Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Haziran '07

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
453
 

Hudson Enstitüsü'nde

Hudson Enstitüsü'nde
 

Uzun bir aradan sonra tekrar merhabalar, sınav heyecanı, kitap derdi derken nerdeyse on gündür yazmak için geçemedik bilgisayarın başına, neyse diyelim ve konumuza geçelim.

Malumunuz Türkiye’de iki üç gündür yoğun bir şekilde bir şeyler tartışılıyor. Amerika’da faaliyet gösteren, Mehmet Ali Birand’ın deyimiyle orta seviyede görülebilecek bir stratejik araştırma kuruluşunda (Hudson Enstitüsü), Türkiye için fazla olağanüstü olmayan bazı senaryoları da içeren bir konferans düzenlenmiş. Mesela ne konuşulmuş bu konferansta diye baktığımızda, kulağımıza çalınanlardan öğrendiğimiz kadarı ile Anayasa Mahkemesi Başkanı bir suikaste kurban gidiyormuş, Beyoğlu’nda patlayan bombada en az elli kişi ölüyormuş ve bu kaos ortamının doğal bir sonucu olarak Türkiye en sonunda Kuzey Irak’a giriyormuş. Normal bir ülkede toplantıda konuşulduğu söylenen bu konular üzerinde bir tartışma olması beklenirken, Türkiye’de toplantıya katılanlar üzerinden bir tartışma almış başını gidiyor. Biz de günceli yorumlamak maksadıyla elimiz mahkum olarak toplantıda konuşulanların değil de toplantıya katılanların üzerinden devam eden bu fuzuli gündem üzerine bir şeyler yazmaya çalışacağız.

Konferansa katılanlar arasında kurumun Türkiye uzmanı olarak gösterilen hanımefendinin söylediğine göre Genel Kurmay Başkanlığı bünyesinde faaliyet gösteren ve askerin 'think-tank’i olarak da bilinen Stratejik Araştırma ve Etüd Merkezi (SAREM)’nin başkanı Tuğgeneral Süha Tanyeri’de katılmış.

Aslında buraya kadar en azından bana göre öyle olağanüstü bir durum yok. Stratejik araştırma ve etüd maksadıyla oluşturulan bir kurumun gidip de Amerika'daki veya başka bir kıtadaki herhangi bir stratejik araştırma kuruluşunun organize ettiği bir konferansa katılması gayet normal. Durumu gayet normal pozisyonundan gayet anormal hale sokan, başbakanın danışmanı Egemen Bağış’ın, toplantıya katılan askeri yetkililer için 'Eğer kalkıp itiraz etmemişlerse veya toplantıyı terk etmemişlerse vatan hainidirler' şeklinde bir demeç vermesi oldu. Askerin isminin vatan hainliği kavramıyla bir arada hem de resmi bir yetkili tarafından aynı cümle içerisinde kullanılması doğal olarak Türkiye’de ortamı birden gerdi.Daha sonrasında meclis başkanının ve başbakanında konu hakkında ilginç sözler söylemesiyle ( Bunlar deli saçması vb. ) konu birden dallanıp budaklanmaya başladı.

Birileri toplantıdan bilgi sızdırılmasının hükümetin bilgisi dahilinde olduğunu ve AKP’nin bunu seçim öncesi bir propaganda malzemesi olarak kullanmak için planladığını ileri sürüyor, birilerine göre bunlar Zayno Baran isimli Türkiye uzmanı hanımefendinin başının altından çıkıyor, birileri toplantıdan bilgiyi sızdıran ABD’dir; çünkü Türkiye’yi karıştırmak istiyor diyor, birileri de tabiî ki asker niye bu senaryolar karşısında sessiz kaldı, bu Türk askerine yakışır mı diyor.

Olayı ve olay hakkında bir şeyler diyenleri sıraladıktan sonra kesin olarak şunu söyleyebilirim ki sevgili okurlar, yapılan bu tartışmalar, söylenen sözler, atılan iftiralar, çizilen komplo teorileri, MGK’da birbirine çatık kaşla bakan asker ve siyasiler, bunların hepsi Türkiyemizin, bizi biz yapan en önemli değerin düşmanı olanların ekmeğine yağ sürüyor. Dışardan tarafsız bir gözle bakıldığında gayet normal olarak görülebilecek bir durum, fesat heveslilerinin gözüyle bakıldığında bugünkü halini alıyor. Baskın Oran’ın dediği gibi dünyada 260 bin civarında 'think-tank' kuruluşu var küçük veya büyük, bunların hepsi günlerini değişik devletler üzerine yazdıkları senaryoları tartışarak geçiriyorlar. Bazısı Türkiye’yi yazıyor bazısı Fransa’yı, bazısı Almanya’yı, ABD’yi.

O nedenle efendim seçimlerin yaklaştığı ve ortamın kendiliğinden gergin olduğu şu günlerde, partiler ve partililer arasında ki gerginliğe, Türkiye’nin başat kurumları arasındaki gerginliği de eklemek, ancak bu vatana düşman olanların düşüneceği bir iştir.

Kurumlar arasındaki anlaşmazlık, partiler arasındaki anlaşmazlıktan daha tehlikelidir. Seçime giderek partiler arasındaki kavgayı biraz dindirebilirsiniz, fakat ülkenin kurumları karşı karşıya gelmeye başladı mı, özellikle Türkiye gibi bir yerde bunun ilacını bulmak o kadar da kolay değildir. Son çare olarak her on yılda bir ameliyat masasına yatmak zorunda bile kalabilirsiniz Allah korusun.

Ne diyelim, gerçek gündeminin farkında olan ve gerçek sorunlarını da gerçek olmayan sorunları kadar hevesle tartışabilen bir Türkiye dileğiyle…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 22
Toplam yorum
: 16
Toplam mesaj
: 17
Ort. okunma sayısı
: 1934
Kayıt tarihi
: 12.05.07
 
 

1982 Bayburt doğumluyum. İlk okulu başka, orta okulu başka, liseyi başka bir şehirde okudum. Bunl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster