Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Şubat '14

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
492
 

Hollande’ın Türkiye ziyareti: Farklı hedefler, benzer cümleler

Hollande’ın Türkiye ziyareti: Farklı hedefler, benzer cümleler
 

Hollande, Cumhurbaşkanı Gül'ün davetlisi olarak geçtiğimiz günlerde Türkiye'ye bir ziyaret gerçekleştirdi


François Hollande’ın Türkiye ziyareti, bir Fransız devlet başkanının 22 yıl sonra Türkiye’ye gerçekleştirdiği ilk resmi ziyaret olması açısından önemlidir. 1992 yılında gerçekleştirilen ziyaret de yine bir sosyalist olan François Mitterrand tarafından gerçekleştirilmişti. Hollande’ın çalkantılı özel yaşamı nedeniyle ülkemizde daha çok magazin yönü ön plana çıkarılsa da, bu ziyaretin daha yakından ele alınması ve Türkiye-Fransa İlişkileri’ne dair bazı çıkarımlarda bulunulması gerekir.

Türkiye’nin Fransa’ya olan yaklaşımı daha çok kendi AB üyelik süreci üzerinden ifadesini bulmaktadır. Türkiye, AB’nin lider ülkelerinden biri olan Fransa’nın desteğini alabilmek ve bu ülke ile geliştireceği iyi ilişkiler üzerinden Fransız toplumunun Türkiye’ye olan ön yargılarını kırabilmeyi hedeflemektedir. İki ülke arasındaki ekonomik-ticari ilişkilerin geliştirilmesi ve özellikle enerji projeleri ile işbirliğinin taçlandırılması ise Ankara tarafından, Fransa’nın, Türkiye’ye vereceği siyasal desteğin tamamlayıcı parçaları olarak görülmektedir. Fransa’nın Türkiye’ye olan yaklaşımı ise çok daha farklı bir perspektif üzerinden şekillenmektedir. Son dönemde Fransız siyasetine ve dış politikasına ilişkin iki eğilimin mücadele halinde olduğu söylenebilir. Bunlar, bir önceki devlet başkanı Nicolas Sarkozy’nin temsilcisi olduğu ve daha çok muhafazakâr kesimin yöneldiği Atlantikçi bakış açısı ile Charlés De Gaulle döneminde beliren ve daha sonra sosyalist François Mitterrand tarafından da benimsenen cumhuriyetçi dış politika çizgisidir. Cumhuriyetçi yaklaşım, Fransa’nın biricikliğine ve dış politikasının bağımsız bir çizgide şekillenmesi gerektiğine vurgu yapmaktadır. Fransız dili ve kültürünün gelişimine büyük önem veren bu anlayış, Fransa’nın da bir parçası olacağı çok kutuplu bir sistemsel altyapının oluşturulması gerektiğini belirtir. Atlantikçi bakış açısı ise, Fransa’nın Batı dünyasının bir parçası olduğunu ve bağımsız hareket etmekten çok Batı ile birlikte hareket etmesi gerektiğini kaydetmektedir.

Fransız milliyetçisi olarak bilinen De Gaulle ile sosyalist Mitterrand’ı aynı paydada birleştiren cumhuriyetçi çizgi Mitterrand’ın eski sağ kolu Hollande tarafından da benimsenmektedir. İktidara geldiği günden bu yana bu yönünü fazlaca ortaya koyamasa da, Hollande’ın, özellikle son dönemde ciddi bir farkındalık yaratmaya çalıştığı ortadadır. Eski Fransız sömürgeleri olan Mali ve Orta Afrika Cumhuriyeti’ne müdahale etmesi, ABD-İngiltere çizgisinin AB içerisindeki etkinliğini sorgulamaya başlaması ve özellikle Asya ülkeleri ile işbirliği olanaklarını geliştirmeye çabalaması, Hollande’ın Fransa’yı Atlantikçi çizgiden uzaklaştırdığını kanıtlamaktadır. Türkiye ziyaretini de bu çerçevede ele almak ve sistemsel anlamda bir “orta güç” olarak değerlendirilen bu ülkeyle ikili ilişkileri geliştirmek François Hollande’ın temel felsefesidir.

İki ülke arasındaki bu yaklaşım farklılığını göz önünde bulundurduğumuzda, François Hollande’ın Türkiye ziyaretinin, her iki tarafın da kendi yaklaşımlarını ortaya koyduğu ve birbirlerini anlama yönünde adım atmaya karar verdikleri yeni bir başlangıç olarak görmek mantıklı olacaktır. Peki, bu başlangıç bir başarı hikâyesi olarak görülebilir? Bu çok tartışmalıdır. Zira Hollande, Türkiye ziyaretini gerçekleştirme noktasında dahi kararsız kalmış ve en sonunda gelmeye karar vermiştir. Türkiye’de son dönemde yaşanan gelişmeler ve özelde Fransa’da, genelde ise AB içerisinde Türkiye’ye yönelik olarak artan eleştiriler Hollande’ı olumsuz yönde etkilemiştir. François Hollande, AB içerisinde Türk hükümetinin otoriterleşme eğilimine destek veren lider olarak görülmek istememiştir. Ancak Fransa’nın çıkarları ve değişen dış politika stratejisinin altını yeniden çizebilme isteği bu ziyaretin gerçekleştirilmesini sağlamıştır. Hollande’ı Türkiye ziyareti bağlamında endişelendiren bir başka husus ise Fransa’daki Ermeni diasporasının tutumu olmuştur. Son seçimde büyük bir çoğunluğu Hollande’a oy vermiş olan Ermeniler, devlet başkanının Türkiye’ye “zeytin dalı” uzatmasını şiddetle reddetmişlerdir. Ne var ki, Hollande, Ermenilerin bu tutumunu oldukça kıvrak bir hareketle yumuşatmayı başarmıştır. Ziyaret programına Hrant Dink’in eşi Rakel Dink ile görüşmeyi eklemesi Fransa’daki Ermeni toplumunun itirazlarını biraz olsun azaltmasını sağlamıştır. Bu girişim, Hollande’ın ne denli pragmatist bir kişiliğe sahip olduğunu kanıtlamaktadır.

Türkiye’nin AB ile yürüttüğü müzakere süreci çerçevesinde Fransa tarafından bloke edilen 4 adet fasıl da görüşmelerde ele alınmıştır. Fransa devlet başkanı, bu konuda da oldukça pragmatik bir tutum sergilemiş ve Türkiye’nin AB üyeliğine halkoylaması ile karar verileceğinden hareketle, Sarkozy döneminde bloke edilen müzakere başlıklarının açılabileceğini belirtmiştir. Kuvvetler ayrılığı konusundaki şüphelerin giderilmesi ve Kıbrıslı Rumlar tarafından bloke edilen müzakere başlıklarına ilişkin (22 ve 23. müzakere başlıkları-temel haklar, hukuk sistemi ve erkler ayrımı ile ilgili) görüşmelerde ilerleme sağlanması ise Hollande’ın ön koşulları olarak ön plana çıkmıştır. Türkiye ile Fransa’nın Suriye konusundaki tutumları benzer olduğu için bu konu bağlamında fazla bir tartışma olmamıştır. Hatta Hollande, Suriyeli mültecilere karşı izlediği tutum özelinde Türkiye’yi kutlamıştır. Ancak kapalı kapılar ardında Türkiye’nin Suriye’ye olan silah sevkiyatının, El Kaide’nin bölgedeki varlığının ve Türkiye’nin Suriyeli Kürtler ile olan ilişkilerinin konuşulmuş olması ihtimali oldukça yüksektir.

Esasen Türkiye ile Fransa’nın çıkarlarının örtüştüğü en önemli hususların ticaret, enerji projelerinde ortaklık ve ekonomik işbirliği gibi konular olduğu bilinmektedir. Nitekim her iki taraf da an itibarıyla 14,5 milyar dolar seviyesinde sabitlenmiş karşılıklı ticaret hacminin en kısa sürede 20 milyar dolara çıkarılması konusunda mutabık kalmıştır. Türkiye, 2001 yılına dek doğrudan yabancı yatırım noktasında birinci sırada yer alan ancak bugün yedinci sıraya kadar gerilemiş Fransa’nın daha fazla doğrudan yatırım yapmasını istediğini Hollande’a ve onunla birlikte Türkiye’ye gelmiş 7 bakan ve 50 kadar Fransız işadamına anlatmıştır. Fransa ile Türkiye arasında nükleer enerjinin kullanımı noktasında verilecek eğitime ilişkin de bir anlaşma imzalanmıştır. Enerji, ulaşım, tarım, savunma gibi sektörlerde toplam 11 adet işbirliği anlaşması imzalayan iki ülke, Sarkozy döneminde durağanlaşan ilişkileri yeniden hızlandırma yönünde adımlar atma kararı almıştır. Esasında bu her iki tarafın da işine gelmektedir. Ortadoğu’da çok büyük bir sıkışmışlık ile karşılaşan ve iç politik gelişmeler nedeniyle bunalan Türkiye, Fransa üzerinden yeniden AB çıpasına sarılırken, Fransa da, Türkiye üzerinden çok kutupluluğa yaslanan dış politika stratejisini uygulama alanına kavuşmuştur. Daha önce Fransa Anayasa Konseyi tarafından anayasaya uygun olmadığı gerekçesiyle reddedilmesine karşın, Fransa Meclisi’nde yeniden ele alınacağı belirtilen “soykırım inkârını suç sayan” yasa tasarısı ve ise iki ülke ilişkilerinin geleceği üzerinde sallanan “Demokles’in Kılıcı” niteliğine bürünmüş durumdadır.  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 106
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 914
Kayıt tarihi
: 26.11.11
 
 

Merhaba adım Göktürk Tüysüzoğlu. 28 Ekim 1984 Giresun doğumluyum.Giresun Üniversitesi İİBF Ulusla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster