Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Aralık '08

 
Kategori
Arkeoloji
Okunma Sayısı
5391
 

Homeros

Homeros
 

Homeros


Homeros’un yasadığı zaman ve doğum yeri konusunda çeşitli görüşler ileri sürülmektedir.

Yunan ilkçağında Homeros’un adı MÖ 7. yüzyıldan itibaren geçer.

Matematikçi ve coğrafyacı Eratosthenes, Homeros’un kendisinin anlattığı olaylarla hemen çağdaş olduğu kanısını taşır. Öylese Eratoshenes, Homeros’un MÖ 12. yüzyıl da yaşadığını kabul ediyor demektir.

Herodotos, Homeros ve Hesiodos benden “4 yüzyıl önce yaşadılar” der. Herodotos MÖ 450 yıllarında yaşadığına göre, Homeros da 850 yıllarında yaşamış demektir. Tarihçi Thukydides de Herodotos’un görüşünü paylaşır.

Birçok şehir Homeros’un doğum yeri olduklarını ileri sürmektedir. Bunların içinde Khios (sakız), Smyrna (izmir) en haklı durumda gözükmektedir.

Homeros’un nerde ve nasıl yaşadığına dair birçok öykü vardır. Bunları, Herodotos, Plutarkhos, Hesychius, Proklos adlı yazarlar yazmışlar. Ne var ki ikinci elden ve çoğu MS sonraki yüzyıllarda kaleme alınmış bu yaşam öyküleri birbirini tutmayan karışık, temelsiz bilgiler vermekten öteye gidemez.

MS 5. yy’da Proklos “Edebiyat Üzerine Bir El Kitabı” adlı eserinde şöyle der: “Homeros kimin oğluydu, nerde doğdu yaşadı? Bunu açıklamak kolay değil. Çünkü kendisi bu yönde bize hiç bilgi vermediği gibi, ondan söz edenler de kesin bir sonuca varmamışlar ve bir sürü hayale kapılmışlardır. Kısacası hiçbir kent yoktur ki Homeros’u kendi oğlu gibi benimsemiş olmasın.

Yunan kentleri Argos, Atina, Pylos ve İthaka da Homeros’u kendi yurttaşı olduğunu ileri sürmüşler.

Platon’a değin Homeros’u anmayan bir tek Yunan yazarı yok gibidir. Bazıları bütün Yunan destanlarını onun yazdığına inanır. İlyada ve Odysseia’ın birçok sahneleri 7. yy’dan beri vazo resimlerine konu olmaktadır.

Platon’un Homeros üzerine görüşü bir bakımdan Herodotos’unkinden farklı değildir, ona göre de Homeros, Yunan dünyasında bütün inanışların babasıdır, bu dünyada dile gelen ne varsa, onunla dile gelmiştir.

Herodotos: “Hesiodos’la Homeros Yunanlıların tanrı soylarını kurdular, ad ve ekadlarını taktılar. Tanrılara, yetkilerini ve işlerini ayırdılar, görüşlerini belirttiler”, diyor.

Yunan devletleri, Homeros’u bir çeşit kutsal kitap gibi, her türlü bilginin özü olarak benimsemişler. Yunan insanı din olsuni politika ya da askerlik olsun, gemicilik ya da hekimlik olsun, çeşitli bilgileri öğrenmek için, Homeros destanlarına başvurur.

Homeros’un dili onu Küçük Asya kıyılarının İyonik ve Aiolik lehçelerine aşina olduğunu gösterir. Homeros büyük olasılıkla İonyalı izmirlidir.

Proklos “babasının adı Maion’muş, Meles ırmağının kıyılarında doğmuşta onun için Melesigenes denmiş ona, ama sonra tutsak olarak Khioslulara verildiğiden ona Homeros adını takmışlar, ” diyor.

Homeros ne demek? Proklos’a göre ‘tutsak’ anlamına gelen ‘homereia’dan’, kimine göre Aiol lehçesinde ‘gözü görmeyen’ anlamına gelen bir sözcükten çıkmış bu ad ve onu Homeros’a kör olduğu için takmışlar.

Proklos “ Homeros’a kör diyenlerin kendileri kördür, çünkü kafadan sakattırlar, ” diyor.

Odysseia’da ozan Demodokos kör olarak canlandırılır. (od. VIII. 64)

Homeros’un destanı Yunanistan’a nasıl geldi? Bu konularda çeşitli görüşler vardır. Cicero şöyle diyor bu konuda; “önce karmakarışık bir halde olan Homeros metinleri ilk düzenleyen ve elimizde bulundukları biçime sokan Peisistratos’tur.” (De Oratore, III, 34, 137).

Ne Herodotos’ta, ne İskenderiye bilginlerinde izine rastlanan bu iddia, zamanımızda çok tutundu ve Homeros metinlerinin açıklamasında kullanıldı.

Peisistratos’un bir bilirkişi komisyonu topladığı, bunlara büyük bir bütün olan destan metinleri arasından bir seçme yaptırıp ilyada ve odesseia’yı bugün elimize geçtikleri biçimde kaleme aldırdığı da, iddialara eklendi.

Peisistratos’un sansür de yapdığı iddiaları vardır; sansürde: Akaların tarafı tutulmuş, bir Anadolulu olarak Homeros, asıl Troyalılardan yana olduğu halde, Akhaları vahşi, kan dökücü parçaları eserinden çıkarmıştır; eserden çıkarılan parçalar arasında Akhilleus’un ırzına geçip de öldürdüğü Troilos, alçakça öldürülen Palamedes, kurban edilen Polyksene, Amazon Penthesileia efsaneleri de vardır.

Frederic-Aggust Wolf adlı Alman bilgininin 1795’te yayımladığı “Prolegomena ad Homerum” (Homeros sorunu) adlı eserinde, Homeros destanlarının bir bütün olmadığını, bunların bir birine eklenmiş ‘Lieder’ (şarkılar’dan meydana geldiğini, Homeros adında bir ozanın yaşamadığını ileri sürüyordu.

19. yy filolokları öylesine didik didik ettilerki, sonunda Homeros destanları parçalara bölündü. Schlimanın Troya’yı araması bile alay konusu oldu. Homeros üzerine yüzlerce kitap yazıldı.

Atinanın Panathenaia bayramında, homeros destanları okunurmuş. 30.000 dizenin bir iki günde okunmasına olanak var mı?.

İlyada; Homeros'un Yunanca İlias adını taşıyan destanı, İlyon ya da Troya olarak anılan kentin destanıdır. Konusu Troya Savaşı olmakla beraber, savaşın ancak kısa bir dönemini kapsar ve Troya efsaneleri diye andığımız büyük efsane ve masal çemberinin küçük bir bölümünü içine alır.

Troyalılar ile Akhalar arasındaki Troya Savaşı, öncesi ve sonrasıyla 30 yıl sürmüştür (savaşın kendisi ise 10 yıl). 24 bölüm ve 16.000'i aşkın dizeden oluşan bu büyük destan ise savaşın tamamını değil, 9. yılında son 51 günlük süreyi kapsar. İlyada aslında Troya'nın değil Akhilleus'un destanıdır.

İlyada destanının konusu sınırlıdır. Destan Akhilleus ile Yunan ordusunun başkomutanı Agamemnon arasında, Troya kenti önünde çıkan bir kavgayla başlar. Agamemnon, Akhilleus'un güzel gözdesi Briseis'i onun elinden almıştır. Buna kızan Akhilleus savaştan çekilir. Annesi Thetis'in yalvarmaları üzerine Zeus da savaşın seyrini Troyalılardan yana çevirir. Bunun üzerine Agamemnon Akhilleus'a bir ricacılar heyeti gönderir ve ona Briseis'i geri vermeyi teklif eder. Ancak Akhilleus savaşa dönmeyi reddeder. Bu sırada Troya kahramanı Hektor, Yunan gemilerini yakmıştır. Dostunun ölümü Akhilleus'un savaşa girmesine yolaçar. Yeni silahlarını kuşanarak Hektor'la teke tek bir mücadeleye girişir ve Hektor'u öldürür. Ölüsünü bir arabaya bağlayarak Troya çevresinde sürükletir. Sonunda merhamete gelip Hektor'un cesedini babası Troya Kralı yaşlı Priamos'a verir.

Odysseia; İlyada bir olayın, Odysseia bir kişinin yani Ithaka kralı Odysseus'un destanıdır. Latin dünyasındaki adı Ulisex'tir. 24 bölümden oluşan destan, Odysseus'un Troya'dan ülkesine dönüş yolculuğunu anlatır. Olaylar burada da İlyada'da olduğu gibi belli bir kronolojik sıraya göre anlatılmaz.

Odysseus evinden 20 yıl uzak kalmıştır. Dönüş yolculuğunda gemisi parçalanır ve Ogygia adasında nymphe Kalypso tarafından alıkonur. Destanda Odysseus'un ülkesi Ithaka'da olup bitenlerde anlatılır.Sadık karısı Penelope sabırla kocasının dönüşünü beklemiş, oğlu Telemakhos büyümüş, babasını aramak için yolculuğa çıkmıştır. Destan, Odysseus'un ülkesine dönüşü ve kendisini bekleyen karısına kavuşmasıyla sona erer.

İlyada elimizde tek bir destan olarak gözükse de, aslında üç ana mythos’un birleştirilmesiyle meydana gelmiştir. İlki Troia savaşına ait olup, Peloponnes Akha’larının Troia’ya karşı yapmış oldukları bir yağma seferinin anlatmaktadır. Bir çok versiyonları bulunan ikinci mythos Sparta yöresinde Terapne’de kendisine tapınılan tanrıça Helena mythos’u olup bu tanrıçanın Aleksandros tarafından kaçırılmasından ve Sparta’da tanrı sayılan Agamemnon ve kardeşi Menelaos tarafından kurtarılmasını anlatır. Üçüncü olarak İlyada’ya Akhilleus mythos’u katılmıştır. Akhilleus Tesalya’nın genç karamanıdır ve birtakım yiğitlikler yaptıktan sonra genç yaşta ölmüştür. Bu mythos’u Anadolu’ya herhalde Tesalyalı göçmenler getirmişler ve onu yukarda anlattığımız iki mythos’la birleştirerek genişletmişler. Bu üç ana mythos’dan başka, İonia, Lykia, Girit, Rodos ve hatta son zamanlardaki araştırmaların gösterdiği gibi Hitit’ler ve Hurri’ler zamanına dayanan bazı Anadolu ve belki de Mezopotamya destan elemanları katılmıştır.

Buda şunu gösteriyor, bereketli Anadolu topraklarından gözü olan Akhalar, Anadolu’ya yerleşmeye başladılar ve bu işgallerini Anadolu halklarının gözünde meşrulaştırmak için çeşitli mytos’ları birleştirerek İlyada adlı bir destan oluşturdular. Zaten Homeros İlyada’da Akha’ları Troia’lılardan daha güçlü, daha yiğit ve daha akıllı göstermesi bundadır.

Homeros İlyada’yı Troia savaşından beş yüzyıl sonra kaleme almıştır. Homeros İonia’lıdır. Buna rağmen Anadolu’nun kilit noktası olan Dardanos yani Troia kalesini yakıp yıkmış olan Akha’ları kahraman gösterir, bana göre asıl kahraman Hektor’dur. Ekrem Akurgal’da Homeros’un ilyada adlı eseri için şunları söylüyor. “Homeros’un İlias destanından öyle anlaşılıyor ki Akalar Kuzeybatı Anadolu’da koloniler kurmak için savaşlar yapmışlardır. İlias efsanesinin içeriğinde elbette ki bir tarihsel olay yatmaktadır. Troia’nın önemli stratejik konumu ve Mykenlerin Suriye kıyılarına değin ulaşan güçlü yayılışı, onların Karadeniz ve Güneydoğu Avrupa’nın kilit yerini tutmuş olan İlion kenti’ni ele geçirmek için savaşlar yaptıkları düşüncesini akla getirmektedir. Ancak öyle anlaşılıyor ki Akha’ların bu savaşları sonuçsuz kalmıştır. Nitekim Homeros, İlias’ta belli bir sonuca ulaşmayan on yıllık savaşın sadece son dönemini anlatmaktadır. Demek ki İlias, Akha’ların Kuzeybatı Anadolu’ya yüzyıllar boyu süregelen, bununla birlikte hiçbir sonuca ulaşmayan akınların poetik (şiirsel) bir öyküsüdür. Alınması güç olan kale, İlias’tan sonra yazılmış olan Odyseeia’da anlatıldığı üzere bir Strategem, bir savaş hilesi ile, yani tahta at yardımıyla ele geçirilebilmiştir. Ancak tahta at, gerçekte bir stretegem değil, bir sunu eser olup, poetik fantezi bundan yeni bir yorum ortaya koymuştur. Fritz Schachermeyer güzel bir görüşle tahta atı, depremin de tanrısı olan Poseidon ile ilgili dile getirmiştir. Bu ince buluşu Canon W. J. Pythian Adams bir başka ilginç yorumla tamamlamıştır. Söz konusu bilgine göre tahta at, İlion’u gerçekten Mykenler tahrip etmiş ise, Pythian Adams’a dayanarak diyebiliriz ki Akhalar ancak depremin yıktığı İlion’u alabilmişler ve böylece kendilerine bu olanağı sağlayan tanrı Poseidon’a şükran borcu olarak ona bir tahta at heykeli sunmuşlar. Şair fantezisi ise bundan tahta at yorumunu ortaya koymuştur. Ancak İ.Ö. 1300 - 1275 sıralarında olagelen depremden sonra bile olsa Akaların İlion’u ele geçirdiklerini, yani onu iskan ettiklerini belirleyebilecek kalıntılardan yoksunuz. Böylece Akaların İlion Kenti’ni aldıkları, sorunun bir poetik fanteziden öteye gitmediğini gösterir. Biz Troia VII a’nın tahribini Balkan kavimlerine bağlamaktayız. Belki de Hellen efsanesi başkalarının yaptığı bu savaşı kendilerine mal etmiştir.

Evet tarihte Troia Savaşı olarak geçen bir savaş olmuştur. Ama bu savaş Homeros’un İlyada’da anlatığı nedenden , yani Sparta Kralı Menelaos’un karısı Helena’nın Troia Kralı Priamos’un oğlu Alexandros tarafından kaçırılmasından dolayı değil, Troia kentinin stratejik konumundan, Yunanlılar’ın boğazlara yerleşme isteklerinden dolayı böyle bir savaş olmuştur. Bu savaş on yıl sürmüştür. Bana göre Yunanlılar bu savaşta başarıya ulaşamadılar. Zaten sözde tahta at hilesi de bunu gösteriyor. Yunanlıları on yıllık savaş boyunca çok iyi tanıyan Troialıların böyle basit bir hileye kandıklarını sanmıyorum. Böyle bir hile ancak mitolojide olur.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Düşün dünyası için ne kadar da bereketliymiş Anadolu torakları. Sonrasındaki müthiş kuraklığın sebebi ne ola ki ! :) Verdiğiniz değerli bilgiler için teşekkürler.

Eymil 
 17.12.2008 12:16
Cevap :
Merhaba, Evet bereketliymis.... sonra ... sonrası malum... bilgi paylaştıkça degerlenir, o yüzden bilgiyi gelecek kuşaklara aktaran öğretmenler çok önemli bir iş yapıyorlar... Tesekkurler  17.12.2008 22:16
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 137
Toplam yorum
: 126
Toplam mesaj
: 23
Ort. okunma sayısı
: 1089
Kayıt tarihi
: 14.12.07
 
 

Aklımda sevdiğim şairlerden mısralarla yürüyorum. Yürümeyi unutmuş ve yeniden öğrenen bir çocuk gibi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster