Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ağustos '18

 
Kategori
Doğal Hayat / Çevre
Okunma Sayısı
28
 

Horzum’a…/ 5

Horzum’a…/ 5
 

Adana’dan arayan arkadaşa, Horzum’u anlattım biraz. ‘Burası yanıyor mu, yaşamın ergileri durmuş mu anlamak zor! Durduğum yerde yapış-yapışım’ dedi. Öyle olmalı! Sokağa çıkmayla, iki adımlık yürümeyle biliyorum ter içerisinde kaldığımı. Yükselen camdan binaların yaydığı yalımı biliyorum. Toz yüklü ağaçların yaydığı kirliliği biliyorum. Geçen araçların egzoz dumanının verdiği dayanılmaz bungunluğu biliyorum. İklimlemelerden çıkan gazın bozduğu havayı biliyorum. Acımasızca süren beton yapıların, yapıların verdiği yağmanın, yağmanın oluşturduğu yaşanılmazlığı biliyorum. Aynı özellikteki kentlerin varlığını, çokluğunu da biliyorum…

Hafta sonu olması nedeniyle biraz daha yoğun Horzum yaylası. Kasapta birkaç kişi, fırının önünde her zamanki bilindik kuyruk… Eski, diye bilinen önceleri gibi değil yine de. Kahvehaneler, lokantalar, eskisi gibi değil! Okey onamak, bira içmek için gelinen yerler bir bir kapatılmış! Üç-beş masalık gelenleri ağırlıyor çayevleri. Nedeni ekonomik! Birçokları evde zaman geçirmeyi yeğliyor, bir yerlerde oturmaya. Televizyon izliyor, evinin bahçesi varsa ‘orada’ oyalanmayı seçiyor! Konuğu varsa ev içerisinde kalmaya çalışıyor. Kasaptan aldığı etle mangal yapanlar da sayılı! İki kilo ete yüz lira vermek, onu bir öğünde yemek birçokları için olanaksız! Yine de Horzum’da olmak yetiyor, Kozan’ın sıcağında kalmaktansa…

Dünden beri hava bir açılıyor, bir yarı bulutlanıyor. Arada bir gök gürültüsü geliyor yüksek dağların olduğu bölgelerden. En son iki ay önce yağmıştı, Horzum’a yağmur! Anlattılar! Dere yatağı taşmış! O günler evinin önünde bahçe yapanların ektikleri dağlardan gelen suyun altında kalmış! Birçokları yeniden ekmişler domatesi, biberi, patlıcanı… Yeniden toprağa atmışlar maydanoz, dereotu, roka benzeri tohumları… Kentlerde dere yataklarına atılan yapı temelleri gibi, burada da dereler doldurularak yağmur sularının yol edindiği yerlere yapılan yayla evleri hem kendilerine, hem de komşularına zor anlar yaşatmış! İki aylık yayla dönemi için bozdukları doğallığın bilinçsizliğiyle! Yapıların kimine ‘yayla evi’ de demek zor! Kentlerdeki gibi, beton yığını! Yeter ki bir ‘görgüsüz’ yaptırmış olmasın, betona yönelmesin; başka ‘görgüsüzlerin’ oluşması öyle zor bir olgu değil! Yayla değil de, sanki deniz evi! Duvarlar beton, taban beton, avlu beton, geçiş yerleri beton… Horzum’un, yaylanın doğası bu değil! Bu denli harcama yaptıkları Horzum’u biraz da güzelleştirmek, biraz daha yaşanılır olması için korumak, Sağlık Ocağı’ndan başlayarak Horzum çıkışına dek uzanan dereyi iyileştirmek için çaba harcamak kimsenin ‘düşüneceği’ bir çaba değil nedense!

Dere… Başından sonuna dek yaylacıların çöp tenekesi, atık suyolu! Cinsi belirsiz kirli sulardan beslenen bitkiler, ağaçlar, sivrisinek, börtü-böcek yuvası dere! Akşamdan sonra dere kıyısındaki evlerin sivrisineklerden dolayı rahat oturamadıkları biliniyor! Yine de derenin ‘iyileşmesi’ için atılımda bulunan, bulunmak için bürokrasi kapılarını zorlayan yok! Dereden çizgi gibi bir su akar! Lokantalar, kahvehaneler, kimi işyerleri, kimi evler atık sularını salar! Biri de çıkıp ‘dereyi kirliyorsun’ demez! ‘Görgüsüzlerin’ birbirine gösterircesine betona akın ettikleri gibi ‘madem komşum dereye kirli suyu yönlendiriyor, ben de yönlendireyim’ der gibi! ‘Yaşam alanı’ anlayışı bu gibi…

Bazen ‘ne yapılabilir’ deniyor ya… Her yaylacı kendi sınırındaki dereyi ‘benimsemiş’ olsa, temizliğini yapmış olsa, kirlilik vermeyi sonlandırsa, fosseptik çukurlarını kullanmış olsa, yerel yönetimden zamanında ilaçlama yapmasını istese, suyunun temiz akmasını sağlasa… Zor bir eylem değil bunlar! Evin odası, evin avlusu neyse; onun yerine koyulsa; zor mu bunlar?

Adana’dan arayan arkadaşın ‘burası yanıyor’ dediği bir anda, Kozan’dan yirmi dakkalık uzaklıkta bulunan bir doğa parçasında, öğle saatinde bile rahatça solunabiliyorsa hava özen gösterilmesi gerekmez mi? Yaşamı kolaylaştırıcı, yaşamı yaşanılır kılıcı etkenlerden uzaklaştıkça yarınlar bozulmuyor mu?

Güneşli bir hava, çinko çatının üzerine düşen yağmur taneleri cırlavuk (ağustos böceği) sesini bastırdı. Çam kokusuyla karışmış toprak kokusu yayıldı. Bir de tene dokunan güzelimsi serinlik… Var mı daha iyisi?

Bitti

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 56
Toplam yorum
: 18
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 369
Kayıt tarihi
: 29.10.09
 
 

Selam ... Yaşam bir garip labirent, karışık bulunca karışıyor. Öyle çok ayrıntı var ki, onları si..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster