Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Temmuz '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
811
 

Hukuk+ Gukuk = 4/4'lük Gerçek

HUKUK + GUGUK = 4/4’lük GERÇEK

2 + 2 = 4 (Dört) ya da 2 x 2 = 4 (Dört) ya da 1+1 = 2 x 1+1= 2 = 1+1+1+1 = 4 (Dört) Aynı kapıya, aynı rakama çıkan bu Üç şıktan birini seçip, beğenip, alın. Ve bizim hukukçuların önüne koyun. Arkanızı dönüp sadece hapşırın. O kısa zaman diliminden sonra, geriye döndüğünüz zaman, her hâl ve kârda ve şartta 4 (Dört) etmesi gereken neticenin: pi sayısı falan ettiğini, çok büyük bir rahatlıkla görecek olursanız, sakın şaşmayın. Ya da çıldırmayın!. Hele bu hukukçular, anayasa hukukçuları ise, 20%’si daha da akıl almaz astronomik astrolojik sonuçlar elde edeceklerdir. Keza, bazı onursallar bu basit problem karşısında, mümkünse bütün 1 ve 2 rakamları ile artıların, çarpıların, eşitlerin, bölme ile çıkartmaların ve 4 rakamlarının tutuklanması konusunda, fezleke bile hazırlanmasında yarar göreceklerdir. Günümüze oranla bu anlatım abartılmış bir anlatım asla değildir. Ne yazık ki; bu durum, Türkiye’deki hukuk matematiği ya da hukuk mantığı gerçeğinin, tamamen kendisidir. Ve bu rezaletlerin muhatabı da milletin bizatihî kendisidir.

Ciddi ve mütefekkir bir zümre dışında, hukuk mesleğinden olanlardan kimin doğru, kimin yanlış olduğunu, halkın artık anlaması da mümkün değildir?!. Hukukta hele anayasada matematiksel doğrular yoksa, birinin astığını diğeri kesiyor, bir başkası da baş tacı ediyorsa, bunun adına hukuk değil; gerçekten guguk denir. Her aklına gelenin yorumuna açık olan, ne hukuk maddesi ne de anayasa maddesi olur! Şayet olur ise; mutlak surette adalet olmaz, adalet yerini bulmaz. İşte bu sebeple, adliye kapısını haklı ya da haksız görüp de, neredeyse Türkiye’de mağdur olmamış mağdur kalmamış tek vatandaş yoktur. Ne yazıktır ki; Türkiye, kendi Anayasasında yazdığı gibi, “lâik demokratik bir hukuk devleti” kavramları ile yakından uzaktan henüz ilgili de değildir.

Bu hâl ve şerait tahtında mevcut hükümet, Türkiye Cumhuriyeti’ni bu kavramlarla akort hâle getirmek üzre, var gücü ile çalışmasına rağmen, varlığı ispat edilememiş olmasına rağmen, bu hükümete atılan çamurlar sebebi ile neredeyse elit sayılabilecek herkes, bu hükümete karşıdır. Yakında bu hükümet de Demokrat Parti hükümeti zamanında olduğu gibi, “öldürdüğü yüzlerce talebeyi kıyma makinesinden geçirip, Vatan cad. altına gömecektir.” <ı>(bak: o günün gazete arşivleri) Gerçekler açısından, işin esas yüzü, maalesef bu denli düşündürücüdür bence. Yani yaptığı her tür yakıştırmanın yanı sıra mümkün olsa muhalefet, bu türden bir yakıştırmayı da rahatlıkla yapabilecektir, iktidara karşı.

Ve bu yüzden TBMM çatısı altında, her hangi bir kanunun çıkması için, yapılması gereken olağan çalışmalardan önce, muhalefet duvarına karşı, hükümet tarafından bir ön çalışma turu daha yapılmak mecburiyeti vardır. O da yetmediği zaman, bir de Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı zaman kaybı, moral kaybı yaşanacaktır. Ne acıdır ki; Türkiye bu yüzden her konuda, iki, üç misli zaman sarf etmekte, çok boş yere yıpranmaktadır. Diyanete rağmen kısmen lâik olmak, muhalefete rağmen mutlaka demokratikleşmek, tüm kurulu kurumlarına ama statükoya rağmen, millet için hukuk devleti haline dönüşmek, olmazsa olmaz şartlardandır. Ve bu şartlar medenî Dünya’nın ilkeleridir. Ait olmamız gerekli olan cemiyetlerin değişmez şartlarıdır. Gerçek hukuk, gerçek demokrasi, gerçek insan hakları ve gerçek lâiklik karşısında direnmek, sadece gerçek hainlere özgü bir meseledir. İşte asıl bu sebeple, bu kerre Anayasa Mahkemesi yine yetkisini aşmış olmasına rağmen, fazla ileri gitmemiş, esasen varlığı elzem olan bu yeni maddeleri, bir noktada meşru da kılan bir tavrı benimsemekle, Anayasa değişikliğinin önünü de açmıştır. Mahkemenin bu hâli esas itibariyle, hem bu değişiklik için müspet anlamlı bir ihsas-ı rey, yeni bir Anayasayı da prensip olarak tasdik eder mahiyette bir tavırdır. Ve bu cephesi ile sevindiricidir.

Bugünkü kendi varlığı ve Türkiye’ye karşı davranışları, tartışma götürse de; artık AB kriterleri için bu topluluğa da girmek isteyen ve G20’ye girdiği gibi, Dünya’nın 16. büyük ekonomisi haline dönüşmüş olan, Dünya’yı kasıp kavuran krizden en az etkilenmiş ekonomi dirayeti ile çıkan, bölgesinin en güçlü devleti konumunu sergileyen, hedefine 10. büyük Dünya ekonomisi olmayı koymuş olan Türkiye ve Onu Sekiz senede bu hâle getiren hükümeti, Allah rızası için söyleyin ki; çok zorla elde ettiği bu fotografın karşısında, bırakın kendi milletine karşı, Dünya milletlerine karşı nasıl bir salaklık yapabilir?!. Bu adamlar bu kadar dangalak olabilirler mi? Var sayalım ki, büyük bir salaklık yaptılar. Sandık bu milletin önünde, irade bu milletin elinde değil midir? AKP Alaşağı edilir. Üstüne de bir bardak su içilir. Olur biter. Bu millet bu oy oyununu Ecevit’e karşı yapmadı mı?.. Aynını AKP için de isterse yapamaz mı? O halde bunca akıl görünümlü adamın korkusu nedir?.. Cemiyete pompalamaya çalıştıkları bu korku ıklimi ne ve bunun sebebi nedendir? Ya da Anayasa Mahkemesi CHP için doğru adresse, şu an bu mahkemenin düzelterek kabul ettiği yeni Anayasa maddelerine “-Hayır” demek, neye göre bir akıldır? Ve nasıl olup da CHP’yi haklı kılabilecek bir tutumdur? İşte tüm bütün bunlara akıl tutulması denir.

Bugün olanların ve daha da olması gerekenlerin olmaması, oldurulmaması halinde, anne dayım meşhur Sakallı Celâlin, kendisinden daha meşhur olan sözünde, gerçeğin değer bulması gibi, bizler için sürekli netice: “Türkiye Batıya giden bir gemidir. İçindeki herkes Doğuya koşar.” şeklinde olacaktır. Hatta o doğu, muhaliflerin bu ülke ve milleti için çizmek istediği baht sebebi ile Dünya’nın dışını işaret eden, dönüşü bile olmayan, çok uzak bir doğu da olabilecektir..

Öyle ya da böyle, Türkiye Cumhuriyeti mutlaka Evrensel rayına oturacak, oturtulacak kendisine de gayet ince ayar çekecektir. Bu ince ayarı milletin vekilleri el birliği ile çekmezlerse, başkaları da inceden inceye bu ayarı çekebilir. Tabiî bu uğurda da çok insan, çok anlayış ve çağdaş millet olmama adına tatbik olunan sıra dışı bütün tavırlar, o tavırların sahipleri süratle ıskarta edilecektir.. Hatta edilmeye başlanmıştır da... Ancak ağır ve çok acı olan mesele: Tüm bu işlerin ve karmaşanın, yıllardır yeni doğanlar ile yetişmekte olan çocukların, gençlerin gözleri ve hükmî şahsiyetleri önünde, kelli ferli, ün unvan sahibi kişiler tarafından gerçekleşmekte olmasıdır. Armudun dibine düştüğü doğru ise; Bu akıl dışılığı görerek yetişmiş olan bu gençlerden, bu millet yarınları için ne bekleyebilir? Her gece ayrı bir TV ekranında boy gösteren bu zevat, önce bu sualime cevap verip de, bu fikir teatilereine devam ederlerse; gerçek anlamda, bu ülke insanı için sevinirim. Zîra, hem doğruyu söyleyen, hem de eğride ısrar eden herkes iyi bilmelidir ki; sonunda bütün kişiler, lâyık oldukları kendi savları ile savunulurlar. Ancak artlarında bıraktıkları millet enkazını, ne kendileri ne de başkaları savunamaz!..

Haydar Volkan

Çiftehavızlar: 10.07.2010

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 148
Toplam yorum
: 41
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 490
Kayıt tarihi
: 04.02.09
 
 

Haydar Volkan: 21.05.944 Rebabi bestekar Sabahaddin Volkan ve Piyanist Mukadder Volkanın oğlu olar..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster