Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Haziran '11

 
Kategori
Restoranlar
Okunma Sayısı
777
 

Höt Höt Felsefesi - Philosophy, The Hoeth Hoeth !

Höt Höt Felsefesi - Philosophy, The Hoeth Hoeth !
 

Kanepe Restaurant, İstanbul

"Hoş geldiniz efendim. Sizi şöyle alalım."

"Hoş bulduk. Aslında şu cam kenarı daha iyi değil mi?"

"Akşam vakti cam kenarını ne yapacaksınız beyefendi. Duvar kenarı daha keyifli olur, inanın!"

Boğazda cam kenarını ne yapacakmışım!! Kim bilir hangi sadık bahşişçisine saklıyorsa orayı! Cingöz kerata! Gözler de fıldır fıldır!

"Garson Bey, masamıza su vermeyecek misiniz?"

"İsterseniz soda verelim."

"Yemekten önce mi?"

"Şimdilerde müşterilerimiz öyle tercih ediyor efendim. Mideyi lezzet şöleni için bastırıyormuş."

"Vayy, o kadar iddialısınız yani."

"Efendim, Kanepe Restaurant Türkiye'nin ve Balkanlar'ın en iyi mutfağı seçildi geçen sene. Ödül plaketimizi lobide görebilirsiniz."

"Tebrikler. Ama biz yine de su alalım."

Komilerden biri sularımızı koydu ve ortadan kayboldu. Dört arkadaş birbirimizin yüzüne bakarak olanı biteni anlamaya çalışıyorduk. Herhalde birden ta ta ta taaa borazan sesleriyle masamız donanacaktı. Donanmadı!

"Garson Bey, menü alabilir miyiz?"

"Şimdilerde müşterilerimiz sipariş öncesi 15-20 dk sohbet etmek istiyorlar. Böylece beyin lezzet şölenine hazırlanıyormuş."

Hay ben o beynin...

Hepimiz kırmızı et yemeye karar verdik ve bonfilelerimizi ısmarladık.

Garson gitti.

"Aa, biz ne içeceğiz çocuklar? Sormadılar da! Garson Bey, şarap menüsünü verir misiniz?"

Grubun enoloğu benim ya şarap seçimi de bana kaldı. Yemeğimiz ağır ve o ağırlığı taşıyabilecek iki şarap düşündüm.

"Cabernet Sauvignon ya da Shiraz olarak ne tavsiye edersiniz?"

"Şimdilerde müşterilerimiz Buzbağ tercih ediyor. Hafif hafif iyi gidiyormuş!"

Yüce tanrım, yalvarırım sen bana sabır ver! Bu akşamın huzur içinde geçmesini, şu kılkuyruk herifi camdan aşağı atmadan önce afiyetle yemek yememizi nasip eyle.

"Güzel kardeşim, Balkanlar'ın en iyi restoranının asil garsonu! Bonfile ile her şarap içilmez. O lezzetin ağırlığı altında ezilmeyen gövdede bir varietal ya da ikili kupaj gerekir. Ayrıca, Buzbağ da hafif bir şarap değil, Diyarbakır'ın taneni yüksek Boğazkere'siyle Elazığ'ın meyvemsi Öküzgözü kupajı, gövdeli bir şaraptır. Aslında Kalecik Karası ya da Boğazkere sepajı da tercih edilebilir; ama şimdilerde diğer müşterilerinizin içtiğini değil, kendi tercihimiz Cabernet Sauvignon ya da Shiraz sepajı içmek istiyoruz."

"O zaman size Egeo verelim efendim. İçinde biraz o dediğinizden de vardı galiba. Kabare Losyon muydu?"

"Yok, After Shave! Bir de kalıcı olanları var: Eau de Cologne!"

"Haa, Egeo onun kısaltmasıymış demek ki. Sizden yeni bir şey öğrendim efendim."

Yanımda oturan arkadaşım koluma girdi.. Karşımdaki de alnımı sildi. En sevdiğim türküyü mırıldanmaya başladım.

Evlerinin önü mersin
Ah sular içmem kaderim tersin tersin
Mevlâ'm bana sabır versin


"Garson Bey, siz bize Buzbağ açın lütfen." dedi arkadaşlarımdan biri.

"Birazcık losyon varmış Egeo'da! Şaka gibi!! Merlot ile kupaj olduğunu nasıl bilmez! Şu kadehleri de değiştirtin Allah aşkına, sanki primeur içeceğiz! Bizi bırak, Buzbağ'a saygısızlık! Söyleyin de daha büyük ve dar ağızlı kadehler getirsinler."

"Uğraşma şu çocuklarla Ata ya. Şarabı senin kadar bilmek zorundalar mı? Kapasiteleri bu kadar işte."

"Bu ülkede devamlı kalsam kafayı yerim ben! Yurt dışında dünyanın en sakin adamı olan ben neden buradayken sokakta, lokantada, markette çıldırıyorum; kuruşlara, sigaraya, minibüslere, batı özentisi AVM'lere takıyorum? Gariplik bende değil de bu ülkede olmasın sakın! Burası İstanbul'un en ünlü lokantalarından biri değil mi? Bak ödül de almışlar. Fiyatları da bunu teyit etmiyor mu? Asgari ücretle beline önlük bağlanmış çocuklarla böyle bir işletme çalıştırılır mı? Tabii ki verdiğim paranın karşılığını almak isteyeceğim. Onlar da doğru dürüst maaşlarla eğitimli personel çalıştıracaklar. Bir daha da İstanbul'da yemeğe çıktığımızda ağzımı açmayacağım, siz konuşun; enolog menolog değilim ben!"

"Bu höt höt'lükle nasıl Satış&Pazarlama yapıyorsun, anlamıyorum."

"Hoppalaaa!! Medeni dünyada her yanımdan saldırı beklemiyorum ben! Kimse beni kandırmaya çalışmıyor ve verdiğim paranın karşılığını da alıyorum. Yani orada sakin, Avrupa versiyonum kullanılıyor!"

"İyi tamam, bir söyle-bin işit. Lâf da söylenmiyor."

Bu arada şarabımız geliyor. Garson Beyimiz ortalarda yok. Şişeyle güreşe tutuşan komimiz sonunda mantarı yenip kadehlerimizi silme dolduruyor!

Al hançerini kadınım vur ben öleyim
Ah kapınızda bi danem, kul ben olayım


Önce biraz dekante etseydik, tadıp asiditesine, gövdesine, tanenine baksaydık; aromasında, bukesinde kaybolup, gözyaşlarını izleseydik. Başımızla da olur verseydik de kadehlere öyle doldursaydın be çocuğum!

Evlerinin önü susam
Ah su bulsam da gadınım çevremi yuğsam
Açsam yüzünü baksam dursam


Garson Beyimiz de nihayet elinde dört tabakla teşrif ediyor!

"Bonfile?"

Ne getirdiğinden bihaber, sanki dördümüz de farklı sipariş vermişiz gibi bonfilenin sahibini arıyor!

"Sayın garson, hepimiz bonfile ısmarladık!"

"Şimdilerde müşterilerimiz..."

Al hançerini kadınım vur ben öleyim
Ah kapınızda bi danem, kul ben olayım


"Ya sahi Garson bey, merak ettim! Siz bize etimizin nasıl pişmesini istediğimizi de sormadınız! Az-Orta-İyi Pişmiş gibi yani."

"Merak etmeyin efendim. Ben iyice pişirttim. Ustadan da özel ilgisini rica ettim sizin için! Nasıl, Buzbağ losyon markajını beğendiniz mi?"

"Hem de nasıl. Real Sociedad'ın Carlos Martínez'i kadar iyi."

"O şaraptan bizde yok; ama müdürüme söyleyeyim, bir daha geldiğinizde sunalım efendim."

Türkü bitti. Belki de kalkıp Ankara Misketi oynamalıyım!

"Ya garson kardeş, sen gel hele şu kavınızı, mutfağınızı bana bir gösteriver!"

İstanbul'un en ünlü lokantalarından biri olan Kanepe'de geçen sene, böylesi müthiş bir hizmete dört kişi 480TL+50TL (bahşiş) hesap ödedik. Geçenlerde bir arkadaşımla yine aynı yere gittik. Gergindim aslında. Levrek ve somon ısmarladık. Sauvignon Blanc ya da Chardonnay iyi giderdi yanında; ama gel de anlat bunu garsona! Chardonnay var mı desem, Bizde Şahsuvar diye biri yok efendim diyebilirdi. Şarap menüsünü istedim. Eski tas eski hamamda durmaya devam ediyordu!

"Şu var mı, yok. Bu var mı, yok. Kardeşim o zaman çizin menüde üzerini."

"Çocuğun ne kabahati var Ata. Bu höt höt'lükle sen nasıl Satış&Pazarlama yapıyorsun, anlamıyorum!"

Al hançerini kadınım vur ben öleyim
Ah kapınızda bi danem, kul ben olayım



Lu­ci­ano Res­ta­urant, Londra

Londra'da gitmekten en keyif aldığım restoranlardan biridir. Green Park metro istasyonundan yürüyerek 5 dk uzaklıkta, St Ja­mes's Stre­et'tedir. Smart casual gidebilirsiniz.

"Hoş geldiniz Mr Sahin. Masanızı hazırlatıncaya kadar size ve arkadaşlarınıza barda aperitif ikram edebilir miyiz?"

Rahat deri koltuklara kuruluyor, Swe­et Pe­arl ve Scot­tish Mu­le ısmarlıyoruz. 10 dk kadar sonra, "Mr Sahin, bu akşam size ben hizmet edeceğim. Adım Paul. Sizi masanıza davet edebilir miyim? İçkilerinizi de masanıza getireceğim." diyor, ellili yaşlarındaki garsonumuz. O önde, biz arkasında si­yah ko­lon­lu sa­lo­nun du­var ke­na­rın­da­ki, bir ka­ne­pe ve üç san­dal­ye­den olu­şan masasına yöneliyoruz. Oturur oturmaz, masamızın güzel hanımları duvarlardaki kadın portrelerine bakışımızı kıskanıyorlar!

Bardaklarımıza su doldururken menüleri de bırakıyor Paul ve yanımızdan uzaklaşıyor. Az ilerimizde gözlerini masamızdan ayırmadan çağırmamızı beklerken, bir süre sonra ona bakmamla yanımıza geliyor.

"Siparişlerinizi almaya hazırım Mr Sahin."

"Paul, baş­lan­gıç ola­rak Be­zel­ye­li Ri­sot­to, Tom­bik Moz­za­rel­la di Bu­fa­la, ana ye­mek olarak da pat­lı­can ez­me­li ko­yun bif­tek, az piş­miş İs­koç bif­te­ği, gü­veç­te la­ha­na ve ce­viz­li geyik eti istiyoruz."

"Koyun bifteği ve geyik eti nasıl pişsin?"

"Koyun eti iyi pişmiş, geyik eti az pişmiş olsun lütfen."

Paul'ün yanımızdan ayrılmasıyla birlikte bir başka garson geliyor masamıza.

"İyi akşamlar Mr Sahin. Ben Burley. Bu akşamki someliyenizim. Lütfen siz menüyü incelerken ben de verdiğiniz yemek siparişine uygun şarabınızı seçmenizde yardımcı olacağım. Sizin düşündüğünüz bir şarap var mı?"

"Teşekkürler Burley. Kavınızın zenginliğini biliyorum. Napa'dan 2002-2004 Cabernet Sauvignon veya Syrah varietal, Bordeaux'dan 2003-2006 Cabernet Sauvignon-Merlot kupajı olabilir. Ya da sizin önerinize göre farklı bir şarap tadalım bu akşam."

"Teşekkür ederim Mr Sahin, size İtalya Pi­ed­mont yöresinden 2003 Cog­no Dol­cet­to d'Al­ba, Dol­cet­to se­pa­jını önerebilir miyim? Çünkü Paul'den aldığım bilgiye göre bu akşamki yemeklerinizin içinde nispeten hafif seçimler de var ve 12.5° alkol oranıyla, asiditesi düşük, orta tanenli bu meyvemsi sepajı çok beğeneceksiniz. Hatta şişede 4 gr şeker oranıyla sek-dömisek arası tadı, sizlere yemek sonrası tatlılarınızda da eşlik edebilecektir."

"Kulağa hoş geliyor. Peki Burley, tavsiyene uyalım."

Birkaç dakika sonra -şarap seçimini ona bırakmamın da onuruyla- Burley yanımda bitiyor, omuzları pek bir dik! İki eliyle tuttuğu şişenin etiketini bana doğru çeviriyor ve hafifçe de öne eğiliyor. Şişenin rekoltesine, apelasyonuna bakıp, başımla onaylıyorum. Önce kapüşonu kesen Burley, şişenin ağız kısmını bana çevirerek mantarda sızıntı olmadığını gösteriyor. Gözlerimin üzerinde olduğunu bilerek tek hamlede çıkardığı mantarın şişeyi terk ettiği anda çıkardığı ses, şişenin uygun şartlarda ve yatık olarak saklandığını kanıtlıyor. Mantarı önce kendi kokluyor sonra da küçük gümüş bir tabağa koyarak bana uzatıyor, tek eli arkada ikinci onayımı bekliyor. Aslında bir someliyenin kendi onayı yeterlidir; ama o, şarapsever müşterisine paye veriyor! Şarabın ancak birkaç milim yürüdüğü 45 milimlik naturel mantarı kokluyorum. Korkulu rüya: Fındıksı oksidasyon kokusu yok. Burley'e servise devam onayı veriyorum. Şişenin ağız kısmının birkaç santim altına keçe boyunluğu geçiriyor ve boynunda asılı küçük tadım kabına (tas de vin) bir miktar şarap koyarak önce kendi tadıyor ve sonra yine tek eli arkasında olarak koca gövdeli kadehime üçte bir oranında şarap koyup, geri çekiliyor. Parlak olduğu kadar esmer kırmızı şaraba ev sahipliği yapmaya hazırlanan kadehin geniş haznesini avcumun içinde ısıtmaya başladığım anda burnuma yaklaştırıp kokluyorum. Daha sonra, dairesel hareketlerle birkaç kez sallıyor, havayla buluşan şarabın gizli derinliklerinden yükselen koku moleküllerini keyifle içime çekiyorum. Gözlerim kapanıyor. Aromasındaki sanki lavanta ve hatta badem hissiyatı şaşırtıyor beni. Kadehin çeperlerinden süzülen eteği berrak gözyaşlarını ilgiyle izliyorum! Kadehin dudaklarıma değmesiyle damağıma doğru yola çıkan ipek­si erik ve bö­ğürt­len ta­dı müt­hiş bir lez­zet şö­le­ni­ne dö­nü­şü­yor. Dengeli kadifemsi gövdesi, gen­zim­de çağlayan bu­ke ve dokusu, baharatlı burukluğu ken­dim­den ge­çmeme yetiyor. Tüm göz­ler ba­na ba­kı­yor. Degüstasyonumu izlemekte olan Burley'e ha­fif bir baş ha­re­ke­tiy­le ser­vis ona­yı ve­ri­yorum. Hatasız bir hizmetle sunulan leziz ye­mek­ler ve de uyumlu şa­rabın baş döndürücü etkisi bizi keyifli bir sohbete taşıyor. İkin­ci şi­şe­yi de is­ti­yo­ruz ve aynı seremoniyi zevkle tekrarlıyor Burley. Tat­lı olarak ter­ci­hi­mi­zi Ti­ra­mi­su, çi­ko­la­ta­lı Ca­nel­lo ve don­dur­ma­dan ya­na kul­la­nı­yo­ruz. Üze­ri­ne de vu­ru­cu dar­be­yi grap­pa-es­pres­so iki­li­siy­le in­di­ri­yo­rum. Bir ara ba­kı­yo­rum, her­kes ar­ka­sı­na yas­lan­mış; bi­raz da göz­ler kapanmaya baş­la­mış. Sa­at ge­ce ya­rı­sı­na ge­li­yor. Mükemmel yemeğin mimarları Paul ve Burley bizi uğurlamaya hazırlanıyor.

Bu güzel akşamın bedeli olarak 190 sterlin hesap ödüyoruz ve bahşiş bekleyen de yok!

Ha bir de, bende sinirden eser yok!

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hiç şaşırmadım çünkü defalarca böyle durumlarla karşılaştım. Elbette sizin kadar detaylı bilmiyorum ama hizmetin kalitesi anlaşılıyor zaten.Kültürlü biri olduğumuz için yamukluklar gözümüze batıyor.Bazen keşke ayı Kazım filan olsaydım bir köşede zıbınıp gitseydim dediğim olmuştur.

Kerim Korkut 
 08.08.2016 21:17
Cevap :
Bizde cİngÖzlük had safhada! Adam milyon dolar harcayıp işletme açıyor; ama garsona, şefe ödeyeceği paraya acıyor. Personele diyor ki "Burası lüks restoran, bahşişler bol olur!" Garson da sonuca kilitlenmiş vaziyette sizi -bol bahşiş alarak- bir an önce sepetlemeye bakıyor ki aynı masayı bir kez daha döndürebilsin! Eşimle özel günlerde yemeğe çıktığımızda -akşam zehir olmasın diye- hır çıkarmayacağıma dair benden söz alıyor:) Ben de ertesi gün gidip canlarına okuyorum:)  09.08.2016 10:50
 

Yazıyı okuyalı epey oldu ama ancak yorum yazabiliyorum: Demek bizde en klas bilnen yerlerde bile yemek eziyete dönüşebiliyor. Üstelik 530 TL maliyetli bir yemek!.. Londra'da da anlaşılyorki, hem yemek yiyen hem de o yemeğin yenmesini sağlayanlar keyif alıyorlar. Aslında bizde herşey böyle. Dikkatli ve bilinçli bir tüketiciyseniz, bu ülkede eziyetle karşılık bulmayan hiçbir hizmet ya da mal alımı yapamazsınız. Aksine olması için, önce saygı kavramını sindirebilmemiz gerekir. Bunun için de çoook uzun bir yol görünüyor. Selam ve saygılar. H.H.Dulun

Hasan Hüseyin Dulun 
 30.09.2014 10:18
Cevap :
Beklentileri, ödeyeceği parayla eş değer olan insanlar için evet, -ülkemizde en lüks restoran dahi- eziyet olabiliyor! Çünkü yatırımcı bir an önce parasını çıkarmak ve çok kazanmak istiyor! Bu da "düşük gider-bol gelir"le olur! Verilen hizmetin kalitesini ölçebilecek kaç kişi var sizce ülkemizde? Yemeği salt "karın doyurmak" olarak gören bir toplumuz biz! Dolayısıyla, öyle müşteriye böyle garson da çok zaten! Ülke rotasını değiştirmişken, bu saatten sonra garsonları, lokantaları değiştirmeye çalışmak boşa çaba:( Teşekkürler Hüseyin Bey, sevgiler.  30.09.2014 17:30
 

Yemek için yaşayanlar için işkence ya da ödül sayılabilecek nitelikteki bu yaşanmışlıklar, sadece yaşayabilmek için yemek yiyenlere çok gereksiz ayrıntı olarak gözükebilir. Ancak yemek insan hayatının vazgeçilmezidir, kesinlikle özen ve eğitim bir arada gerekir. Anlatım müthiş emeğinize sağlık Ata bey, Sevgi saygı selamlar

Cemile Torun 
 07.05.2013 23:31
Cevap :
Evde bile yeniyor olsa yemek, bir şölene dönüştürülebilir! Yemek için değil de yaşamak için yenmelidir! Ne yazık ki ulusca "Şiş Kebap-Rakı Kültürü"nden geliyoruz! Mideler dolsun, kafalar çakırkeyif olsun! Türkiye'deki en lüks lokantaya da gitseniz Someliye bulamazsınız. Garson, etinizin nasıl pişmesini istediğinizi de sormaz! Çünkü içeride medium (orta) ya da well-done (iyi pişmiş) ile uğraşacak sabırda bir şef yoktur! Rakı içmeniz tercih edilir. Çünkü servisi kolaydır! Şarabın da kırmızısıyla beyazı vardır. Tatları güzeldir. Bir an önce tıkınıp/zıkkımlanıp kalkmalı ve bol bahşiş bırakmalısınızdır! İyi bir müşteriden beklenen budur! Teşekkürler Cemile Hn, sevgiler.   08.05.2013 7:28
 

Gelen yorumlarda blog kadar keyifli:-)) hanımlar fena bindirmiş:-)) Senin ne huylu bir adam olduğunu biliyoruz elbette ama şu luciano'yu birde Elçin'e anlattırdım:-) Bizde varsa yoksa rakı Atacım. Çünkü insanlarımız keyif alma derdinde değil kafa bulma derdinde. Yine çok güldürdün beni. sendeki gözler bir başka, başkası göremez bunları. Bye

Celennium 
 24.10.2012 9:45
Cevap :
Evet, Esin'le Nilay çok kızmışlardı bana:( Ama tabii ki altta kalmamıştım:) Luciano'nun keyfini Elçin epey sürdü, anlatmıştır! Rakı hakkındaki tespitine de yürekten katılıyorum. Hep gülsün yüzün Selen'cim. Teşekkürler, sevgiler.  24.10.2012 11:11
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 8319
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1138
Kayıt tarihi
: 07.03.09
 
 

Ne güzel bloglar yazdık, ne muhteşem dostluklar kurduk; onlar kaldı baki... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster