Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Mart '19

 
Kategori
Teknolojinin Geleceği
Okunma Sayısı
31
 

Homo Sapiens: Yapay Zekâ

Zekâ kavramı bizlerin yazdığı algoritmalarla farklı boyut kazanmıştır. Bilgisayarın günlük hayatımıza girmesi ile yeni bir zekâ türünü icat etmiş bulunmaktayız. Yapay zekâ ismini verdiğimiz yeni bir oluşum insan zekâsına meydan okumaktadır. İnsan beyni organik bir yapıdan oluşmaktadır. İçerisinde 1 litre su, 160 gr yağ, 110 gr şeker ve 10 gr tuzdan oluşmaktadır. Bu kadar basit gözüken bu yapı aslında dünyanın en karmaşık organizması ve oluşumudur. Bilgisayar algoritmaları ise sadece metallerin oluşturduğu elektrik devreleri üzerindeki oluşumlardır. Günümüzde inorganik bir yapı organik bir yapı ile yarışır hale geliyor. 1996 yılında ünlü satranç ustası Kasparov ve Deep Blue isimli bilgisayar insanlık tarihi için bir satranç maçı yaptılar. Deep Blue ilk üretildiği yıllarda yani 1985 yılında dakikada 9 milyon hamle hesaplayabiliyordu. 11 yıl sonra 1996 yılında dakikada 18 milyar olası hesaba yapabiliyordu. 1997 yılında ise bu rakam 30 milyar olası hamleyi analiz edebilme kapasitesine sahipti. Kasparov’un 3 dakikadaki olası hamleleri düşünme hızı ise yaklaşık 540 hamleydi. Bu rakamları göz önüne aldığımızda kimi başarılı kiminse başarısız olacağını tahmin etmek güç değildir. Ancak 1996 yılında bizlerin tahmin ettiği olmadı ve ilk maçı Kasparov aldı. 11 Mayıs 1997 yılında 6 setten oluşan bir maç yapıldı. Deep Blue 3.5 Kasparov 2.5 puan aldı ve 1.4 ağırlığındaki Deep Blue maçı Kasparov’a karşı kazandı. Homo sapiens’den itibaren insanlık ilk defa bir inorganik yapıya karşı zekâ olarak yenilmişti.

Go oyunu satranç oyunu gibi bir strateji oyunudur. Satrançtan farkı olası hamlelerin sayısı dünyadaki tüm maddelerin atomlarından daha büyük sayıdadır. Google şirketinin Londra ofisinin 8. katında bulunan ve bir alt şirketi olan Deepmind, Alphago isimli bir Go oyunu üretti. Önceleri 100 binden fazla Go oyunu izleyen bu algoritma kendini oyunu izleyerek geliştirmişti. Yapay zekâ yine insan oğlunun karşısına dikildi. Dünya Go oyunu şampiyonu Güney Koreli Lee Sedol’u 2016 yılında 4-1 skorla yenmeyi başardı. Daha sonraki aşamalarda Alphago zero isimli yeni versiyonu ortaya çıkan bu yapay zekâ türü Go oyunu artık insanlara ihtiyaç duymadan sıfırdan sadece oyunun kuralları öğretilerek kendi kendine Go oyunu geliştirmeyi becermişti. 2017 yılında Çinli Ke Jie gibi usta bir ismi de yine alt etmeyi başarmıştır. Birçok dünya şampiyonun yenen Alphago Zero isimli yapay zekâ algoritma tarihteki en iyi Go oyuncusu sayılmaktadır. Dokuz Dan seviyesinde büyük usta olmuştur. Alphago Go oyunu ile yetinmemiş ve satranç oyununu da el atmıştır. Yine kuralları verilerek 4 saat gibi kısa bir zamanda satranç oyununda ustalık seviyesine ulaşmıştır. Burada teknoloji aslında makinenin kendi kendine öğrenmesi olayıdır. Stockfish adı verilen bir başka yapay zekâ ürünü olan Stockfish isimli satranç bilgisayarı ile Alphago 100 satranç maçı yapmıştır ve bu maçın 72’si beraberlikle sonuçlandı ve 28’sinide Alphago aldı. Alphago’ya geçmişteki tüm oyunlar öğretilmemişti. Stockfish’in çalışma prensibi hafızasında binlerce eskiden oynanmış oyunlar yüklü iken Alphago sadece kendi kendine varyasyonları geliştirmişti.

Kuralları öğretilerek sıfırdan kendi kendine usta seviyesine çıkan bu yapay zekâ aslında bir nebzede bir çeşit olası tehlikenin de sinyallerini çalıyor. Algoritma insana karşı olabilir mi? Olabilir tatbikî. Bunun net cevabını ilerleyen yıllarda göreceğiz. Aslında senaryo şöyle. Farz edelim uzaydan akıllı bir zeki canlı dünyaya düştü ve bizler onu elimizde tutuyoruz. Bilgisi karşılığında yaşamasına bir laboratuvarda izin veriyoruz. Bu uzaylı canlıdan fizik, kimya, biyolojik, matematik hatta din alanında çok fazla bilgiyi alabiliriz. Bunu şu şekilde düşünelim. Bu canlı uzaylı değil de bir yapay zekâ ise hemen hemen aynı kapasiteye sahipse ne olacak? Aslında her iki durumda aynı duruma çıkıyor. Alphago zero basit kuralları verilen bir şeyin üstüne yeni stratejiler katarak o alanda en üstün seviyeye geliyorsa, bu tür zekalar fizik, matematik gibi alanlarda da basit kuralları öğretilerek en üst seviyelere çıkabilir mi? Ya da ilerleyen yıllarda Nobel ödülü alan bir yapay zeka algoritması ile karşılaşabilir miyiz? Yapay zekânın ismini birçok yerde (Artifical Intelligent) kısaca Al diye görebiliyoruz. Aslında yukarıda bahsedilen zekâ türleri normalde ne satranç biliyor nede Go oyunu. Onların tek bildiği şey belirli kurallar karşında olası durumları en hızlı analiz etmektir. Go ve Satranç gibi felsefi oyunların günlük hayatımıza kattığı zevklerden ve felsefi düşüncelerden yoksundurlar. Onlar elektronların kablolar içindeki ışık hızındaki hızlarından güç alarak güçlerine güç katmaktadırlar. Bu gibi yapay zekâları meydana getiren algoritmaların insan beynindeki nöronlara galip gelmesinin sebebi elektronların bilgisayar ortamındaki hızlı ilerleyişidir. İnsan beyni elektrik akımı ile değil elektro-kimyasal bir sistem ile işliyor. Kimyasal reaksiyonlar maalesef ışık hızı ile ilerlemiyor. Yapay zekâ (Al) bu konuda bizlerden üstün olmaktadır. Elektrik olmaması durumunda yapay zekânın bir işlevi kalmamaktadır. Aynı zamanda elektrik akımının tellerden geçerken yaptığı ısınma gibi durumlar yapay zekânın ilerde karşılaşabileceği bir problem olarak görülebilir. Bu noktada Fizikçilerin çözmesi gereken bir problem ortaya çıkmaktadır. Süper iletkenler oda sıcaklığında çalışabilirse bizler yapay zekânın saniyede yapacağı işlem sayısını birkaç katına çıkarabiliriz. Elektron bir iletken içerisinde ilerlerken bir direnç ile karşılaşır ve enerjisini yitirebilir. Bu bir nebze sürtünme kuvveti gibi düşünülebilir. Mutlak sıcaklık denilen -273.15 gibi bir derecenin biraz üstünde elektronun bir iletken direnci nerdeyse sıfır olmaktadır. Giren elektrik enerjisi çıkan elektrik enerjine eşit olmaktadır.

Günlük yaşamımızda oda sıcaklığı yaklaşık 25 derece olduğuna göre eksi 273 gibi dereceye ulaşmak yaşadığımız normal ortamda mümkün değildir. Bilgisayar kullanan herkesin bildiği gibi belirli bir zaman sonra bilgisayarımız ısınır ve çok kullanırsak bilgisayarımız kendi kendini yakabilir. Bu yüzden ki bilgisayarlarda fan vardır. Alphago programının olduğu bilgisayarlarda bile fan sistemi vardır. Süper iletken bir maddeden yapılmış bir yapay zekânın yapacağı işlem sayısını tahmin etmek herhalde zor değildir.

Bizler için bu ekonomik açıdan da bir sıçrama olabilir. Ekonomik olarak paranı dünya üzerindeki dağılımını eşit ve adil bir şekilde dağıtım planını Al yapabilirse dünya üzerinde açlık bir problem kalmaz. Şuanda dünyada var olan işlevsiz Birleşmiş Milletler gibi toplulukların görevini yerine getirip, hangi ülkenin diplomatik olarak haksız olduğuna yapay zekâ karar verebilir mi? Böylece dünya çapındaki birçok savaş önlenebilir ve yapay zekâ yaşamları kurtarabilir. Tersi de olabilir iyi bir savaş stratejisi öneren bir yapay zekâ bir ülkenin diğerine üstün gelmesini sağlayabilir. Bu durumda bizlerin yapması gereken yapay zekânın dünya üzerinde dağılımın eşit olmasıdır. Bu tür algoritmaların bir yerlerde yoğunlaşması yeni bir diktatörlük ya da yeni bir yapay Tanrı! doğuracaktır. Yapay zekânın yapay Tanrıya dönüşmesi önlenmelidir. Asla inorganik oluşumları organik oluşumlar üzerinde hâkimiyet kurmamalıdır. Yapay zekânın en ileri boyutu yapay tanrı olacaktır. Bu kavram bizleri ürkütüyor. Kendi dini kitabına yazan bir yapay zekâ bizler için cennette neler önerebilir ya da bizler için ne gibi cezalar verebilir bunları şimdilik bilemeyiz. Benim görüşümü göre yapay zekâ yapay tanrıya doğru ilerliyor. Zekâ konusunda birçok insanın farklı görüşleri olabilir. Yine kendi çıkarımlara göre zekâ neden bir virüs ya da neden bir enerji şekli olmasın. 

Bu yazı Homo Sapiens ve Karıncalar kitabımdan alınmıştır. Tüm kitabı ücretsiz okumak için bu linki tıklayın

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 30
Toplam yorum
: 10
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1955
Kayıt tarihi
: 16.12.06
 
 

1973 Sivas doğumlum. 1998 yılında ODTÜ Fizik bölümü, 2005 yılında Anadolu Üniversitesi işletme bö..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster