). Ne var ki yazımın kategorisi değiştirilince havada kaldı bizim başlık. Editörlerin takdiri tabii. Tavsiyeniz üzerine başlığı değiştirdim hemen. Zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. Selam ve saygılarımla.  24.04.2015 22:43
 

Dünyaya gelen her insan sıfır bilgiyle dünyaya gelir ve doğal olarak da cahildir. Daha sonrasında öğrenmeye başladıklarıyla da kendi kişiliğini oluşturur. Yani adam hıyar olacaksa da öğrendikleriyle olur, badem olacaksa da. Kısacası insan iyiliği de öğrenir kötülüğü de. Eğitime veya öğrenime gelince elbette ki eğitim şarttır ancak ne var eğitimin şekli, kapsamı, kalitesidir önemli olan. Eğitilen insan birinci sınıf bir hıyar da olur, bir insanda olur. Sonuçta her şey adamın tüm hayatı boyunca öğrendikleriyle doğru orantılıdır. Kimse doğduğunda ne "elhamdülillah Müslüman" dır ne de "Mustafa Kemal'in askeri" dir. Sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 24.04.2015 18:03
Cevap :
Yazımı pek güzel "özetlemişsiniz" Mustafa Bey, kutlarım. Katkınız için teşekkürler ve selamlar:)  26.04.2015 17:23
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 312
Toplam yorum
: 4634
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 1614
Kayıt tarihi
: 10.02.07
 
 

Önceleri konuşurdu insanlar, "yazmak", sonraların işi... Duygu ve düşüncelerimizin yanı sıra gözl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster