Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Ekim '15

 
Kategori
Sigorta
Okunma Sayısı
1173
 

Hizmet tespit davasında önemli hususlar -2

Av. Erdoğan KAYA

Önceki yazımızda hizmet tespiti davasına ilişkin açıklamalar getirmiş ve davaya ilişkin önemli hususlar üzerinde durmuştuk. Konuya ilişkin açıklamalarımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Hizmet tespiti davasında ücret nasıl belirlenmelidir?

Önceki yazımızda da belirttiğimiz üzere hizmet tespit davası açılmasını gerektiren üç hal söz konusudur. Buna göre; SGK`ya hiç bildirim yapılmaması, günlerin eksik gösterilmesi ve prime esas kazancın düşük gösterilmesi durumlarında dava açılması söz konusu olmaktadır.

Hizmet tespit davasında, gerçek ücretin tespitine ilişkin izlenmesi gereken yöntemi Yargıtay 21. H.D. konuya ilişkin vermiş olduğu kararda ortaya koymuştur. İlgili kararda; “Yapılacak iş, ihtilaf konusu dönemde, imzalı ücret bordroları bulunup bulunmadığını araştırmak, imzalı ücret bordrolarının bulunması halinde bordrodaki ücretle çalıştığını kabul etmek, imzalı ücret bordrosu olmayan veya olup da itiraz edilen imzaların davacıya ait olmadığı anlaşılan dönemler yönünden davacının sendika üyesi işçi olmadığına göre benzer işi yapan işyerlerinden, gerektiğinde ilgili meslek odasından emsal ücret araştırması yaparak, elde edilecek sonuca göre karar vermekten ibarettir.”denilerek gerçek ücretin tespiti için izlenmesi gereken yolu göstermiştir(Yargıtay 21. H.D.`nin 2014/1421 E. , 2015/1409 k. sayılı ve 29.01.2015 tarihli kararı).

Kesintili çalışma halinde hak düşürücü süreye ilişkin nasıl değerlendirme yapılır?

Konuya ilişkin önceki yazımızda(“HİZMET TESPİT DAVASINDA ÖNEMLİ HUSUSLAR”) da belirttiğimiz üzere 5510 sayılı Kanunun 86 ıncı maddesine göre hizmet tespit davası, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde açılmalıdır.

Ancak bazen işçiler aynı işverene çalışmakla birlikte, çalışmaları aralıklarla devam edebilmektedir. Bu durumda açılacak hizmet tespit davasında her bir çalışma için hak düşürücü süre ayrı ayrı hesaplanacaktır. Yargıtay 21. H.D.`nin konuya ilişkin olarak vermiş olduğu kararında; “Öte yandan, davacının aynı işyerinde bu tarihten sonra çalışmasını sürdürmesinin veya 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde tekrar aynı işyerine girerek çalışmasının, hak düşürücü sürenin işlemesine engel olmayacağı ve hak düşürücü sürenin, kesilmesi ve durmasının mümkün bulunmadığı hukuksal gerçeği de ortadadır. ” denilmiştir(Yargıtay 21. H.D.`nin 2008/7382 E. , 2008/7633 K. sayılı ve 12.05.2008 tarihli kararı).

Yargıtay 21. H.D. konuya ilişkin olarak vermiş olduğu bir diğer kararda; “Somut olayda; davacı sigortalı çalışmalarının tespitine yönelik eldeki davada N... Yapı San. ve Tic. Ltd. Şti'ni hasım göstermiş ise de davacının davalı şirket ve diğer işyerlerinden bildirilen sigortalı çalışmaları dışında kalan dönemlerdeki çalışmaları yeterince araştırılmamıştır. Davalının N... Yapı San. ve Tic. Ltd. Şti'nin işçisi olduğu halde işverenin istemi üzerine zaman zaman aynı ortaklara ait diğer işyerlerinde çalıştırılması halinde N... Yapı San. ve Tic. Ltd. Şti ile olan hizmet sözleşmesi devam edeceğinden, davalının davaya konu dönemlerde davalı şirkette kesintisiz çalıştığı yöntemince kanıtlanır ise diğer işyerlerinden bildirilen çalışmaları dışındaki sürelerde de sigortalı kabul edileceğinden çalışma olgusu titizlikle ve yöntemince araştırılmalıdır. ” şeklinde değerlendirme yapılmıştır(Yargıtay 21. H.D.`nin 2010/1953 E. , 2011/2247 K. sayılı ve 15.03.2011 tarihli kararı).

Mevsimlik çalışma durumunda hak düşürücü süreye ilişkin değerlendirme nasıl yapılır?

Mevsimlik işler, işin niteliği gereği iş yerindeki faaliyetin yılın belirli döneminde yoğunlaştığı, diğer zamanlarda ise azaldığı veya tamamen durduğu, fakat bu durumun küçük sapmalar olsa da düzenli olarak tekrarlandığı işlerdir.

Mevsimlik çalışmalarda, çalışmaya verilen aralarda iş sözleşmesi sona ermeyip askıda kalmaktadır ve bu dönemlerde hak düşürücü süre işlememektedir. Konuya ilişkin olarak Yargıtay 21. H.D.`nin vermiş olduğu kararda; “ işin mevsimlik olduğu anlaşılırsa dönemleri belirlenmeli, bu dönemde davacı ile işveren arasındaki sözleşmenin askıda olduğu ve mevsimlik dönemlerde hak düşürücü sürenin işlemeyeceği hatırda tutularak, davacının hizmet döküm cetvelindeki bildirimler de dikkate alınmak suretiyle bir karar verilmelidir. ” şeklinde açıklama yapılmıştır(2013/13197 E. , 2014/11054 K. sayılı ve 15.05.2014 tarihli kararı).

Mevsimlik çalışmada, iş yerindeki çalışmaya ara verilmekle birlikte bu ara işin niteliği gereği her dönem düzenli olarak tekrarlandığı için kesintili çalışmadan ayrılmaktadır.

Kısmi zamanlı çalışma halinde hizmet tespitinin usulü nasıl olmaktadır?

Yargıtay 10. H.D.`nin konuya ilişkin olarak vermiş olduğu kararda; “Diğer taraftan 4857 sayılı İş Kanununun 13. maddesinde, işçinin normal haftalık çalışma süresinin, tam süreli iş sözleşmesiyle çalışan emsal işçiye göre önemli ölçüde daha az belirlenmesi durumunda sözleşmenin kısmî süreli iş sözleşmesi olduğu belirtilmiş, 63. maddesinde, genel bakımdan çalışma süresinin haftada en çok 45 saat olduğu, aksi kararlaştırılmamışsa bu sürenin, işyerlerinde haftanın çalışılan günlerine eşit ölçüde bölünerek uygulanacağı öngörülmüştür. Bu tür hizmet akdine tabi çalışma iddiasına dayalı davalarda tam gün üzerinden veya kısmi zamanlı olarak çalışma olgusunun ortaya konulması önem arz etmekte olup tüm mesainin hasredilip hasredilmediği, başka işverenlere ait işyerlerinde herhangi bir hizmetin söz konusu olup olmadığı irdelenmeli, çalışmanın kısmi zamanlı olduğu anlaşıldığı takdirde bu kez günde kaç saat hizmet verildiği ve giderek haftalık ve aylık çalışma süreleri belirlenmeli, sonrasında değinilen 63. madde kapsamında 7,5 saatlik çalışmanın 1 iş gününe karşılık geldiğinden yola çıkılarak hüküm altına alınması gereken aylık çalışma süresi belirlenmelidir.Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu?nun 12.05.2010 gün ve 2010/21-230 Esas - 2010/266 Karar, 29.04.2011 gün ve 2011/21-130 Esas - 2011/256 Karar sayılı ilamlarında da aynı görüş ve yaklaşım benimsenmiştir. ” şeklinde konuya ilişkin çözüm yolu benimsenmiştir(Yargıtay 10. H.D.`nin 2014/8039 E. , 2014/16350 K. sayılı ve 02.07.2014 tarihli kararı).

10 Ekim`de Ankara`da meydana gelen menfur saldırıda bir çok vatandaşımız vefat etmiştir. Bu hain saldırıyı kınıyorum. Tüm milletimizin başı sağolsun..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 190
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1382
Kayıt tarihi
: 26.06.14
 
 

Avukat ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster