Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Şubat '12

 
Kategori
Magazin
Okunma Sayısı
195
 

Homemade yani ev yapımı terapiler

Guardian'da bir haber okudum geçen gün. Ünlü bir iş adamı her strese girdiğinde nasıl evinin bahçesine sığındığını anlatıyordu. Hakikaten çok kıymetli canımız sıkkınken tutunduğumuz dallar. Uçak düşerken oksijen maskelerini takmak, gemi batarken can yeleğini giymek gibi. Sakıncalı düşünceler, belirsizlikler insanın kafasında stereo şeklinde yayın yaptığında insan kendi icat ettiği, deneme yanılma yoluyla bulduğu homemade terapilerine kaçıyor.
Mesela ne zaman annemi harıl harıl örgü örerken ya da dağ gibi ütüyü bir hırsla azaltırken görürsem, bilirim ki canı gerçekten sıkkındır. Kaç Cansu kaç’tır. Babam bahçededir. Dalları toplar, onu keser, bunu biçer, oradan alıp oraya eker. Çok utanarak söylüyorum, ben falcılara giderim. Bu resmen ‘Yalan da olsa söyle işte bir şeyler, günümü kurtar, bir de üstüne para vereyim sana.’ demek gibi ama yaparım. Evet, yaparım bunu. Sen onca eğitimi al, kendini adam etmeye uğraş; sonra muhtemelen dünyadan bir haber, cahil bir falcının karşısına geç, kek gibi otur. Yalanlar dinlemeyi bekle. Bir de üstüne para öde. Beyinsiz.

Bir de suya koşarım ruhum yırtıldığında. Hava güzelse denize, değilse duşa. Küveti doldururum ya da. Hiçbiri olmuyorsa alırım bir şişe su kafamdan aşağıya dökerim. Hangi formda olursa olsun su, sudur neticede.

Bir arkadaşım kendini kırmızı şaraba ve Fransız filmlerine verir. Kafası güzel olur, filmleri seyrede seyrede ağlar. Paris’te yaşasaydı çok daha iyi bir hayatı olacağını düşünerek hayal kurar, yaşadığı hayatı bir kaç saatliğine de olsa dışlar. Ertesi sabah şarabın renginden vişne rengi olmuş dudakları ve güm güm güm baş ağrısıyla uyanır. İstikamet Alka Seltzer’dir. Bir başkası elinde bir çamaşır suyuyla obsesif bir temizliğe girişir. O çamaşır suyu kokusu evden iki ay çıkmaz. Diğeri internetten rastgele bir dizi seçer, bir gecede gözünü kırpmadan 19 bölüm seyreder. Pek çok erkek, sevgililerinin kafalarında huniyle dolaşmasına sebep olan World of Warcraft ve türevi bilgisayar oyunlarını oynar. Günde 20 saat, tuvalete bile gitmeden, önünde Burger King’den söylediği menüyle.

Bir sürü insan, şuursuzca yürür. Şahsen ben 20 kilometre gibi absürd bir mesafeyi molasız yürümüştüm, New York’ta, Soho’dan, 125. Cadde’ye kadar. Bu da Manhattan adasının en az yarısı eder. Sonra da mola vermeden aynı yolu gerisin geri teptim. Arkamdan silahlı adamlar koşturuyor sanki ya, acelem çok. Su bile içmeden. Yürüdüğüm bu mesafe, İstanbul’da Beşiktaş-Sarıyer ve ardından Sarıyer- Beşiktaş hattına denk geliyor. Bir kere de bunu yapmıştım, oradan biliyorum. Günlerce bacaklarım kaşınıp ağrımıştı yorgunluktan.

The Guardian’daki yazıdan nerelere geldi laf. Günün sonunda amaç mutlu olmak ve bir parça da olsa sakinleşmekse, işe yaradıktan sonra o olmuş bu olmuş, çok da fifi değil mi sizce de? Ev yapımı birkaç terapimiz olsun kenarda, yeter. Düşüyorsak paraşütü açmayı denemek lazım.
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 13
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1256
Kayıt tarihi
: 30.01.12
 
 

Sondan başa gideyim. İş: Temmuz 2011'den itibaren freelance yazar olarak yola devam ediyorum. Cos..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster