Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Kasım '11

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
171
 

Hızlı ol, anlam kaçıyor

Hızlı ol, anlam kaçıyor
 

İnsan bilinmeyeni merak eder ve üzerine gider. Çünkü belirsizlik rahatsız edicidir. Ortada bir gizem varsa ve bu gizem geleceğe dair puslu bir görüntü yaratıyorsa. Bütün dikkat bu gizemin üstüne yoğunlaşır. Önce zihnini karıştırır insan, orada çözüme dair bilinen bir yöntem var mı diye bakar. Bir şey bulunamamışsa sahip olunan araçlar devreye sokulur. En önemli silah olan akıl tüm gücü ile saldırır gizemin üstüne.

İnsanın bugüne kadar karşılaştığı en sıkı gizem, ölümdür. Kendini bildiği, varlığının farkına vardığı andan bu yana burnunun dibinde durur insanın, ölüm. Aradan geçen binlerce yıla rağmen ardındaki gizem ilk keşfedildiği gün kadar canlı durmaktadır. İnsanın sahip olduğu ve baş döndürücü hızla geliştirmeye devam ettirdiği araçlarının tümü kifayetsiz kalır bu büyük gizem karşısında. Ancak belirsizliğin verdiği rahatsızlık araçların yetersizliğini aşar. İnsanın hayal gücü yardımına yetişir böyle durumlarda. Binlerce yıllık yaşam tecrübesi ve gözlem gücü kimi küçük ip uçları verir belirsizlik perdesinin aralanması için. Aklın sahip oldukları arasında öyle etkili bir silah vardır ki, onun dokunduğu her gizem birden bire aydınlanır. Bu silah çağlardan beri insanın yanında yer alan en sıkı dostu olan inançtır.

Somut gerçekliğin, yakıcı olarak kendini dayatmasının panzehiri olan inanç insana umut verir. Ölümün yok oluş olarak gözlemlendiği somut gerçeklik içinden, varlığın bir şekilde devam etmesi olasılığını yaratan inanç, kızgın kumlar arasındaki serin bir vahadır insana. Yok olmak korkunç bir olasılıktır ve bu durum belirsizliğin ulaşabileceği en yüksek zirvedir bilinç için. Sonunda bedel olarak acı çekme olasılığı bile olsa, varlığın bir şekilde devam ediyor olması rahatlatır insanı. Hele bu sonu belirleyecek koşullar insanın iradesine bağlanırsa akıl düğümü çözmüş olur ki, belirsizlik perdesi tamamen yok olur gider. Artık bu noktadan sonra somut gerçekliğin her durumda kendini dayatmasının yaratacağı sonuç, insanın güvenli sığınağı olan inancına daha fazla sarılması ile katlanılabilir hale gelir. Hatta öyle ki, en büyük günah dahi sayılsa baldan tatlı hayat kolayca terk edilebilir.

İnsanın, varlığını anlamlı kılacak üretkenlik içine girmesi yaşanılan somut gerçeklik içinde sonuç vermezse kendi gerçekliği içinde anlamlı bir varoluş yaratmaya yönelir. Bu durum gizemin fark edildiği andan itibaren varlığını sürdürür. Ancak yaratılan alternatif gerçekliğe ulaşılmasının yolu var olan somut gerçekliğin referans kodlarıyla oluşturulur. Aklın yarattığının yine akıl tarafından korunması şarttır, aksi durumda göçmeye mahkumdur.  Ölümden sonra sonsuz bir hayat olduğu öngörüsü mantıksal olarak her ölümlü için kolayca ulaşılacak bir geçiştir. İşte bu yüzden yaşamın kendini dayattığı gerekliliklerin çoğu diğer gerçeklik için geçerli değildir hatta ret edilmesi gerekenler çoğunluktadır. İşte akıl, yaratılan diğer gerçekliğin payandalarını böylece sağlamlaştırır ve belirsizliği aşmanın ve huzur içinde olmanın faturasını uzatır insanın önüne. Yani somut gerçeklikte kafana göre takılıp inancın perdesini kaldırdığı sonsuz yaşam olanaklarından kolayca yararlanamazsın.  

İnsanlar yarattıkları inanç sistemleriyle aştıkları ölümün belirsizliğine karşılık bu düzlemde bazı çabalar içine girmişler ve ulaşacakları ödül için cefayı göze almışlardır. Bir insan yaşamı için uzun sayılacak onlarca yıllık öğrenme süreci ve zahmetli uygulama yöntemleri ile bu gerçeklikteki yaşamlarından fedakarlıkta bulunmuşlardır. Bir sufinin, bir budistin, bir rahibin yaşamına bakıldığında inancın bedelinin ne anlama geldiği daha kolay anlaşılacaktır.

Oysa zamanın hızı ve tüketim alışkanlıkları, insanın tüm alışkanlıklarını etkilediği gibi inanç sistemlerini de etkilemeyi başardı. Geçmişte, olgunlaşmak ve bilgelerin aktardığı bilgiyle donanmak için bu işe aday olanların yıllarca hizmet etmeleri ve adım adım ilerleyerek bilgiyi hak ettiklerini kanıtlamaları gerekiyordu. Yıllar süren bir süreç tamamlandıktan sonra yetkinliğini ispat eden kişi kendi yaşam felsefesini de bilgisine ekleyerek bu dünyayı nasıl algıladığını anlatabiliyordu ancak. Bilgi kendini o yola feda etmek karşılığında alınabiliyordu. Bu nedenle bilgi herkesle paylaşılmaz, yetkin olmayanın eline verilmezdi.

Bugüne baktığımızda bilgi yaygınlaştı ve ulaşmak çok kolaylaştı. Artık herhangi bir inisiyasyon yaşanmadan her isteyen bilgiye ulaşabiliyor. Hızlı tüketim alışkanlığı onlarca yılda sindirilerek alınan bilgiyi birkaç saat içerisinde şırınga ediyor bünyeye.  Ve bilgi bedel ödemeden elde edilen her şey gibi değersizleşiyor, sıradanlaşıyor. İnsanın anlam arayışında adım adım ilerlediği, dişiyle tırnağıyla açtığı yol artık değerini yitiriyor. Değersizleşen bilgi, değer kattığı anlamı da basitleştiriyor. İnsanın, varlığın anlamını sorgulamasına neden olan gizem, yeniden belirginleşmeye başlıyor sıradanlaşan bilginin kifayetsizliği ile. Görünen o ki, inancın dayanağı ile belirginleşmiş görünen gizem açılımı flulaşmaya başlıyor ve yeni çağ yaklaşımı inancı yeniden yapılandırıyor.

İnsanın evriminin bir parçası olan bu durum geleceğe dair işaretlerini sıralıyor önümüze, belirsizlik duvarında açılan büyük deliğin ona daha geniş bir perspektiften bakınca aslında çok da büyük olmadığı fark ediliyor. Akıl gerçeklik kavrayışı üzerinde aldığı yolda yeni donanımlar edinmeye devam ediyor. Somut gerçeklik üzerindeki deneyim kazanımları geçmişin inanç sistemlerini sallıyor ve yenilerinin filizlenmesine yol açıyor. Bu da yeni bir yazının konusu olmaya aday oluyor.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 58
Toplam yorum
: 26
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 518
Kayıt tarihi
: 14.09.11
 
 

"Uzun ince bir yoldayım" diye tarif etmiş hayatını Ozan Aşık Veysel. Yazdığı bu sözlerinde beni e..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster