Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Mart '08

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
402
 

Hocalar ve çocukları

Hocalar ve çocukları
 

Protokol


Bugün çocuk yetiştirme yöntemlerinden örnekler sunacağım. Yalnız anlattıklarıma bakıp, tüm din görevlilerinin böyle olduğu düşünülmemelidir. Bunlar belki istisnadır ama gerçektir.

Müftü, çocuğunu yürümeye başladığı andan itibaren daireye getirir. Babasına hürmeten görevliler, ona aşırı tolerans gösterirler. Bu müsamaha zamanla ondaki güven duygusunu tetikler ve şımarmasına sebep olur. Dairede, giderek ali kıran baş kesen haline gelir.

Herşeyi karıştırır, her şeye karışır, memurun masasına oturarak işini engeller. Öyle bir an gelir ki, tüm görevliler çocuktan illallah eder. Müftünün bundan hiç haberi olmaz. Çünkü kimse, "hocam artık bu çocuğu daireye getirmeyin, bize kök söktürüyor" diyemez.

Kur'an Kursu hocası çocuğunu kursa getirir. Öğrenciler, hocalarının çocuğuna alaka gösterir. Kısa sürede kursun ilgi odağı olur. Yapma, etme sözlerini dinlemez; dur, durak bilmez. İyi veya kötü, her davranışı hoşgörüyle karşılandığından, seviliyor olmanın etkisiyle şımardıkça şımarır. Sonunda ele avuca sığmaz olur.

Din görevlisi küçük yaştaki çocuğunu camiiye getirir. Babası sebebiyle cemaat çocuğa, oldukça müsamahakar davranır. Sever, okşar, pohpohlar; yaramazlıklarına ses çıkarmaz. Çocuk, camideki insanlardan gördüğü bu tolerans sebebiyle şımarmaya başlar. Sonunda, camiide ve cemaat arasında kendi dokunulmazlığını ilan eder.

Artık, babası namaz kıldırırken bir köşede oturmaz. Safların arasında dolaşır, tesbihleri oraya buraya dağıtır, cemaatin ruku ve secdesini aksatır. Kısacası çocuk, o küçük yaşta babasının camiideki önemini anlamıştır. Bu nedenle kendisine kimsenin dokunamayacağının farkındadır.

Bu durumlar, çocuk biraz olgunlaşıp gerçekle yüzleşinceye kadar devam eder. Okul hayatının ilk yılında ise, dışarıdaki insanların kendini hiç önemsemediğini farketmeye başlar. İşte burası, onun hayatının dönüm noktası olur ve önüne farklı seçenekler çıkar.

Ya normalleşecektir, ya uğradığı hayal kırıklığı sebebiyle içine kapanıp çevreye küsecektir yahut ta isyankar biri olacaktır.

Görev yaptığım sıralarda, ilahiyat mezunu bir öğretmen tanıdığım kürsüde konuşmak için izin istedi. Peki dedim. Kürsüye çıktı, "çocuk terbiyesi" üzerine güzel bir va'z verdi. Bir müddet sonra, bir vesileyle misafiri oldum. Öğretmenin, biri kız, diğeri erkek 6 ila 8 yaşları arasında, ele avuca sığmaz iki çocuğu vardı.

Adet olduğu üzere bize, çay yanında kurabiye vs. ikram ettiler. Çocuklar, ana/ babalarının gözleri önünde, eşimle benim tabaklarımızdaki tuzlu kurabiyeleri kendi tabaklarındaki tatlı kurabiyelerle değiştirdiler. Onlar ise bu hareketi görmezden geldiler. Tabi çocukların devirdiği çamlar sadece bundan ibaret değildi. Bir çocuklara baktım, bir de öğretmenin va'zda anlattıklarını düşündüm ve hayretler içinde kaldım. Demek ki, söylemekle yapmak farklı şeylerdi.

Anlattıklarım, yaşanmış ve hala yaşanmakta olan olaylardır. Yani kurgulama değildir. Fakat bütün din görevlilerinin böyle olduğu da düşünülmemelidir. Bu kesimden örnek vermemin sebebi, çocuk terbiyesi üzerine halka sık sık va'z verenlerin hali pür melalini görmeniz içindir. Yani terzi, herkesin söküğünü dikerken, kendisininkini dikememekte ve arkası görünmektedir.

Bu meseleyi aklıma düşüren, üç gün önce sağlık bakanımızın eşi ve küçük kızıyla protokol sıralarındaki görüntüleri oldu. Çocuk bir annesinin, bir Başbakan'ın eşinin kucağına gidip geliyor; bakan kızı olduğu için, herkes ona sempatiyle bakıyordu. İşte bu durum bana geçmişte yaşadıklarımı hatırlattı.

Kendi kendime, eskiden protokolün bir ciddiyeti vardı ama biz, onu da "arabeskleştirdik" diye düşündüm. Bir bakan eşinin protokolde, üstelik çocuğuyla arz-ı endam etmesi çok mu gereklidir? Garipsediğim bir başka konu ise, Başbakanımızın ve bazı bakanlarımızın hanımları, sanki kocalarıyla bir görev paylaşımı içindeymiş gibi duruyorlar. Neredeyse her yerde boy gösteriyorlar. Eğer bu işe çok meraklı iseler, seçimlere katılsınlar ve vekil seçilip, bakan olsunlar.

Hükümet yetkililerinin hanımlarının, her resmi ortamı şereflendirmeleri gibi bir zaruret nereden çıkmıştır anlamıyorum. Erdoğan'ın halka hitap ettiği sahneden, Emine Hanım el sallamasa olmaz mı? Her yurtdışı ziyaretine gitmese, eşinin egemenliğini kendisine bıraksa neyimiz eksilir? Bence hiç bir şeyimiz eksilmez. Sahi Baykal'ın eşini göreniniz var mı?

Ahmet Hakan, yönetimdekilerin köylülüğünden sözeden bir yazı yazmıştı da çok kızmıştım. Bunları gördükten sonra galiba fikrim değişti. Genç kadınların elini öpmek gibi, bana son derece gereksiz ve abuk gelen asalet gösterilerini benimsemesem de, yüksek bir makamı temsil etmenin bazı kuralları olması gerektiğine inanmaya başladım.

En kısa zamanda bu konuya eğilinmeli...

Resim: www.giresunmesem.k12.tr/.../f%20protokol.jpg

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

O çocuk konusu benim de zamanında çok yakındığım bir konuydu. Şimdi işim çok bağlayıcı olduğu için görmüyorum bile. Çok yakınım, eve gelecek diye ödüm patlardı; çocuk ayakta duran herşeye karşıydı çünkü. Yılda bir ya da iki kez giderdim onlara da... 1984 yılında Trabzon-Fenerbahçe Cumhurbaşkanlığı kupası'nda da bir çocuktu hep, dikkatimi dağıtan. Evren'in kız torunuydu, elinde bayrakla stadın etrafında turluyordu!.. Karşılıklı anlattıklarımız bir görgü sorunudur. Tahsil falan değil, yaşam kültürü besler görgüyü. Uzun zamandır ilk hemfikir olduğumuz bir yazıydı, teşekkürler. Selamlarımla, H.H.Dulun

Hasan Hüseyin Dulun 
 26.03.2008 20:06
Cevap :
Hüseyin bey: Hemfikir olduğumuz daha fazla konu olduğunu düşünüyorum. Açıklaman için teşekür eder, selamlarımı sunarım.  26.03.2008 22:24
 

Değerli Hüseyin Bey, ancak eğitilmiş bir insan görgülü olabilmekte, bilinenin aksine; "Tahsil, cehaleti götürmekte, okuma ve yazma yeteneği kazandırmakla birlikte ancak affınızla; e..kliği, (eğitimsizliği) baki bırakmaktadır." Eğitilmemiş, öğrenimli birisinin, mevkii, makam sahibi olması, onun görgülü olacağı anlamına maalesef! gelmemektedir. Eğitim; nasihat verilerek değil, örnek olunarak verilmektedir. Baba sigara içer, çocuğuna "içme" der. Çocukta "ne demezsin emrin olur!" Baba der. Ülkemizin en büyük sorunu bu anlayıştadır. "Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma!" Büyüklerine ve tanımadıklarına "siz" değil "sen" diyen, "lütfen" yerine "ver" diyenlerden; ne eş, ne arkadaş, ne de, kaliteli bir yurttaş olamamaktadır. Batı kültüründe; seçmene ve çevreye iyi bir aile babası görünümü, mesajı vermek için eşler ve çocuklar ile birlikte görüntü vermek anlayışı vardır. Acak yaygın kanaat; yeterli niteliklere sahip olanların bu görüntüye ihtiyaç duymadıkları yönündedir. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 26.03.2008 13:50
Cevap :
Azizim Canmehmet: Öncelikle çok değerli katkılarınız için teşekkür ederim. Ahlak eğtiminde örnekliğin, birinci derecede önemi olduğuna ben de inanıyorum. Tabi ki vatandaşın, kendini yönetenlerin kimler olduğunu öğrenme hakkı vardır. Sizin de bellirttiğiniz gibi önce bu işlerin, yeterli bir alt yapısı ilaveten, bir de hududu olmalıdır. Selamlarımı sunar, hayırlı günler dilerim.  26.03.2008 14:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 719
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 702
Kayıt tarihi
: 28.04.07
 
 

Emekliyim. Herkes gibi benim de bir dünya görüşüm var. İnsanların farklı fikir ve inançlara sahip..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster