Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Şubat '21

 
Kategori
Spor
 

Hocanıza sahip çıkın!

Fenerbahçe ilk hazırlık maçını 31 Ağustos 2020 günü oynadı. Onun üzerine 23 Süper Lig, 6 hazırlık, 4 Ziraat Türkiye Kupasına çıktı.

Toplam 34 maç.

22 transfer, bir o kadar da gönderilenler; geride kalan 2 yıldaki gelen gidenler bu hesabın içinde değil.

Yeni bir sportif direktör; başka bir futbol aklı.  

Farklı bir yapılanma başlangıcı...

Evet, Süper Lig’de kafa kafaya oynayan bir takım sonucu var ortada, ancak kimseleri memnun edemeyen bir futbol, son olarak dün çeyrek finalde veda edilen bir Ziraat Türkiye Kupası...

Genel olarak böyle durumlarda ihale teknik direktöre çıkarılır.

Konu Fenerbahçe olunca işe zaten teknik direktörden başlamak neredeyse camia refleksidir.

Takım iyi giderken de dibe vururken de.

Fenerbahçe 2000’li yılların hemen başında kazandığı ve dönüştürmeye başladığı kendi spor paradigmasını, 2010’lu yıllarda büyük oranda dış etkilerin beslemesi, sonrasında da buna iç unsurların eklenmesiyle tekrar 1980’li, 90’lı yıllardaki davranış özelliklerine döndürdü.

Bugün bunu konuşmaz, meddah kılıklı stand up melezi tiplerin köpürttüğü ortamın etkisine kendinizi kaptırırsanız doğruları görmek için hep yaşayarak öğrenecek yılları tüketip durursunuz.

Bilmeyenler, yaşayarak öğrenirler, etrafa da bunun acısını yaşatırlar.

İngiltere’deki futbol ikliminde olan biten her şeyi teknik direktör üzerinden konuşabilirsiniz.

Burası başka...

Unutmayın, Fenerbahçe’nin öncelikli olarak bu yönetimin seçtiği, belirlediği bir futbol aklı var.

Bunun bir görünür tarafı bir de perde arkasındakileri bulunuyor.

Teknik direktörü bu futbol aklı seçti. Büyük oranda transferleri bu akıl yönlendirdi, belirledi.

Mesut Özil ve İrfan Can Kahveci transferlerini yaptı.

22 futbolcu büyük zenginlik kuşkusuz ancak seçilenlerin büyük bölümünün bedava, bonservissiz veya takımları tarafından dışarı çıkarılmış oyuncular olduğunu asla unutmayalım.

Bu kadar sakatlığın, oynama ritminin kaybedilmesinden kaynaklandığı da...

22 oyuncunun Erol Hocanın bilgisi dışında transfer edildiğini söylemek zor ancak çok iyi biliyoruz ki Fenerbahçe gibi bir yapıda son sözü her zaman teknik direktörler söylemez veya Erol Bulut henüz o gücü tam anlamıyla eline alabilecek iradeye sahip biri değil.

Mesela ben Erol Hocanın yerinde olsaydım o geçen sezon Ersun Yanal sonrasında oluşan boşluğu kapatmak için kulübenin içini dolduran ve adı yardımcı, idareci vs.ci olarak geçen isimlerin tamamını bir kere Samandıra’dan dışarı çıkarırdım.

Belki hepsi Fenerbahçe’nin öz evladı, eski oyuncusu, Fenerbahçe’nin iyiliğini isteyen kişiler ama bu başka bir profesyonellik.

Erol Bulut bunu talep edebilecek biri değil, rahatsız mı değil mi bilemem ancak bu işin böyle sürdürülemeyeceği çok açık. Orada Erol Bulut’un tek bir adamı var Mehmet Yozgatlı.

Gerisi, antrenman fotoğraflarında görüyoruz, elleri ceplerinde etrafta dolanıyor. Ara sıra Emre, Caner, Gökhan, Ozan falan, oralarda yapılan geyiğe katılıyor.

Çok iyi arkadaşlık var ya...

Geçiniz, burası Fenerbahçe futbol takımı ve görev tanımı tam olarak tarif edilmemiş hiç kimse oralarda olmamalıdır.

Caner, Ozan, Gökhan... Emre Belözoğlu’nun eski arkadaşları olabilir ancak Samandıra’da bir fotoğraf karesinin içinde sohbet halinde duramazlar.

Dışarıda kim ne yapıyorsa yapsın.

Deplasman dönüşü, otobüsün arka sıralarını “koyduk, eğleniyoruz” şeklinde dolduramazlar.

Çünkü Fenerbahçe gol sevinçlerinde kenetleniyormuş görüntüsüne rağmen takım olma durumunu kaybetmiş görünüyor ve sebebi de işte bu.

Bir takım birlikte sevinir ve üzülür. Bir kısmı ekranlara gelip, diğer kısmı ön sıralarda tek başına müzik dinlemez.

Bunları da futbol yorumu yapıyorum diye kebapçı geyiği anlatan, avokadoyu şişe dizen meddahçı kılıklı, stand up melezi anlatmaz; ama sen onu ağzı açık ayran delisi dinler durursun.

“Erol Bulut da biraz irade göstersin canım” ile açıklanacak bir durum değildir bu.

Biraz profesyonellik bilen herkes bunu çok iyi ayırt edebilir.

“Biz Hocamıza güveniyoruz” mottosunu söyleyen ilk kişi bunun ya tam tersini yapıyor ya da yapmaya fırsat kolluyordur.

Hocanıza güvenmeyeceksiniz, Hocanızı her platformda yukarıya çıkaracak, önünü açacak, temizleyeceksiniz.

Pek meraklı olduğunuz, arkasında da durmayacaksınız, aksine tam önünde siper, kalkan olacaksınız.

Ha unutmuş olabilirsiniz nasıl, Fenerbahçe’ye kalkan ellere nasıl taraftarın nasıl kalkan olduğunu hatırlayın yeter.

Her fırsatta bu ortamın kirinden, pisliğinden söz edip, gencecik teknik direktörünü kurtlar sofrasına teslim edenler bu görevi layığı ile yerine getirip getiremeyeceğini izleyip göreceğiz.

Bu işler öyle henüz sorumluluk almamışken dışarıdan her şeyi eleştirmeye, bilmişçe etrafta nasıl yapılacağının reklamını yapmaya hiç benzemez.

Burası er meydanıdır.

Çıkacak, mücadele edeceksin, Fenerbahçe’nin haklarının çizgilerle yenmesine de teknik direktörünü malzeme yapanlara da çıkıp savaşacaksın.

Bu savaş uzun uzun yazılmış ve sonu temennilerle biten bildirilerle de olmaz.

Erol Bulut, bu futbol aklının seçimidir.

Daha öncekiler gibi.

Fatih Terim gibi tek başına irade göstermesini bekliyorsan o zaman Erol Bulut’u seçmeyeceksin.

Daha da ötelere gidelim, 10 sene önce alçaklara karşı nasıl mücadele edeceğinin dersini veren teknik direktörünü ortamın goy goyu, dikine, yatayına, vasatizmine terk etmeyecektin.  

Son zamanlarda çok daha fazla hata yapmaya başladı.

Evet bu futbolun, dünkü maçın bir çok tercihlerinin sebebi Erol Bulut’un kendisidir.

Ama tek ve yegane sebebi de değildir.

Bu küçük yazının içinde can havliyle sıraladığımız görünürdeki sebeplere bağlı sürecin nihai sonucudur.

Fenerbahçe’nin sportif direktörü bu maç sonunda da tıpkı Gaziantep FK yenilgisi sonrasında Serdar Ali Çelikler’in telefonunu kabul edip, ona takım içindeki gelişmeleri anlatır ve yarın o Serdar Ali Çelikler bu telefon konuşmasının sonunda hocanın bir an önce gönderilmesini ekranlardan ilan ederse insanları kafası çok karışır.

Bunu artık yapmayın.

Hocanıza sahip çıkın, yalnız kalmasına izin vermeyin.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1966
Toplam yorum
: 2004
Toplam mesaj
: 77
Ort. okunma sayısı
: 1303
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

"Keyif verici bir yalnızlık" olarak gördüğüm yazma serüvenimin en önemli merkezlerinden bir tanes..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster