Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Şubat '09

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
274
 

Homo Histories - I

Homo Histories - I
 

Tarihçi geleneksel olarak olayları söyleyendir. Oysa son yıllarda popülizmin tarihe dayatması ile tarihçiden olayları nitelemesi isteniyor.

Tarihçi bu cazibedar tuzağa düşer de yani, geçmiş bugün ve gelecek üzerine hüküm vermesi istendiğinde oltaya takılırsa bir tek Allah’a hesap vermesi gerekirken hesap merkezleri bir anda çoğalır ve başka mabudlar devreye girer...

Velev ki bîtaraf kalacağım diye yola çıksa bile bu vadide mümkün olduğu kadar tarafsızlığını koruması gerekirken, ister istemez kişisel fikir ve kanaatlerini yorumlarına bulaştırır. Bu insanlık zaafından kurtulabilen yok gibidir. Bu tehlikeden dolayı tarihçi yargıç olamaz. Tarihi olayları bir yargıç edasıyla yargılamaya çalışanlar modern anlamda tarihçiliğin ortaya çıkmasından önceki geleneksel sistemi aşamayanlardır.

Geleneksel usulde tarih yazımını adaletle ilgili belgeler belirlediği için bu tarz tarih yazımında tarihle adalet arasında bir paralellik söz konusudur. Hegel de bir tarih mahkemesinin varlığından söz eder geçmişte. Oysa 19. Yüzyılda şekillenen modern tarih yazımında yukarıda da değindiğimiz üzere tarih bir mahkeme salonu, tarihçi de bir yargıç değildir. Bu anlamda modern tarih yazımı muhakeme , hakkaniyet gibi kriterlerin dışarıda bırakılmasıyla şekillenmiştir.

Son zamanlarda insan hakları gibi olguların zorlamasıyla tarihçilerin yeniden yargıçlığa soyundukları görülmektedir.

İşte bu noktada tarih belgesel sadakatini kaybedip sosyoloji ilmi devreye girmekte, olaylar karşısında hüküm veren bilim adamı da tarihçilikten uzaklaşıp toplum bilim terminolojisini kullanan sosyolog sınıfına dahil olmaktadır.

Ve müdahil olmaması gereken olaylara müdahele eden tarihçiler işin iyice çığırından çıkmasına neden olmaktadır. Oysa salt bilimsel donelerin sonucunu ortaya koyan konsültasyonlara gitse tartışmalar bu konsültasyonların ışığı altında şekillenir ve sağlıklı yargıyı sosyal bilimciler ve kamuoyu yapar.

Bunu son zamanlarda yaşanan imza kampanyasında gördük.

Tarihçiler önceki dönemlerde olduğu gibi sazanlık yapıp taraf olmadan sükûnetle ellerindeki verileri konuştular.

Tartışma kısmını sosyal bilimcilere bıraktılar. Onlar da günlerce havanda su dövdüler.

Bugünlerde sosyal bilimcilerimizi yine sıcak tartışmalar bekliyor.

Der Spiegel’e göre Nisan ayında İsveç’te aydınların da katılacağı geniş bir basın toplantısı yapılarak Süryani soykırımı dile getirilecekmiş... Keldaniler ile Yezidiler de sıradaymış.

Bu demek oluyor ki, Onlar basın toplantısı ile toprak taleplerini dile getirerek taarruza geçecek, biz ise her zaman olduğu gibi savunmada kalacağız... Strateji uzmanları bir kamyon laf üretecek.

Bu sırada şöhreti yakalamanın tam da sırası işte diyen bir kısım tarihçi güruhu da bodoslama atlayacak bu tartışmanın içine.

Oysa yapılması gereken söz değil, emperyalistler cephesinde bilim adına şimdiye kadar yapılanları tespit edip karşıt çalışmalar üretmek olmalıdır. Böylece taarruz başladığında savunma yerine saldırıya kontratakla karşılık vermek karşı tarafı kıçının üstüne oturtarak, şımarmasını ve kanının bitlenmesini önlemek demektir.

Peki nasıl olacak bu iş?

Evvelemirde işe, Şark meselesi ortaya çıktığından beri Batılı süper güçlerin bölgede çalışma yapan Truva atlarının neler yaptığının tespiti ile başlanmalıdır …

İngilizlerden başlanmalı mesela…

Nemrud’un üç atlısı Henry Layard’ın , Gertrude Bell’in ve çömezi Lawrence’in bölgedeki faaliyetleri, sözde tetkikleri ortaya çıkarılmalı bunları takip eden dönemde bölgede sinsice yapılan demografi çalışmalarının raporları ele geçirilip uzmanlar heyetince incelenmeli, yine Fransız arkeologların ve şarkiyatçıların bölge nüfusu üzerindeki araştırmaları, hele, hele Almanların çalışmaları büyük bir titizlikle tek, tek yeniden ele alınıp bunların iddialarına karşı milli menfaatlerimizi koruma altına alan bir antitez geliştirilmeli ve zaman geçirmeden bu antitezin kanıtlanacağı belgeler üzerindeki çalışmalara başlanmalıdır.

Yalnız başına bir kurumun böylesine bir çalışmanın üstesinden gelmesi mümkün görünmüyor. Bunun için TTK, TİKA ve TÜBİTAK gibi kurumlara büyük sorumluluk düşmektedir..

Şu anda TTK’nın başında bulunan sayın Ali Birinci ekip ruhuna sahip toparlayıcı bir bilim adamı olduğu için bu anlamda söz konusu çalışmaya öncülük edebilir.

Her üniversite bu projenin bir parçası olarak katkıda bulunur ve işbirliği ile başvekalet arşivinde ve mahalli arşivlerde bulunan bölgeye ait vesikalar belli bir düzen içinde transkripe edilip ham veri haline getirilirse, geriye bunların kaydedildiği bir veritabanı oluşturma işlemi kalır ki, o da tamamlandıktan sonra Türkiye’nin başını ağrıtan şu azınlıkların nüfuslarını tespit edebilme işi bir düğmeye basma mesafesi kadar yakınlaşmıştır...

Sonra da hodri meydan ….

Konuşan konuşsun...

Nasıl olsa ağzı olan konuşuyor… Ama sen belgelerin diliyle konuşacaksın.

Dünya kamuoyunda ülkelerin itibarı belgelerinin gücü kadardır.

Yani onlar ağzıyla konuşurken, belgelerin gücü adına güç sana geçmiş demektir.

Umarım geç kalmadan bu hayırlı iş için ilk adım atılır…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 85
Toplam yorum
: 31
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 793
Kayıt tarihi
: 30.12.07
 
 

1963 K. maraş doğumluyum. Bir kamu üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışıyorum. Muayyen zamanla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster