Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ekim '11

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
630
 

Hocam!! Dokuz Eylül Mimarlık ...

Hocam!! Dokuz Eylül Mimarlık ...
 

Fatih ve Oğuzhan'a başarı ve mutluluk dileklerimle...


Çok dinamik, çok heyecanlı bir yılımdaydım yine… Yani, 2007-2008 Eğitim-Öğretim yılında… 2006’da Türk Dili ve Edebiyatı dersi yeniden yapılanmış; “öğrenci merkezli” yeni öğretim anlayışı ile yeni işleyişine bürünmüştü. Öncelikle, dersimiz Türk Edebiyatı ile Dil ve Anlatım dersi olarak ayrılarak “Edebiyat” ve “Dil-( Ana Dille)Anlatım” bağımsız disiplinlerine kavuşmuştu. İkincisi, “o günden bugünlere, ne yazık ki, yanlış gelişen kanaatin aksine” öğretmen, “eğitim ve öğretime katkısı olduğuna inandığı ( yıllar içinde, test edip de onayladığı)kendi öğretim yöntem ve tekniklerini” derslerde uygulama fırsatı bulacaktı. Üçüncüsü, öğrenciler “öğrenmeyi öğrenme” ve “öğrenme stilleri(çoklu zeka)” ilkelerinin hayata geçirilişi sayesinde “hayatı, kendilerini, öğrenmeyi-bilgiyi” keşfedecekler; kendilerini ifade etme, ”yaratıcı zekalar”ını ortaya çıkarabilme zemini yakalayacaklardı.

Bu yeniliklerle beraber, daha nice olumlu katkısı bulunan “yeni eğitim anlayışı”nın burada zikredeceğim dördüncü ve son önemli katkısı da -belki de en önemli kazanımı da- ; öğretmen-ler ve öğrenci-ler “İNSAN VE HAYAT” noktasında el ele verecekler ve yaşadıkları dünya ile entegre olup( Edebiyat dersimiz açısından konuyla paralellik kurarsak; yaşadıkları dünyanın bilim ve teknolojideki yüksek seviyesini, Dil ve Edebiyat alanları için de azamî ölçüde kullanıp) HAYATA DAHA SAĞLIKLI VE BİLİNÇLİ SARILAN, AYAKLARI YERE SAĞLAM BASAN, ”KİM OLDUĞUNUN  FARKINDA" VE NEYİ, NE İÇİN, NE KADAR, NEREDEN ÖĞRENMESİ GEREKTİĞİNİN BİLİNCİNDE “İNSAN”LAR OLACAKLARDI…

İşte ben de, “içimde, hiç de yeni olmayan, çok çok eski yıllara dayanan” ama Millî Eğitim Bakanlığı’nın Eğitim-Öğretim programına daha yeni kavuşabilmiş “İNSAN, HAYAT VE EDEBİYAT” bağıntısını “ANLATABİLECEK” doğru bir zemin yakalayabildiğimin büyük sevincinin yansımasıyla olacak; 2006, 2007 ve 2008’de “Edebiyat Nedir?”, “Edebiyat Hayattır”, ”Osmanlı Türkçesi ve Divan Şiiri” gibi “denemeleri” ve “makaleleri” yazmaya soyundum; oluşan bu taze ve güçlü iklim sayesinde. Öyle kıymetli ürünlerdi ki bu eserler benim için; hâlâ ilk derslerimde “o ilk yazıldıkları günün heyecanıyla anlatan” ben öğretmenlerine; bugün bile (2011-2012)  “aynı heyecanla dinleyen genç gönülleri ve genç dimağları”  görme bahtiyarlığını bana tattırdıkları için “bu eserlere” hep minnettar kalacağım…

Türk Edebiyatı ile Dil ve Anlatım derslerine gelen yenilikler bu kadar değildi elbet…(Tabii ki, diğer bilimlerin derslerine de birçok  eğitim-öğretim yenilikleri geldi; ve eğitim adına yapılan yenilikler(atılımlar) günümüzde de sürüyor.) Eğitim-Öğretim alanındaki yöntem ve teknikler o kadar çeşitli, fonksiyonel ve “insanı, aklı ve yüreği” merkeze alan, insan ruhuna hitabeden ve “insan”ı hiç unutmayan/unutmayacak hale geldi ki; 89’dan beri Edebiyat Öğretmenliğine aşık olan ben; 2006’dan bu tarafa -her geçen yıl artan bir şekilde- daha şevkli ve daha heyecanlıyım; öğrencilerime hayatı ve Edebiyatı öğretirken… ”Öğrencilerime hayatı ve Edebiyatı” öğretirken” mi demişim? Düzeltiyorum; hâlâ içimde Türk Edebiyatı ile Dil Anlatım derslerinin “öğrenci ve öğretmenlere; yani İNSANLARA” çok şey katacağını düşündüren heyecanlı bir kalp taşıyorsam; bu heyecanın sebebi ÖĞRENCİLERİMLE BERABER HAYATI VE EDEBİYATI öğrendiğimdendir…İşin doğrusu ve  özü bu!

Ne demiştim? 2006’dan bu tarafa yürütülen yeni eğitim-öğretim programları beni heyecanlandırdı. Evet, heyecanlandırdı; çünkü artık öğrenciye/insana hayattan kopuk bilgi veremiyoruz…. Çünkü artık "Edebiyatı ve Dili hayatın içinde nasıl kullanırız veya teknolojiyi ve diğer bilim dallarını Dil ve Edebiyat alanları için nasıl kullanışlı hale getirebiliriz?" diye aktif, enerjik ve hayata pozitif bakarak sorguluyor; işimize yarar somut cevaplara ulaşıyoruz; öğretmen ve öğrenci el ele. Çünkü artık; Dil ve Edebiyat sevgisi  içimizde giderek kök saldıkça; “TAM(ŞÜMÛLLÜ)-BAŞARILI-MUTLU İNSAN” olabilmemiz için, “HAYATIMIZIN TAMAMINI KUCAKLAYABİLMEMİZ İÇİN” çok yönlü İNSAN olmamız gerektiğini  “hayatın tüm alanlarına BİZE BİZİ TANITTIĞI/BİZİ “BİZ” YAPTIĞI için SARILMAMIZ gerektiğini BİLİYORUZ.

Sevinçliydim 2006’da…Yıllardır içimde yaşattığım, ya da tüm zorluklara rağmen dışıma taşırdığım alanım adına geliştirdiğim yöntem ve teknikleri “bundan sonra doğruluğu/kullanılabilirliği TASTİKLENMİŞ” şekilde, derslerimde ÖĞRENCİLERİMLE BERABER uygulayabilecektim. Mesela, Milli Eğitim Bakanlığı’nın derslerimiz için “YAPILMALI” dediği ve programlara “öğretmen ve öğrenci tarafından uygulandığında dersimiz kazanımlarının gerçekleştirilmesi için olumlu bir süreç ve faydalı bir sonuçtur” şeklinde altını çizdiği ÜRÜN DOSYASI çalışması vardı yeni programda… Bakanlığın 2006’da “bilimsel geçerliliği”ne inanarak ve “öğretmenlerin ve öğrencilerin uygulaması önemlidir” diyerek biz eğitimcilerin karşısına getirdiği bu dosya çalışmasını, ben 1992’den beri “EDEBİYAT DOSYASI”olarak uyguluyordum. (Hâlâ da uyguluyorum.Ve sanırım, bu meslekten emekli olana kadar, “uygulayan tek öğretmen olarak kaldığımı/kalacağımı” bilsem de uygulayacağım.) Öğrencilerime “Bu dosyaya bir defter mantığı ile yaklaşmayın; düşünin ki “tüm birikimlerinizi kaleme aldığınız ilk kitabınızı oluşturuyorsunuz” diyorum daima…Sevinçliydim 2006’da… Edebiyatla Bilgisayar tekniğini “çok sevimli ve etkili sunum teknikleri” ile buluşturmayı “BAŞARMIŞTIK ÖĞRENCİLERİMLE…” Sevinçliydim 2006’da, çünkü… Edebiyat projelerimi ya da öğrencilerimin dil ve edebiyat projelerini hayata geçirebilecektik. Sevinçliydim 2006’da, çünkü… Artık öğrencilerim de “hayatta var olan ve karşıma çıkan her bilgi, hayatımda yolumu ışıtan birer parçadır” diyecek; sayısal ve sözel alana aynı değeri verecek  ve(hangi alanda meslek seçerse seçsin) Türkçe Sözlük, Osmanlı Türkçesi Sözlüğü, Bilgisayar ve Proje ve Öğrenme Teknikleri kullanacak; ana dilini öğrenmenin yanında yabancı dil öğrenecekti…

2007-2008 Eğitim-Öğretim yılıydı… Proje kursuma gitmiş(Edebiyatla Projeyi çoktan kafamda ve gönlümde birleştirmiş), bilgisayarı bir önceki dönemin 10. Sınıflarından karınca kararınca da olsa öğrenmiş, Edebiyat Dosyası oluşturma tekniklerimle, Edebiyat Dersi tekniklerinden “Ürün Dosyası” tekniğini “10.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ ÇALIŞMA YÖNERGESİ” adı altında düzenleyip/birleştirip(geleneksel yöntemle yeni öğretim anlayışını sentezleyip, yeniden yapılandırarak)  “görünür bir ürün ve teknik” haline getirmiştim… HAZIR VE HEYECANLIYDIM… Heyecanımı ve kararlılığımı gören yönetim de, şu ana kadar hiç görmediğim şekilde arkamdaydı; hissediyordum…Bana inanan okul yönetimi  tam istediğim laboratuvarı bana vermişti, o yıllarda: İkisi TM sınıfı üçü FEN sınıfı olmak üzere tam beş tane 10.SINIF benimleydi…

Girdiğim beş tane 10.sınıfıma “yeni öğretim tekniklerini”,”çoklu zekayı”,”Edebiyat Dosyası Oluşturma”yı, ”Edebiyat nedir”i, ”Edebiyat Tarihi Yöntemi”ni, ”Ders Çalışma Yönergesi”ni, ”Proje Tabanlı Öğrenme Modeli”ni, ”Proje Hazırlama Teknikleri”ni, ”Osmanlı Türkçesi ile Divan Şiirinin ne olduğu/ne olmadığı”nı, ”Sözlük ve Kaynak Kullanımı”nı, ”Sunu ve Proje Hazırlama”yı, ”Grup oluşturmaları”nı, “Grupla Öğrenme Teknikleri”ni, ”Dip Not Çıkarma”yı, ”Okuma stratejileri”ni; senenin ilk haftasında dağıttığım “DERS ÇALIŞMA YÖNERGESİ” ve “EDEBİYAT DOSYASI HAZIRLAMA ÇALIŞMALARI” ile anlattım… Benim heyecanımı gören öğrencilerimi de, bir HAYATI ANLAMA, HAYATI YAKALAMA; PROJEYİ, DİLİ, EDEBİYATI VE SUNUYU ANLAMA SEVDASI SARDI… Zaman içinde, “EDEBİYAT DOSYASI” ve gruplar oluşturarak dersin bir parçası haline getirdiğimiz bilgisayar destekli sunuma dayalı Edebiyat projeleri sayesinde EDEBİYATLA HAYATI yakaladık… Bir şeyi daha yakaladık: ”Tam öğrenme”, ”öğrenmeyi öğrenme”, ”yaşayarak öğrenme” ve “yaşam boyu öğrenme"nin sırlarına “HEP BERABER” vakıf oldukça, Edebiyat alanının her biri birbirinden değerli anahtarları, kalbimizde ve aklımızda paha biçilmez sentezlere ulaştı…

Öncelikle, 10 TMA sınıfım… Okulumuzu temsilen katılacağımız Proje Hazırlama yarışmasına “10. sınıf Türk Edebiyatı Çalışma Yönergesi” ile kendilerinin severek, anlayarak, yaşayarak tuttukları/oluşturdukları ve gün geçtikçe “kendilerinin oluşturdukları” kıymetli bir yazılı kaynağa/esere sahip oldukları “EDEBİYAT DOSYASI” projesi ile katılmak istediklerini bildirdiler… AB SÜRECİNDE MEB OKULLARINDA DİL-EDEBİYAT DOSYASI PROJESİ bu şekilde doğdu… TM sınıfı ile Edebiyatın hayat olduğuna inananarak; hayatı edebiyatla paylaşmak güzeldi ama bu güzellik bana yetmeyecekti…

TM sınıfları ile noktası virgülüne kadar aynı Edebiyat dersi programını uyguladığım ve tıpkı TM sınıflarına yaptığım gibi yazılıda Osmanlı Türkçesi sözcüklerini sorduğum, bilgisayar destekli sunu beklediğim ve hatta Edebiyat projelerine katılımlarını özlediğim Fen sınıflarında da, Edebiyat adına farkındalık; hatta daha da ilerisi bir şahlanma bekliyordum… Birkaç ay sonra, tüm 10.sınıflarda şöyle bir kanaat oluştu: “Edebiyat hayattır; hayatın her alanında başarılı ve söz sahibi olmak istiyorsak, edebiyatla (ve dolayısı ile sosyal bilimlerle) yakından ilgilenmeliyiz. Böylelikle “bütün, mutlu ve başarılı insanlar” olabiliriz. Bu sonuca ulaşmak, çok sevindirici ve kıvanç vericiydi benim için…

Bir gün, 10 Fen C sınıfımın öğrencileri “Şair Şeyhî “ projesi ile Bilim-Sanat-Kültür Şenliğine katılmak istediklerini söylediler bana…Üniversite hedefleri sosyal bilimler alanında olmayan 30 kişilik öğrenci grubum, bir Edebiyat Projesi ile Öğretmen Lisesi’nin sene sonu etkinliğine katılmak istiyordu. Bu projenin mimarları Fatih Selim ile Oğuzhan oldular. Proje ekibindeki bütün organizeyi, görevlendirmeyi onlar yaptı. İl Kültür Müdürlüğü, İl kütüphanesi, Üniversite görüşmelerini gerçekleştirdiler; Şair Şeyhi’nin ismini taşıyan tüm kurum ve binaların fotoğraflarını çektiler; bu binalardaki insanlara, okulumuzdaki öğrencilere “Şair Şeyhî” hakkında soruları içeren anketler düzenlediler… Ayrıca tüm projenin yazımı, görüntülenmesi, CD haline getirilmesi konusunda da baş rolü oynadılar… Onlar bu proejede çalışmaktan çok büyük keyif alıyorlardı… Ama sanırım, benim kadar mutlu olamazlardı… Bir öğretmenin, bir Edebiyat Öğretmeninin ulaşabileceği en güzel sonuca şahit oluyordu gözlerim… Sayısal bir hedefe yürüyen lise öğrencilerim, Edebiyat alanının sırrını çözmüştü… Üstelik, çağımıza damgasını vurmayı da unutmadan…

Bu proje, öğrencilerimle beni daha da yaklaştırdı.Osmanlı Türkçesi’ne de ilgi duyan öğrencilerimle yakaladığım bir sohbette onlara dedim ki: ”Siz, bir insanın “çok yönlü olabileceğini” ve “edebiyatın tüm bilim dallarına köprü oluşunu” gördünüz ve diğer arkadaşlarınıza da gösterdiniz… Bana şu sözü verin… Sayısal alanda (fen bilimleri alanında) istediğiniz bölüme girin üniversitede… Ama ya yüksek lisansınızı ya da doktoranızı  sosyal alanda gerçekleştirin… Ben sizde bu ışığı görüyorum; yapabilirsiniz bunu… Tabii, okumayı; ana dilde kelime hazinenizi sürekli geliştirmeyi; en az üç yabancı dil öğrenmeyi, projeler yapmayı, bilgisayarı geliştirmeyi de ihmal etmeyin…”

Biliyor musunuz ne oldu? Fatih de, Oğuzhan da, daha o anda Edebiyat Öğretmenlerine söz verdiler…

Sonra bir gün, öğretmenin de öğrencilerinin de yolları ayrıldı… Öğretmen yoluna devam ederken, bu iki güzel ve taze yüreğin “Fen bilimleri-Sosyal Bilimler-Edebiyat-Dil-Hayat-İnsan” buluşmasını nasıl gerçekleştirdiğini, karşılaştığı her sayısal ve her sözel öğrencisine tüm ayrıntılarıyla ve gözleri ışıldayarak  anlattı… Ama kulağı da, daima ona ulaşmasını istediği o güzel haberlerdeydi… O sesi duyduğu gün, öğretmen “sayısıyla, sözüyle; yüreğiyle, diliyle” bütünlenecekti… Öğretmen, edebiyatı ve hayatı öğretebildiğine gözüyle, kulağıyla şahit olacaktı…

Ve gün geldi… O güzel ses de…

22.08.2011 Saat 14.30

Kimden: Fatih Selim…

Kime:Rana……

KONU: HOCAM, DOKUZ EYLÜL MİMARLIK :)

“Derslerinizin çok faydasını göreceğim hocam hele 2 sene önce dağıttığınız proje notlarının”

Kimden: Rana…

“Selim, bu aldığım en güzel haber! Tebrik ederim seni. Çok başarılı bir mimar olacağına inanıyorum... Derslerimin sizlere birşeyler katmasına da çok sevindim.. O proje notları da üniversitede işinize yararsa, ben daha ne isterim ki...  Çok memnun oldum... Ama unutmuyoruz.... Doktorayı Tarih ya da Sosyoloji’de yapıyoruz. Hatta, AB Hukuku da olabilir... Sizin dönemden arkadaşlarınız nereleri kazandı? Oğuzhan ne yaptı?

…….. Okul anılarımı yazıyorum sayfamda.KAOL'ü de yazmıştım... Sizlerle yaptığım çalışmaları buradaki Fen Lisesi'ne çok örnek gösterdim. Şimdi, bana verdiğin bu haber sizlerle brilikte terlediklerimizin boş olmadığını, "başarılara" taşındığını gösteriyor... Bunu bir blog olarak yazacağım. Sana haber veririm. Beni okursunuz, sanırım.. Tekrar başarılar diliyorum. Güzel haberlerinizi bekliyorum. Arkadaşlarına da tebrik ve sevgilerimi söyle... Sevgiler...

Kimden:Fatih Selim

Doktora ya da masterı bekleyemeden son sınıfta Osmanlı Türkçesi öğrenmeye başladım. Yüksek lisansımı geçmişte yaşayan mimarların projeleri üzerine yapmayı planlıyorum.

Fatih’in bana gönderdiği, benim mutluluktan ve gururdan uçtuğum epostadan sonra, Oğuzhan’ın da İstanbul Makine Mühendisliği’ni kazandığını, onun da sosyal alanlarda çalışmalara ve projelere katıldığını/katılacağını öğrendim…

Fatih ve Oğuzhan, sizi tebrik ederim. Ve sizinle gurur duyuyorum. Bu yazıda yazamadığım daha nice güzelliğe birlikte ya da ayrı ayrı koştuğunuzu biliyorum. Siz, hayatın şifrelerini Edebiyat alanı ile okuyabileceğinizi ve “hayallerin” dille, edebiyatla, projeyle, azimle, terle ve yürekle “gerçeğe” taşınacağını YAŞAYARAK ÖĞRENEN güçlü ve taze yüreklersiniz… Bu dünya, sizi gördüğü ve bildiği için çok şanslı…Ben de...

Yolunuz daima pırıl pırıl olsun. Allah emeklerinizi boşa çıkarmasın… Ve hayat sonsuza dek gülsün size… Benim yüzümü güldürdünüz; siz de her daim gülün…

Sevgilerimle…

Yegâh Elif Mirzâde       

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazınızı okuyunca birden öğrenciniz olma isteği uyandı bende :)) Eski bir matematik öğrencisi olarak edebiyat alanında el yordamıyla değil bilinçli olarak ilerlemek bana farklı katkılar sağlardı diye düşündüm.Ne mutlu öğrencilerinize :))Sevgiler…

Naz Avcı 
 10.10.2011 15:19
Cevap :
İnanır mısınız ben de lisede Matematik öğrencisiydim ve içinde benim de bulunduğum Hacattepe Türk Dili ve Edebiyatını kazanan 155 gençten 125'i fen bilimleri çıkışlıydı 1984 yılında.Hatta, Bölüm Başkanimız Edebiyat Bölümünü sayısal alan yapmak lazım diye latife de yapmıştı bize:) Ve emin olun; Matemetik çıkışlı Edebiyatçı olarak kendimi hep şanslı ve güzel-özel bir çizgide addetmişimdir.Sevgi ile...  10.10.2011 23:39
 

Öğrencilerle beraber hayatı ve edebiyatı öğrenmek ne yüce bir amaç Rânâ Hn. Fatih ve Oğuzhan'ın başarılarının arkasında sizin varlığınızın olması kadar, çocukların bunun bilincinde eğitim hayatlarına devam etmesi de takdire şayan. Atatürk Türkiyesine lâyık çocuklar yetiştirmenin mutluluğunu sizinle beraber biz dostlarınız da yaşıyor hocam. Sevgiler.

Ata Kemal Şahin 
 10.10.2011 15:11
Cevap :
Elbette, o yürekli çocuklar, gönülden istemeyip de beni gündemlerine almasalardı; benim heyecanlarımı taa yürekten dinlemeselrdi ben bir hiç'tim...Ne zamanki "tecrübelerim" ve "samimi paylaşımlarım" onların hayatlarıne bir nebze de olsa nüfuz edebildi, bir adım oldu benim.Hep payidar kalacak Atatürk Türkiyesinin bu güçlü gençleri beni "öğretmen" yaptı.O yüreklilere müteşekkirim.Sevgiler.  10.10.2011 15:42
 

Öğretmenliğin en büyük keyfi nitelik kazanmış öğrencilerdir, daha nice teşekkürler almanız dileğiyle. Selamlar...

Kadri KANPAK 
 10.10.2011 10:29
Cevap :
Çok teşekkür ederim, Yazar arkadaşım Kadri Bey.Saygı ve selam ile.  10.10.2011 10:50
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 191
Toplam yorum
: 901
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 706
Kayıt tarihi
: 21.07.09
 
 

“Yazı yazmak” bir Yürek Yolculuğudur. Okumak ve yazmak bana Edebiyat alanının kapılarını açtı… Ed..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster