Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Mayıs '14

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
840
 

Hoşgörü 2

Hoşgörü 2
 

Evet, “hoşgörü” konumuza devam edelim; önceki yazımızda demiştik ki “hoşgörü yanlıştır”!

Ancak bu tabii ki bir “katılık” demek değildir.

Zira esneklik başka, hoşgörü başka bir şeydir.

Bu ikisini birbirine karıştırmamalıdır.

Ayrıca herhangi bir yanlışa göz yummayıp karşı çıkarkenki veya bir yanlış fikre itiraz ederkenki uslubun inceliği, saygı dolu zerafeti, olgunluğu ve medeniliği ile yine hoşgörü aynı kefeye konmaktadir ki, maalesef bu da işte hoşgörü ile karıştırılmamalıdır. Zira onda zaten bir yanlışa hoşgörü göstermeyip bir itiraz, bir karşı çıkış, bir katılmayış vardır zaten. Oysa hoşgörü, bir "yanlışa" yanlış da olsa anlayış göstermek, karşı çıkmamak, üstünde durmamak, ona da o yanlışı için müsamaha göstermek, tolerans tanımak anlamındadır. Yani işte karşı çıkmayalım hoşgörü gösterelim de, o yanlış, bir “fikir” bile olsa mesela, toplum da doğrusu o mu zannetsin veya zannetmeye devam mı etsin?

İşte böyle detayları vardır hoşgörünün. Hatta özellikle de bizim toplumumuzun bir de zaten vur diyince öldürmek gibi bir huyu da bulunduğunu hesaba katınca, varın ötesini siz düşünün!

Evet, esneklikle de karıştırılmamalı, “hoşgörü yanlıştır” demek “katılık” demek de değildir diyordum...

Zira şöyle ki: Şu evrendeki işleyişin zaten ana kuralı ve üzerine inşaa edilmiş olduğu kaynağındaki-özündeki temel prensip-temel ilke, hep belirttiğim gibi, “hak ve had”dir. Yani yalnızca “hak” değil, aynı anda HAK ile de birlikte bir bütün halinde“HAD”dir de malûm.

Dolayısıyla evrendeki herşeyde olduğu gibi hoşgörü hususunda da bir “had aralığına” da bağlı ve uygun olarak, yalnızca had sınırları dahilinde ve “yanlışın derecesine de göre” bir takdir ve insiyatif tabii ki söz konusudur yine. İşte “esneklik” de sadece bu sınırlar ölçüsündeki tutumun, yaklaşımın adı olmaktadır. Yani hoşgörü değildir aslında yine onun da adı.

Peki bu ölçüyü, bu aralığı nasıl belirleyeceğiz? En öncelikli ve belirleyici ölçü, o yanlışın önem ve etki derecesidir tabii. Bunu bir anlamda da o yanlışın yaratacağı olumsuz sonuçların telafi edilebilir olup olmadığı şeklinde de ifade edebiliriz. Yani tolere edilebilir bir, önemsenmeyecek bir nitelikte midir, değil midir? Mesela “zaten kolayca telafi edilebilir olmak veya telafi edildikten sonra hiç kimseye zarar vermemiş olmak” koşuluyla, yani “hak” kuralı zaten kesinlikle ihlal edilmeyecek şekilde, bir yanlış, eğer, “suç” veya “haksızlık”, “kötülük” sınıfına girmeyecek türden ve özellikle de bir “kasıt” da kesinlikle taşımamaktaysa, veya ola ki sırf o ana has çok özel bir durum ya da koşullar çerçevesinde, örneğin sadece önemsiz bir dalgınlık - ince ve çok yönlü düşünememek - sırf o anlık bunun başka bir yönünü hesaba katamamak, boş bulunmak vs. gibi her an her insanda olabilecek sadece belki “ufak” bir kusurlu tutum, ihmal ya da  “hata” sınıfına giren bir türdense, böylesi durumlarda pek tabiidir ki insiyatif kullanılabilecektir; Hoşgörünün yanlışlığı, asla böyle bir “esnekliği” ortadan kaldırmaz, devre dışı bırakmaz. Yeter ki işte bu koşullar çerçevesinde ve bu sınırlar içinde kalsın.

Aslında bunun sınırını, ölçüsünü ve keza hoşgörü ile esnekliğin ve hatta buna bağlı olarak şefkatin, merhametin, iyi niyetin de ayrımını, hatta hatta  bu arada  yine hoşgörünün de ne denli yanlış bir şey olduğunu bile daha da iyi anlayabilmek ve belirleyebilmek için, en güzel ve etkin ölçümlendirme, değerlendirme ve göstergelerden biri de şu sorunun cevabıdır:

BİR YANLIŞI KARŞISINDA "ÇOCUĞUMUZA NASIL DAVRANIRIZ"?

Nitekim siz de işte mesela, çocuğunuz veya torununuz yanlış bir şey yaptığında ona “aferin” mi dersiniz? Onu över misiniz?

Veya hangi durumlarda ve nasıl bir yanlışında ancak bunun pek de üstünde durmaz, anlayışla karşılarsınız?

Hatta esasen, çocuğunuzu ille de cezaî ehliyeti olmayan çok küçük bir yaşta da düşünmeyin, hangi yaşta olursa olsun, bir haksızlık, bir saygısızlık, bir kötülük yaptığında hiç oralı olmaz, önemsemez, ilgilenmez, bana ne der, tepkisiz-suskun kalır, sükut altındır mı dersiniz, onaylar mısınız?

Ya da her ne derecede olursa olsun, “Yanlışa zaten hoşgörülü olmak lazımdır, insandır hata yapar, herşeyin başı hoşgörüdür, sevgidir, o bir olumsuzluk yapmışsa bile kendi haline bırakacaksın, hiç ilişmeyeceksin, sen olumsuz bir şey demeyeceksin-yapmayacaksın, hep olumlu davranacaksın” deyip, doğrusunun bu olduğunu mu savunursunuz? Yani, onun yanlış sınıfına giren her tür davranışı, seçimi, tutumu karşısında “yanlış yapıyorsun veya yanılıyorsun, doğrusu şudur” demez, hiç eleştirmez, ayıplamaz, müdahale etmez, itiraz etmez, kınamaz, yönlendirmez, doğrulaştırmaya çalışmaz, nasihat etmez, yaptığı şeyin yanlış olduğunu ve sizin de buna üzüldüğünüzü onun da bilmesini sağlamaz, “aman gönlü kırılmasın, önemli olan yanlış yapmak değil gönül kırmamaktır” der veya birazcık bencil olur,“aman şimdi nasihattan de zaten hoşlanmaz, zaten anlamaz da, hem ayrıca ters de teper, şimdi bir de benimle mi arası kötü olsun, sonra beni sevmez” deyip  kör, sağır, dilsiz mi olursunuz? Yani ha var ha yok cinsinden, kişiliksiz, hükümsüz, edimsiz, ruhsuz, duygusuz, duyarsız, etkisiz bir eleman gibi! Hoşgörülüsünüz ya çünkü!!

Keza terbiyesizlik ettiğinde de veya bir suç işlediğinde, olumsuzluklar, kötülükler, kötü bir şeyler yaptığında, yani işte kısaca davranışsal yanlışları karşısında, yoksa onu yok sayar, “her koyun kendi bacağından asılır, her kötü söz, her kötü davranış sahibini bağlar” der veya “olduğu gibi kabul etmek lazımdır” mı dersiniz? Bunları örnek veriyorum çünkü hoşgörüyü savunurken, tepkisizliğinizi, karşı çıkmamalarınızı, yanlışı tolere edişlerinizi anlayış, olgunluk ve erdem kılıflarına sararak savunduklarınız da yine bunlar, bu tip cümeleler, bu tip gerekçeler oluyor, hep böyle diyorsunuz malum.

Oysa çocuğunuz söz konusu olduğunda, eğer bilinçli ve iyi bir insan, iyi bir ebeveynseniz, “gerçek” bir ebeveynseniz bütün bu sorulara eminim ki, “hiç olur mu öyle şey, tabii ki hayır” diyeceksinizdir.

E o halde, çocuğunuza bile böyle davranmıyorken, bir erişkine, bir başka insana nasıl böyle davranabilirsiniz? Nasıl hoşgörünün doğruluğunu savunabilirsiniz?

İşte “iyi insan”, bilen insan, düzgün insan, doğru insan, olgun insan, “gerçek insan” ve insanı düşünen, insana değer veren, saygı duyan, insanın iyiliğini isteyen, gerçekten seven, sevgi dolu insan, şefkatli, merhametli, vicdan sahibi ve “adil” bir insan, “bilinçli” bir insan, her insana da çocuğuna davrandığı gibi, çocuğuna davrandığı kadar “sorumlu” davranabilen insana denir.

Arada hiçbir fark yoktur. Zira çocuğunuzun iyi bir insan, doğru bir insan, ahlaklı bir insan olmasından ne kadar sorumluysanız, her insan her insana karşı da yine aynı şekilde sorumludur. Çünkü kendimize ve en yakınlarımıza olduğu oranda topluma karşı da sorumluyuzdur. Toplumda her bir yanlış yapan, suç işleyen veya zarar gören, zarar veren, ahlaksızlık ya da haksızlıklar, çirkinlikler yapan veya ahlaksızlığa, haksızlığa uğrayan insan da, hiç aklınızdan çıkarmayın yine bir ölçüde sizin de eserinizdir, sizin tutumlarınızın eseridir. Yani hoşgörünüzün.

Eğer bir toplumda yaşıyorsanız, sorumluluğunuz yalnızca kendinizle veya çocuğunuzla sınırlı değildir asla. Eğer bunun böyle olduğunu düşünüyorsanız bilin ki, demek ki bunda da yanılıyorsunuz.

El birliğiyle, yani toplum dinamikleriyle ancak kalkınabilir bir toplum. Toplumun da tepkileriyle, yani o toplumu oluşturan sizlerin yanlışlara karşı gösterdiği tepkiyle ancak yanlışlarının da bilincinde olup, öğrenip, yanlışlarından da arınabilir insanlar.

El birliğiyle ve toplum dinamikleriyle ancak yükselir, yücelir ve sorunlarından da kurtulabilir olur dünya ve insanlık!

Yanlış yapan bir insan, yürümekteyse bile bakmayın siz yürümeyi sürdürdüğüne, aslında yolunu kaybetmiştir, bulmaya çalışıyordur. Kaybolmuştur, kayıptır. Onu kazanabilmek ise ancak yaptığı yanlışın ne olduğunu onun da bilmesini sağlayarak mümkün olur.

Hayata dair gerçekten bir reçete arıyorsanız “asıl reçete”,  ve keza hakikaten gerçeği bilmek istiyorsanız da eğer “asıl gerçek”, asıl doğrusu budur maalesef: Yanlışı görmezden gelmek veya göz yummak, ses çıkarmamak, yanlışı tolere etmek, yani “hoşgörü”, kesinlikle yanlıştır!

 

 

Filiz Alev

03.05.’14

Abdülkadir Güler, Hanife MERT bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok önemli detaylar yazıda irdelenmiş.Altına imzamı atacağım yazılardan biri.Zaten size mahsus derinlemesine analiz kaçış noktası bırakmamış.

Kerim Korkut 
 18.05.2014 14:38
Cevap :
Teşekkür ederim Sn. Korkut. Takdir eden samimiyetteki gönlünüze, benim de samimiyet ve takdirlerimle...  18.05.2014 17:03
 

Merhaba, hoş görmek!..? Zamanımızda toplum ötekileştirilirken, bazı kesimlerin hoş görüyü bilmediği bir ortamda, hoşgörülü olabilmek gerçekten önemli. Selamlar..

Mesut KARİP 
 15.05.2014 11:41
Cevap :
Hele de hoşgörünün zaten aslında ötekileştirici-yanlışlaştırıcı olduğunu bilmeyeni hoş görmek kadar yanlış bir şey olamaz. Selamlar...  15.05.2014 17:20
 

Hoşgörülü olabilmek için her şeyden önce hata işleyen kimsenin ruh yapısına, yaşına, bilgi seviyesine,suç işlerken bir kasıt var mı yok mu? gibi kategorilere bakmak gerekir. Eğer kasıt yoksa veya bilgisizlik varsa, yaptığı eylemin suç olduğunu anlatıp, ceza vermemeyi gerekli kılar. Ancak bu suç tekrar ediliyor ve tabiri cazise karşıdaki kimse seni kullanmayı ve hoşgörülü tavrını suistimal ediyorsa o zaman, suçtan caydırmak için ceza verilmeli diye düşünüyorum. Çok güzel ve faydalı bir paylaşım. Filiz Hanım emeğinize yüreğinize bilginize sağlıklar dilerim. Selam ve sevgilerimi ilettim. Sağlıcakla ve mutlu kalın.

Hanife MERT 
 07.05.2014 18:20
Cevap :
Hatta cezanın da yapılan yanlışın veya işlenen suçun önem ve büyüklük derecesiyle mutlaka doğru orantılı, eşdeğer olması gerekiyor.. Zira daha az bir ceza, suçu önlemeyi veya bir telafiyi ya da caydırıcılığı sağlamaktan ziyade teşvik edici bile olabiliyor. Yani böyle bir "gerçek" dahi varken ortada hele ki hoşgörü? Veya affetmek? Yani işte! Çok teşekkürler Hanife Hanım, siz de yazımı hem özetleyen hem tamamlayan böyle güzel ve değerli bir yorumla mutlu ettiniz beni. Selam ve muhabbetle...  08.05.2014 15:56
 

Hoşgörü, senin de yazdığın gibi tolerans ve müsamaha anlamındadır. Bir defa yapılmalıdır, devamlı hoşgörü yanlışların yapılması ve devamı yönünde kısır döngü oluşturur. Hoşgörü erdemli kişi özelliğidir ama kötü niyetli kişiler bu özelliği kullanıp zarar verme moduna girerler ki arzu edilmeyen bir durumdur. Şimdilerde vicdani terbiye üzerinde çok duruyorum ve önemsiyorum. Selam ve sevgiler Filiz'imize.

Yurdagül Alkan 
 04.05.2014 15:40
Cevap :
İşte,adlandırmada da yanlış yapılıyor.Hoşgörü deyip de hiç kafalar karışmasın esnekliktir onun adı.Adına hoşgörü denince, bir erdem olduğu zannı da işte böyle yanına eklenip,iş çığrından çıkıyor.Olura da olmaza da hoşgörü haline dönüşmüş oluyor.Hatta yine sanıldığı gibi hiç de ille de kötü niyetliler yapmıyor, aksine pekala da hep nerdeyse iyi niyetliler asıl, üstelik de senelerdir böyle yapıyor, ne yazık ki iyisinde de kötüsünde de herkeste bu böyle! Çünkü güya erdem de sanılıyor ya! Bu toplum nasıl bu hale geldi,niye böyle oldu, hoşgörü yüzünden işte. Gerçeklerden-doğrulardan korkan, susan, gerçeği diyenden hoşlanmayan, doğruyu hoş görmeyen bir millet, yanlışı baş tacı eden yanlışı alkışlayan bir millet! Adı üstünde işte yanlışı hoş görüyor!! Tersliğe bak,olacak iş mi? Bir de hem böyle yapıp,hem de el almazları oynamak da var mesela. Herkes işte öyle karıştırıyor ki herşeyi,öyle çok karıştırılan, yanlış bilinen-yapılan şey var ki,hakikaten hangi birini yazsın şaşırıyor insan.Sevgiler  04.05.2014 18:22
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 146
Toplam yorum
: 1689
Toplam mesaj
: 185
Ort. okunma sayısı
: 3169
Kayıt tarihi
: 03.03.11
 
 

Ekonomistim, emekliyim. İki evlat annesiyim. Müzikle ilgilenirim, bestelerim vardır. Düşünürüm, a..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster