Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Ağustos '10

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
776
 

Hortlayan çocukluk aşkım ve Jill'in arkasından atıp tuttuklarım

"Çok uzun zamandır ne hissettiğimi bilmiyorum ben" diye başladığında sözlerine, adını koymakta zorlandığım bir ifade vardı yüzünde... Aslında bu ifadeyi tanıyordum... Çocukluk yıllarımızdan çıkıp gelen o kırılgan bakışlar; güvensizliği, ümitsizliği ve en çok da kararsızlığı temsil ediyordu yüzünde... Korkuyordun ve bence en çok da bu yüzden ne hissettiğini bilmiyor ya da bilmek istemiyordun. Zor sorulardan uzak durmak; bu sorular özellikle benimle ilgiliyse, aklının yüreğine karşı geliştirdiği dişli bir savunma mekanizmasıydı, biliyorum... Ve sen "bilmiyorum" diye çıkarken işin içinden; ben boğazıma düğümlenen o sabırsız, o azgın, o baş belası sözcüklerle baş etmeye çalışıyordum.

Bir an dönüp Jill'e baktım, denizdeki yılandan medet umarcasına... Her zamanki gibi kanepenin üzerinde sigarasını yakmış, öylece tavana bakıyordu... Belki de dumanının tavana ulaşmadan önce aldığı şekilleri izliyor, tuhaf anlamlar çıkarıyordu kendince. Her şeye, ilişkimizin nerdeyse her saniyesine tanıktı. Ama daima biz orda yokmuşuz gibi davranıp elinden hiç düşürmediği sigarasını tüttürmeye devam ediyor, tek bir tepki dahi vermiyordu. Kafasından neler geçiyordu kimbilir... Çoğunlukla içten içe sevindiğini, aramızdaki gerginlikten hoşlandığını düşünürdüm ben.... Nasıl ben sevdiğim adamı onunla paylaşmaktan nefret ediyorduysam o da benden hoşlanmıyordu büyük ihtimalle...

Yine Jill'e uzun uzun ve dikkatle baktığımı görüp kıskandığımı anlamış olacaksın ki yaklaştın bana doğru... Yüzümü avuçlarının arasına alıp gözlerimin içine baktın. Öyle bir açtın ki avuçlarını göğe, ben parmaklarının arasında bir sarmaşık gülüne dönüştüm bir kaç saniye içinde... Dua etmek, şükretmek gibi... Avuçlarını açıp yakarmak ya da belki tapınmak gibi... Tanrıdan yağmur dileyen ellere karşılık verir gibi bardaktan boşanırcasına yağdı gözlerim gözlerine... Üstelik kendi yağmurlarım dinince senin içinde kopan fırtınaları duydum bu sefer de... Gökgürültüleri içinde senin kendi içinde duyamadığın sesleri duydum senin yerine...

Sevgilim, sen bilmesen de ben senin ne hissettiğini biliyorum... Ben sana vurduğumda sen benim elim acırsa diye korkarken, son dakikada iptal ettiğim randevuların sesindeki vahametinde, koyun koyuna geçen gecelerin ayrılığı haber veren ışığındaki hüznünde, uyurken bile beni bırakmana engel olan parmak uçlarını bir mıknatıs gibi bedenime çeken biliçaltında, ben içindeyken içinden çıkmayı bir türlü beceremediğin yatağında, sabah benden önce işe giderken etini koparır gibi kendini benden kopardığından senin yatağında yalnız kan revan içinde uyandığım sabahlarda ve bu ayrılığın üzerinden henüz bir kaç saat geçmişken beni geri çağıran dudaklarda... Gördüm neler hissettiğini...

Bunları en az benim kadar Jill de biliyor, seni benden daha iyi tanıyor belki de... Yıllar sonra yeniden çıkıp gelmesi boşuna değil... Yeniden bir araya geldiğimizi duyduğundan... Yeniden yüreğini benim karanlık sularımda kaybetmeni istemediği için... Seni yeniden bana kaptırırsa bir daha asla geri alamayacağını bildiğinden... Diyorum ya geri gelişi sebepsiz değil...

Onu öyle kıskanıyorum ki... Senin mavi gömleğini üstüne geçirmiş salonda öylece sere serpe sigarasını tüttürürmesine, ben günlerce senden uzak kalırken onun orada her koşulda o kanepede oturmasına ve seninle aynı havayı solumasına dayanamıyorum. Yeni aldığın klimayı benden önce görmesine, sen marketten aldığın mercimek köftesini yerken sana eşlik etmesine, o evin içinde her ne yaparsan yanı başından ayrılmamasına tahammülüm yok, bu böyle... Kim haksız olduğumu düşünebilir ki?

Ah Sevgilim! Sırf sevdiğim için uyarmam gerek seni... Ne hissettiğini bir gün öğreneceksin... Oysa henüz kayalıklarıma yaklaştığının farkında bile değilsin... Odyssesus'um, koru kendini büyülü sirenlerimden... Kurtulmayı başarsan dahi bu sesten, ayrılırken canın çok acıyacak. Zira yeniden yüreğine süzülmek niyetindeyim. Aramızdaki asıl engel Jill... Lütfen artık gönder onu o evden... Başka bir kadının sevdiği adama bu kadar yakın olmasına kim tahammül edebilir? Haklısın baş belasının tekiyim, hayatında artık bana yer yok, yeniden kapılmak istemiyorsun ruhumdaki kara deliğe ama... Seviyorum seni... Yıllar sonra yeniden...

Sevgilim, gönder artık o lanet olası çikolata dudaklı, merinos saçaklı kadını... Ölesiye kıskanıyorum... Yalvarırım hiç değilse çocukluk günlerimizin hatırına, kurtul yedi yirmi dört salonunun duvarında asılı duran o yağlı boya resimden...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

güzel bir kurgu ve beklenmedik bir final. Çok beğendim. Sevgiler.

Ata Kemal Şahin 
 11.09.2010 19:00
Cevap :
Merhaba, beğenmenize çok sevindim. Özellikle Türkçe'yi doğru kullandığıma dair bir övgü almak gerçekten çok güzel...Sevgiler...  11.09.2010 19:13
 

Sevgili yazarım. Kelimeleri özenle seçip yerli yerine bırakıvermeniz, yazı sanatındaki ustalığınızı gösteriyor. Uzun cümleler olmasına rağmen güzel anlatım hikayeyi mükemmelleştiriyor. Hep söylediğim gibi, kelimeler kaleminizle şımarıyor. Sizi okumak güzel. Sevgiler.

turuncu 
 04.09.2010 12:43
Cevap :
Sevgili turuncu, yorumlarınızı özlemişim...ve siz de beğendiğiniz yazıların yazarını şımartmakta ustasınız gerçekten:( Sevgiler...  04.09.2010 14:11
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 42
Toplam yorum
: 361
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 943
Kayıt tarihi
: 16.06.10
 
 

1980 'de doğdum. Batı'da küçük bir şehirde büyüdüm. Büyüyünce durduğum yerde duramaz oldum. Kuş o..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster